İstiklal Caddesi üzerinde, geçmişin bütün izlerini taşıyan bu tarihi mekânın kapısından içeri girdiğimde karşıma İhsan Cemal Karaburçak çıktı.
Ve kapıdan içeri adımımı atar atmaz bu kez karşıma bir renk olarak çıktı İstanbul.
Morun, sarının, turuncunun, yeşilin ve gece mavisinin birbirine karıştığı; sokakların, kadınların, evlerin, kentlerin ve hatıraların gerçeklikten sıyrılarak başka bir dünyaya dönüştüğü bir resim evreninin içinde buldum kendimi.
***
“Bir Renk Ressamı: İhsan Cemal Karaburçak” sergisi, yalnızca bir ressamın eserlerini yan yana getiren bir sergi değil...Bir hayatın, bir dönemin, İstanbul’un, Ankara’nın, Anadolu’nun ve gazetecilik yıllarında dünyaya açılan bir çift gözün görsel hafızası.
***
Önce biraz Casa Botter’den söz edelim...
Bugün İstiklal Caddesi'nin kültür sanat duraklarından biri olan Casa Botter, İstanbul’un bilinen ilk Art Nouveau yapısı.
1901 yılında, Sultan II. Abdülhamid döneminde sarayın Hollanda asıllı terzisi ve modacısı Jean Botter için yaptırılan yapı, İtalyan mimar Raimondo D’Aronco’nun imzasını taşıyor.
Zemin katında modaevi, üst katlarından birinde atölye, diğer katlarında ise Botter ailesinin yaşam alanları bulunuyordu.
Osmanlı’da modaevi olarak kullanılan ilk yapı olarak bilinen Casa Botter, yıllar boyunca saray çevresine ve Osmanlı aristokrasisine kıyafetler hazırladı.
İBB Miras’ın restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarıyla 2023 yılında Casa Botter Sanat ve Tasarım Merkezi olarak İstanbul’un kültür hayatına yeniden kazandırılan yapı, İstiklal Caddesi’nin hafızasına büyük katkılar sağlıyor.
İstanbul’da eski yapılar yalnızca korunmuyor; yeni hayatlar da kazanıyorlar.
***
İhsan Cemal Karaburçak’ın hayatı başlı başına bir roman konusu.
Ressam, 1898’de İstanbul’da doğuyor.
Beşiktaş Rüştiyesi, Kabataş İdadisi ve Posta ve Telgraf Mekteb-i Âlisi…
Sonra Posta ve Telgraf idaresinde başlayan çalışma hayatı.
Müfettişlikten Telgraf İşleri Müdürlüğü’ne uzanan bir meslek hayatı.
Anadolu’nun farklı coğrafyalarında telgraf hatlarının peşinde dolaşan bir adam.
Ve dünyanın farklı kentlerini görme fırsatı…
Bu yolculuklar yalnızca mesleki deneyimler olarak kalmıyor. Karaburçak’ın gözünü de eğitiyor.
1933 yılında Telgraf İşleri Müdürlüğü’nden ayrılarak Anadolu Ajansı’nda çalışmaya başlıyor ve 1949’a kadar gazetecilik yapıyor.
Belki de bu nedenle Karaburçak’ın resimlerinde bir haber metninin görünmeyen tarafını hissediyorum.
Olayın kendisini değil, olayın insanda bıraktığı izi…
***
Karaburçak’ın hayatındaki en önemli kırılmalardan biri 1930 yılında Paris’te yaşanıyor.
Kendi ifadesiyle fırçayı ilk kez orada eline alıyor.
École Universelle’e kaydoluyor ancak akademik eğitimin katı kurallarıyla kendi sanat anlayışı arasında bir uyuşmazlık olduğunu fark ederek eğitimini yarıda bırakıyor.
Ve kendi yolunu seçiyor...
Otodidakt bir sanatçı oluyor.
Karaburçak’ın bütün sanat hayatında karşımıza çıkan bağımsızlığın temelinde biraz da bu tercih var.
Kendisine çizilen sınırları kabul etmiyor.
Bir sanat akımının içine sığmayı reddediyor.
Kendi ritmini, kendi çizgisini ve en önemlisi kendi rengini buluyor.
***
Karaburçak kendisini tanımlamak için “Ben bir renk ressamıyım” diyor.
***








