A+
A-
Cahit Çançi*
[email protected]
Sorunları, Soruları ve Düşünceleriyle Gençler
Tarihler değişir, aylar birbirini kovalar ve yıllar tarihe karışır ama değişmeyen tek şey, her çağda gençlerin var olacağıdır. 20’li yaşlarına yaklaşmak üzere olan bir genç olarak hayatın günden güne daha karmaşık ama bir o kadar da ilgi çekici bir hal aldığını hissediyor, düşünüyorum. Kendi isteklerimiz, umutlarımız, heveslerimiz ve amaçlarımız gitgide belirginleşiyor ancak henüz bu yolun üzerinde nasıl ve de emin adımlarla ilerleyeceğimizi bilemiyoruz. Kimileri her şeyi aklında bitirdiğini ve bundan sonra ne yapacağını büyük bir kesinlikle dile getirirken, kimileri de hayatını tek bir şeyle sınırlandırmak istemediğini söylüyor.
Bir genç olarak etrafıma baktığımda yaşıtlarımla hem ortak hem de zıt noktalarımın olduğunu fark ediyorum. Yapmak istediğimiz işler, dinlediğimiz şarkılar, sevdiğimiz insanlar ve düşüncelerimiz ne kadar farklı olursa olsun hepimizin karışık duygu ve düşüncelerle buluştuğumuz ortak nokta: Gelecek.
Hepimiz daha iyi bir gelecek umuduyla ve hayaliyle yaşıyoruz. Buna göre kararlar alıyoruz ve kendimizi tanımaya çalışıyoruz. Etrafımızdaki herkes bize gelecekte ne olacağımızı, nerede çalışacağımızı, kiminle olacağımızı, üstelik kesin yanıtlar bekleyerek, soruyor. Ama biz kendi geleceğimizden ne kadar eminiz ki?
Bulunduğun noktadayken hem kendini tanımaya çalışmak hem de bütün hayatını aynı anda planlamak zor bir şey. Kendine uygun bir yol çizersin ama zaman ilerledikçe o yol sen farkında olmadan değişiyor ve de sen kendini tanımaya devam ediyorsun. Günümüzdeki ve ülkemizdeki sorunları düşününce bir genç olarak bazen karamsarlığa ve kararsızlığa sürükleniyorum. Birçok engel ve kısıtlama insanın yapmak istediklerinin önüne taştan duvar örüyor. O an sadece kendinize ve içinizdeki ışığa güvenerek hareket edebiliyorsunuz.
Ama sadece benim varlığım tüm geleceğimi tayin etmeme yeter mi?
Dış etkenler, çevremizdeki insanlar ve yaşadığımız ülkeler bizim hayatımızı elimizde olmadan şekillendiriyor. Bizim elimizde olan tek şey buna uyum sağlamak ve kararlarımızı bu koşullar altında almak. Ne var ki bunları yaparken kimi zaman yanlış anlaşılmak da kaçınılmaz olabiliyor.
Gençken pek bir şey bilmediğimizi sanıyorlar. Düşüncelerimiz genellikle deneyimsizlikle, hayallerimiz saflıkla ve itirazlarımız saygısızlıkla eşleştiriliyor. Bunların yanlış olduğunu söylemeye çalıştığımızda daha da yanlış anlaşılıyoruz. Bana göre bir insanın genç olması, söylediklerinin daha az değerli olduğu anlamına gelmiyor. Söylediklerimiz yeni bir bakış açısı yaratabilirken bunu sorumlulukla sunmamız hem yetişkinlerin hem de gençlerin daha iyi anlaşmasını sağlayabilir. Özellikle anneleri ve babaları tarafından anlaşılmamak gençleri yalnızlığa itebiliyor. Kimse her dediğinin ya da yaptığının alkış toplamasını istemiyor. Sadece anlaşılmak bile umut veriyor, var hissettiriyor.
Başarısızlık ise tahammül edilemeyecek bir hata olarak görülüyor. Notlar, diplomalar, sertifikalar, yabancı diller, meslekler... Gençliğin sürekli kendini geliştirmek ve bir şeyleri kanıtlamak zorunda olduğu bir dönemdeyiz.
Bir insanın değeri sadece başardıkları, elde ettikleri ile mi ölçülüyor? Biraz durmak, kararsız kalmak veya başarısız olmak neden bu kadar korkutucu
? Şunu anladım ki aklımızda yüzlerce saçma sayılabilecek düşüncelerimiz olsa da kendimize hata yapabilme özgürlüğü tanımalıyız. Kendi adıma başarısız olmanın utanç verici bir durum olmadığını anladığımdan bu yana kendime saçmalama izni verdim. Verdim, çünkü beni doğru olana götürecek bir yolun da bu olduğuna inanıyorum. Kendimize baskı uygulamamalı ve içimizden doğru geldiği şeyi yapmaya devam etmeliyiz. Düşüncelerimiz zaman içinde değişecek, olgunlaşacaktır.
