Lefkoşa 27°USD48,33EUR56,14GBP65,40GRAM ALTIN6.720,54 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Muhalefette “istifa”, iktidarda sessizlik: Halkın Partisi’nin hesap verebilirlik sınavı

Kuzey Kıbrıs siyasetinde “yeni siyaset”, şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirlik iddiasıyla yola çıkan Halkın Partisi’nin hükümette bulunduğu dönem yeniden mercek altında.

5 dakika okumaHaber: Kıbrıs Postası
Paylaş
Muhalefette “istifa”, iktidarda sessizlik: Halkın Partisi’nin hesap verebilirlik sınavı

Halkın Partisi, 6 Ocak 2016’da siyaset sahnesine çıkarken iddiasını açık biçimde ortaya koydu.

Kudret Özersay, partinin kuruluşunda mevcut siyaset ve yönetim anlayışının değiştirilmesi gerektiğini söylüyor; HP’nin yeni siyaset anlayışını şeffaflık, hesap verebilirlik, liyakat ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlar üzerine kuruyordu.

HP’nin en önemli siyasi sermayelerinden biri de buydu:

Eski siyasete karşı yeni siyaset.

Hesap soran ama gerektiğinde hesap da veren bir yönetim anlayışı.

Aradan geçen yılların ardından Halkın Partisi bugün yeniden siyasi sorumluluk ve hesap verebilirlik kavramlarını gündeme taşırken, geçmişte hükümet ortağı olduğu dönemin arşivi de aynı soruyu HP’ye yöneltiyor:

Muhalefette savunulan hesap verebilirlik standardı, iktidarda da aynı şekilde uygulandı mı?

2016: ÜÇ CAN GİTTİ, ULAŞTIRMA BAKANINA “İSTİFA” ÇAĞRISI

29 Kasım 2016 sabahı Girne-Değirmenlik Dağyolu’nda meydana gelen korkunç trafik kazası ülkeyi yasa boğdu.

Minibüs şoförü Denktaş Mutluel ile Bülent Ecevit Anadolu Lisesi öğrencileri Sude Demirkıran ve İlayda Yeliz Öztürk yaşamlarını yitirdi.

Yedi kişi de yaralandı.

O dönemde hükümet UBP-DP koalisyonuydu ve Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı koltuğunda Kemal Dürüst oturuyordu.

Facianın ardından hükümete ve Ulaştırma Bakanlığı’na yönelik ağır eleştiriler yükseldi.

Henüz hükümette olmayan Halkın Partisi cephesinde de siyasi sorumluluk tartışılıyordu.

Daha sonra HP’nin Ulaştırma Bakanı olacak Tolga Atakan’ın, dönemin Ulaştırma Bakanı Kemal Dürüst’e yönelik tavrı yıllar sonra yeniden gündeme gelecekti.

Atakan’ın Dürüst’e söylediği hatırlatılan söz açıktı:

“Sokağın sesini dinle.”

Tartışmanın merkezinde ise istifa vardı.

Mesaj, siyasi sorumluluk açısından son derece açıktı:

Bir kamu hizmetindeki ağır sorunların sonucunda canlar kaybediliyorsa, yalnızca teknik ve idari sorumluluk değil, siyasi sorumluluk da tartışılmalıdır.

Aradan yaklaşık iki yıl geçti.

Bu kez Halkın Partisi muhalefette değildi.

İktidardaydı.

2018: HP ARTIK HÜKÜMETTEYDİ

2 Şubat 2018’de CTP-HP-TDP-DP koalisyon hükümeti kuruldu.

Tufan Erhürman Başbakan, HP Genel Başkanı Kudret Özersay ise Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı oldu.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı da Halkın Partisi’ne geçti.

Bakanlık koltuğunda Tolga Atakan vardı.

HP artık eleştiren tarafta değil, devlet yönetiminin doğrudan sorumluluğunu taşıyan hükümet ortaklarından biriydi.

Ve 5 Aralık 2018’de ülke bir kez daha büyük bir acıyla sarsıldı.

