Boğaz’ı geçip köşeyi dönünce birden deniz karşına çıkar ya hep mutluluk demek olmuştu bu benim için. Geçen haftaya kadar böyleydi daha doğrusu. Geçen hafta Işık Kitabevi konuğu, sevgili arkadaşım Latife Tekin’i Girne tarafına götürürken denizi görür görmez derin bir acı hissettim. Kalbim, ruhum, bedenim şaştı. O denize bakarken hissettiğim ilk acı değildi bu ama öylesine taze, öylesine şiddetli ve kabul edilemezdi ki.” Tarifsiz kederler içindeyim” dedirten cinsten. Tanık olduğumuz deniz cinayetinin dalgaları hala savruluyor içimde. Bu yas çok uzun süre, benimle, bizimle kalacak biliyorum bunu. Böyle zamanlarda yaşıyor, yiyip içip geziyor olmaktan gizli bir utanç duyar insan. Hayat boğazında düğümlenen bir acı haline gelir. Düşüp düşüp yeniden ayağa kalkarak yola devam ettiğimiz bir deneyim zaten yaşamak. Kolektif bir yası yeterince tutmak, kaybedilenlerin anısını saygı ve değerbilirlikle yaşatmak, toplumsal belleğe kazınan bu travmayı atlatmak için gerekli çalışmaları yapmak özellikle kayıp yakınlarına psikolojik destek vermek önemli.
121 yolcunun öldüğü Helios uçak kazasından sonra Üniversitede çok sevdiğim bir öğrencimin de bu kazada anne ve babasını yitirdiğini öğrenmiştim. Küçük kardeşiyle birlikte akrabaları ile yaşamaya başlamışlardı. Ona bakarken içimi dolduran acıyı gizlemeye çalışıyordum. Kazanın üzerinden bir süre geçmişti ve bana uçak kazasında anne babasını yitirmiş bir çocuk değil de sadece anne babası ölmüş bir çocuk olarak kabul edilmek istediğini söylemişti. Pek çok çocuk annesiz babasız olabilir ama bir uçak kazası ile ilişkilendirilmek daha da acı verici. O dönemde Kıbrıs’ın güneyindeki terapistlerin mobilize edildiğini anımsıyorum. Başa çıkılması çok zor acılar bunlar ama bireysel ve kolektif yaslar ve geriye kalanların hayatını sürdürmesi konusunda da hiçbir konuda olmadığı kadar deneyim var dünyada. Sanat, edebiyat, müzik hep devrede olmuş bunun için.
Kötü haberler almaktan öylesine bıkmış durumdayım ki son sıralar. Hep söylerim hayatı en çok sevenler onun acılarından en derinden etkilenenlerdir diye. Bir arkadaşım geçenlerde “Hayatta kalabildiğimiz için sevinç duymamız gereken bir dönemdeyiz adeta” demişti. Bir yanda büyük bir pazara dönüşen gençliği ve yaşamı uzatma çılgınlığı diğer yandan gençlerden bile işitilen türlü sağlık sorunları, adını ilk kez işittiğimiz bazı hastalıklar.
Kovid sonrası gelen adrenalin patlamasıyla hareketlenen sosyal yaşamlar ve onların kısa videolar halinde önümüzden akmasıyla karşı karşıyayız. Klavyeler üzerinde kayıp duran parmaklar soluk soluğa kötülüyor, yargılıyor linç ediyor.
Bir yanda azıya almış bir adaletsizlik diğer yanda da bunun karşısında afallamış halde mücadele etmeye çalışan iyiler. Her an her alanda parçası ya da tanığıyız bunların.