Saçma sayılabilecek düşünceler demişken... Hayal kurmak sizce artık bir lüks haline mi geldi? Eskiden gençlerin hayal kurması teşvik edilirken bugün onlara daha çok gerçekçi olmaları söyleniyor. Hayallerin toz pembe bulutlar üzerinde gezmek olduğu ve bunun yerine ayaklarımızın yere basması gerektiğinden söz ediliyor. Çocukken dünya üzerindeki her şeyin bir hayalden yola çıkılarak yapıldığını düşünürdüm. Arabalar, binalar, işler, iyi bir aile... Bunların hiçbiri bir günde inşa edilmedi, herkes önce hayalini kurdu ve gerçekleştirdi. Sevdiğin işi yapmak, sanatla ilgilenmek, başka bir ülkede yaşamak veya sıradan olmayan bir hayat istemek ise artık riskli bir tercih olarak görülmeye başlandı.
Hayaller ile gerçeklerin arasındaki mesafe yıllar geçtikçe artıyor. Hayal kurmak kendini avutmak, mantıksız düşünceler içinde gezmek değildir. Hayal kurmak, gelecekte inşa edilecek bir şeyin en saf düşüncesidir. İnsanın karar verme, gayret etme anıdır. Bu yüzden bir insan kaç yaşına gelirse gelsin, hayal kurmaktan vazgeçmemeli. Çünkü her yaşta gerçekleştirilecek bir hayal vardır.
Hayaller ve gerçekler arasındaki mesafe açılırken bir başka soru daha aklıma geliyor. Kendi hayatımızı mı yaşıyoruz, bizden beklenen hayatı mı? Üniversitede doğru bir bölüm, meslek hayatında doğru bir iş, doğru yaşta başarı, kabul gören bir yaşam... Gençler gerçekten istedikleri için mi seçim yapıyorlar yoksa başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak için mi? Ben çocukluğumdan beri resimle, sinemayla ve oyunlarla ilgisi olan bir çocuktum. Henüz daha küçük bir çocukken ailem ağlamamı susturmak için elime bir kalem vermişti, bugün hâlâ o kalemi tutuyorum. Bu, benim kendimi ifade etme ve insanlarla iletişim kurma biçimim.
Doğrudan söylendiğinde hiçbir etki yaratmayacak bir mesajı yazdığım hikayelere sığdırmayı ve bu şekilde anlatmayı seviyorum. Ailem beni her zaman destekledi ama bazen çevremden sanatla ilgili işlerin değersiz görüldüğüne ilişkin söylemler duyuyorum. Toplumun önünde mühendis, doktor, avukat veya polis olmak en çok saygı duyulabilecek şeyler iken bazı gençlerin yapmak istediği işler önemsizleştiriliyor, eleştiriliyor. Bu da insanların yapmak istedikleri, hayali olan şeylerden vazgeçmelerine, istemedikleri hayatlara mahkûm olmalarına ve bir ömür boyu mutsuz yaşamalarına neden oluyor. Toplumun önünde güya saygı duyulan işi yapmanın kahrını çekerken aklında sürekli yaşayabileceği başka hayatlar canlanıyor.
Ama son zamanlarda bir genç olarak fark ettiğim şey, yaşıtlarımın artık giderek başkaldıran bir tutum sergilemeye başladıklarıdır. Dünya genelinde özellikle son yıllarda kaotik bir süreç yaşanıyor. Ekonomik, politik ve bir ülkeyi etkileyebilecek sayısız olaylara şahit oluyoruz. Bu süreçte beni en çok heyecanlandıran şey, sokaklara çıkıp haklarımızı arayabilme potansiyeline sahip olduğumuzu idrak etmemiz. Çünkü susarak, boyun eğerek iyi bir geleceğin var olmayacağını biliyoruz.
Bu yüzden gençler olarak ayaktayız, konuşuyoruz, tartışıyoruz; daha iyi bir gelecek, daha yaşanabilir bir dünya için çaba göstermek üzere yola koyuluyoruz.
*Cahit Çançi şu an Kıbrıs’ta bir üniversitede görsel iletişim tasarımı lisans eğitimi alan, sinemaya ve hikâye anlatıcılığına ilgi duyan bir gençtir. Gaile’nin daveti üzerine kendisi gibi veya farklı düşünen gençlerle ortak bir noktada karşılaşmayı ümit ederek bu yazıyı yazdı.
Görsel (Yukarıdan görünüm: yaya geçidinde farklı yönlere yürüyen insanlar): Ryoji Iwata, Unsplash (Unsplash Lisansı ile kullanılmıştır).
Fotoğraf: https://unsplash.com/photos/aerial-view-photography-of-people-crossing-road-wuCNi2XfBeE