CİKLOS’TA DÖRT GENÇ HAYATINI KAYBETTİ

Girne-Lefkoşa anayolunun Ciklos mevkiinde şiddetli yağışların ardından yaşanan felakette Gaye Soyutok, Günay Kandaz, Tolga Bekçi ve Ahmet Kılıç yaşamlarını yitirdi.

Dört gencin ölümü ülkeyi yasa boğdu.

Facianın ardından yolun yapısı, menfezler, altyapı, mühendislik uygulamaları ve kamu otoritesinin sorumluluğu tartışılmaya başlandı.

Siyasi tartışma Meclis’e kadar taşındı.

Dönemin UBP milletvekili ve eski Ulaştırma Bakanı Ersan Saner, KTMMOB’nin yol konusunda mühendislik hatasına işaret eden değerlendirmelerini gündeme taşıyarak Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan’ı istifaya çağırdı.

Ancak Atakan istifa etmedi.

Halkın Partisi de kendi Ulaştırma Bakanı’nın görevden ayrılmasını istemedi.

Tam da bu noktada HP’nin geçmişte savunduğu siyasi sorumluluk anlayışıyla kendi iktidar pratiği arasındaki fark tartışılmaya başlandı.

MESELE HUKUKİ DEĞİL, SİYASİ SORUMLULUK

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Ciklos faciasının cezai veya hukuki sorumluluğunu herhangi bir siyasi isme yüklemek bu haberin konusu değildir.

Buna karar verecek olan yargıdır.

Ancak siyasette hukuki sorumluluğun yanında başka bir kavram daha vardır:

Siyasi sorumluluk.

Bir bakanın istifa etmesi için mutlaka kişisel olarak suç işlemiş olması gerekmez.

Dünyanın birçok demokrasisinde siyasi sorumluluk; yönettiği alanda yaşanan ağır bir başarısızlık, ciddi bir kamu hizmeti aksaması veya toplumun güvenini sarsan bir olay karşısında gündeme gelebilir.

HP’nin geçmişte başkalarına karşı savunduğu standardın sınandığı yer de tam olarak burasıdır.

2016’da üç kişinin yaşamını yitirdiği Dağyolu faciasının ardından dönemin Ulaştırma Bakanı’nın istifası gündeme getirilirken, iki yıl sonra Ulaştırma Bakanlığı HP’nin elindeyken ve Ciklos’ta dört genç yaşamını yitirmişken aynı siyasi refleks neden gösterilmedi?

2019’DA İSTİFA YİNE GÜNDEME GELDİ

Ciklos’un ardından yol güvenliği ve ölümlü trafik kazaları ülkenin gündeminden düşmedi.

2019 yılı boyunca yaşanan kazalar, yolların durumu ve alınması gereken önlemler tartışılmaya devam etti.

Aralık 2019’da meydana gelen bir başka ölümlü trafik kazasının ardından Tolga Atakan’ın istifası yeniden gündeme geldi.

Atakan’ın istifa etme düşüncesini dönemin Başbakanı Ersin Tatar’a aktardığı kamuoyuna yansıdı.

Ancak istifa gerçekleşmedi.

Atakan görevine devam etti.

HP de bakanının görevini sürdürmesi yönündeki siyasi tutumunu değiştirmedi.

Böylece tartışma artık tek bir kazanın veya tek bir bakanın ötesine geçti.

Asıl soru Halkın Partisi’nin kurumsal siyasi anlayışına yönelmeye başladı:

Muhalefette savunulan siyasi sorumluluk standardı, iktidara gelindiğinde değişmiş miydi?

MUHALEFETTE “İSTİFA”, İKTİDARDA SESSİZLİK

İşte Halkın Partisi’nin siyasi geçmişindeki en önemli soru işaretlerinden biri burada ortaya çıkıyor.

Mesele Tolga Atakan’ın şahsı değildir.

Mesele, Halkın Partisi’nin kurumsal olarak savunduğu siyasi sorumluluk standardıdır.

Çünkü siyasi partiler yalnızca rakiplerine yönelttikleri eleştirilerle değil, benzer tartışmalar kendi iktidarlarında yaşandığında gösterdikleri tavırla da ölçülür.

Muhalefetteyken istifa istemek kolaydır.

Asıl sınav iktidardayken başlar.

Kendi bakanınız eleştirildiğinde…

Kendi yönettiğiniz kurumların sorumluluğu tartışıldığında…

Kamuoyu sizden hesap istediğinde…

Savunduğunuz standardı kendinize de uygulayabiliyor musunuz?

HP BUGÜN YİNE “SİYASİ SORUMLULUK” DİYOR

Tartışmayı bugün yeniden önemli hale getiren nokta da burada.

Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay bugün de yaşanan ciddi olaylarda yalnızca teknik veya idari sorumluluğun değil, siyasi sorumluluğun da üstlenilmesi gerektiğini savunuyor.

Özersay, 31 Ağustos 2026’da yaptığı açıklamada ülkede yaşanan ve can kayıplarıyla sonuçlanan olayları gündeme getirerek liyakat, denetim, şeffaflık ve hesap verebilirliği yeniden tartışmaya açtı.

Siyasi sorumluluk üstlenilmediğini savunan Özersay’ın kullandığı ifade dikkat çekiciydi:

“Hesap sormadıkça bir arpa boyu yol alamayız.”

Bu, demokratik yönetim açısından itiraz edilmesi güç bir tespit.

Ancak siyasi hafızanın Halkın Partisi’ne yönelttiği soru da tam burada başlıyor:

Bu ilke geçmiş için de geçerli mi?

HP’NİN KURULUŞUNDAKİ İLKELER BUGÜN DE GEÇERLİYSE…

Halkın Partisi 2016’da kurulurken şeffaflık, hesap verebilirlik, liyakat ve hukukun üstünlüğünü yeni siyaset anlayışının temel kavramları arasına koydu.

Bugün de aynı kavramları savunuyor.

O halde geçmişte hükümet ortağı olduğu dönem de aynı standartlarla değerlendirilebilmeli.

2016’da Dağyolu faciasında üç insan yaşamını yitirdi.

Dönemin Ulaştırma Bakanı’nın istifası gündeme getirildi.

HP iktidara geldi.

Ulaştırma Bakanlığı HP’ye geçti.

2018’de Ciklos’ta dört genç yaşamını yitirdi.

HP’li Ulaştırma Bakanı’na istifa çağrıları yapıldı.

Ancak istifa olmadı.

Halkın Partisi de bakanını görevden çekmedi.

Bu iki olayın nedenleri, koşulları ve hukuki sorumlulukları elbette birbirinden farklıdır.

Ancak siyasi açıdan ikisini birbirine bağlayan önemli bir soru vardır:

Hesap verebilirlik ilkesi iktidarda da muhalefetteki kadar güçlü müydü?

SİYASİ HAFIZA AYNI SORUYU SORUYOR

Bugün Halkın Partisi yeniden liyakat, denetim, hesap verebilirlik ve siyasi sorumluluk diyorsa, bunları savunması demokratik siyasetin gereğidir.

Ancak aynı demokratik siyaset başka bir gerekliliği de beraberinde getiriyor:

Geçmişte kendi iktidar döneminde yaşananlarla aynı ölçü üzerinden yüzleşmek.

Çünkü hesap verebilirlik yalnız rakibiniz iktidardayken hatırlanan bir kavram olamaz.

Siyasi sorumluluk yalnız karşı tarafın bakanı için geçerli bir kural olamaz.

İstifa da yalnız muhalefetteyken talep edilen bir mekanizma olmamalıdır.

Halkın Partisi’nin kuruluşundan bugüne savunduğu “yeni siyaset” iddiasının gerçek sınavı belki de tam olarak burada yatıyor.

Dağyolu’nda üç can…

Ciklos’ta dört genç…

İki ayrı dönem.

İki ayrı hükümet.

Ama aynı bakanlık ve yıllar sonra hâlâ cevap bekleyen aynı siyasi soru:

Başkası iktidardayken siyasi sorumluluk ve istifa talep ediliyorsa, aynı standart kendi iktidarınız için de geçerli değil midir?

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler