Uzun yıllardır Lefkara ile ilgili adanın kuzeyinde Türkçe olarak bir araştırma kitabının yayınlanmamasını garipsemiştim. Bunu aslında bir yazar olmayan sizin düşünerek, büyük bir sevda ile kendinize görev bilerek bunu araştırmalar sonucunda yayınlamanız her açıdan önemlidir. Bu süreç nasıl başladı?
Şenay Ekingen: Bu kitabın bu şekle bürünmesi aslında beni birilerinin edebiyatçı-yazar-emekli eğitimci Gülgün Serdar hocamıza yönlendirmesiyle olur. Gülgün hocanın annesi Hatice A. Refik (Necati) hanımın Viktorya İslam İnas Sanayi Mektebi’nde ilk nakış hocalarından olması ve kendisinin de bu mirasa özel hassasiyet/merak göstermesinden dolayı kendi arşivinde de olan o zamanın kayıtları da dahil birçok belgeye ulaşmamı sağladı. Onun kitaba dokunuşu, bilgi-belge katkısı, değerlendirmeleri bu kitabın kalite değerini ve dil açısından değerini arttırdı. Kitabın şansı Gülgün Serdar oldu.
Lefkara ağızdan ağıza bilgilerle yayıldı,1900’lü yılların ilk çeyreğine kadar pek kayıtlı değildi, anneden kıza, kuşaktan kuşağa anlatı/öğretiyle geçen bir kültürel gelenekti. Müşterisi daha çok varlıklı kişilerdi ve yurtdışına gönderilirdi. Araştırmacı, Orta Çağ Tarihçisi Ahmet Hilmi’nin bana aktardığına göre Lüzinyan/Fransız kasabasının bu nakışa başkentlik yaptığını ve onunla Venedik dantelinin birleşiminden ortaya çıktığını/doğduğunu biliyoruz. Semra Bayhanlı ve Ahmet Hilmi’nin Naci Talat Vakfı’nda açtıkları “Orta Çağda Kıbrıs’ın Kadınları-Kıbrıs’ın Kadın Kahramanları” sergisi sırasında Fransız Kraliçesi’nin yastığında Lefkara nakışı olduğunu fark etmem üzerine kraliçeler, Lefkara ve ne zaman,nerede olduğunu araştırarak bizlere Semra hanımın fırçası sayesinde onu aktardı. Lefkara köyünün Fransa’da Lüzinyan adlı bir kardeş köyü de vardır.
Sizin tespitlerinize göre Lefkara ile ilgili kaynakların yazım dil olarak dağılımı nedir?
Ben de bilgileri (Akademisyen Nilden Eminer’in çok değerli gönüllü tercüme yardımı ile) yabancı kaynaklardan elde ettim. İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Yunanca bu dillerin başında gelir.

“Lefkara’nın kökeni neresidir sorusuna yapılan araştırmada 1. sırada Kıbrıs, 2. sırada Fransa’nın kuzeyi çıkıyor”
Kıbrıs’taki varlığı ya da Kıbrıslı Lefkara işinin doğuşu nasıl oldu?
Ekingen: Lefkara keten kullanıldığı için ve işçiliği de (emek yoğun) fazla olduğu için pahalı bir hediyelik eşyadır. Kaynaklara göre Kıbrıs adasındaki beyaz nakış ile Venedik danteli (Dantel Venüs) kaynaşmasından(amalgame) ortaya çıkıyor. Kıbrıs’a gelen Venedik asilzadelerinden bir/birkaçı bu danteli Kıbrıslı kadınlara öğretiyor ve bu 8 köyde Lefkara nakışı yapılmaya başlanıp yurtdışına satışı yapılıyor. İkinci bir rivayete göre ise asilzedeler yerli halka bu nakışı göstermiyor ama yerli halk bunu göz hırsızlığı ile çalıyor ve kendi beyaz nakışına amalgame ediyor. Bu dantel beyaz nakış ile buluşunca nakışın içini etkiliyor ve bu bir marka oluyor. 1920’lerin başına kadar Lefkara’nın dışını Dantel Venüs etkilemedi. Önce kalın kalın bağlamalar varken daha sonra daha kibar hale geldi. Venedik dantelinin adaya ikinci gelişinde (Luricina-Kiracıköy civarları) nakışın dışını da etkiledi. Ben eski nakışlardan (1962 öncesini kast ediyorum) yola çıktığımda ilk 1922’de Amerika’dan gelen bir fotoğrafı kitabımda kullanıyorum. Kıbrıs’ta çalışan bir maden mühendisi (veya eşi) Kalavason köyünden aldığı bu püsküllü Lefkara nakışını Amerikadaki evine götürür. Benim Büyükhan’daki dükkanıma yine bir Kıbrıslı Rum bir kadın tarafından püsküllü bir nakış gelir ve benden bunu tamir etmemi isterler. Üst kattaki tekstil dizayn eğitimi alan rahmetli terzi abimiz Aziz Hasan Mevlütler beye bunu sorduğumda bana zarar verebileceğim riskiyle dokunmamamı tavsiye etti. Ben de sadece fotoğrafını çekerek nakışı kadına geri verdim. Araştırmacı Ahmet Erdengiz’in Milan Katedrali’ne sorduğu Lefkara’nın kökeni neresidir sorusuna yapılan araştırmada 1. Sırada Kıbrıs, 2. Sırada Fransa’nın Kuzeyi çıkıyor. Yani Lefkara nakışı Kıbrıs’ın bir bölgesinde doğan, yoğun işçiliği, kullanılan malzemesi ve otantik(Ortaçağ) desenleri bünyesinde barındıran özel bir nakış çeşididir.

“Lefkara Nakışı’nı “Ev Sanayi” olarak herkes komşusuyla birlikte işlerdi. Bu yerinden üretim, kontrol ve teslimat çok iyi bir sistemdi”
Hasan Kahvecioğlu’nun annesi Zalihe Hasan ile köylüsü Margaru’nun Lefkara’da birlikte işledikleri zamanlardan da biraz bahsetmenizi rica edeceğim. Lefkara ortak kültürümüz olduğuna göre ortak yaşam zamanlarına biraz daha fazla değinelim isterim.
1930-40’lı yıllarda karma köy olan Lefkara’da ve civardaki 6-7 köyde daha bu nakış birlikte işlenirdi. Öykülerde ve fotoğraflarda herkesin komşusuyla birlikte işlediği görülür. K/T Lefkaralılar 1964’te göç ettiler. Sizin de bahsettiğiniz Hasan Kahvecioğlu’nun annesi Zalihe Hasan hanım 1963’te göçmen olarak gittiği Köfünye’de de birçok kadına bu nakışı öğretti, iş yaptırdı ve Lefkara’ya teslim etti. Bu yerinden üretim, kontrol ve teslimat çok iyi bir sistemdi.

“Leonardo Da Vinci’nin Lefkara’dan aldığı ve “Son Akşam Yemeği” tablosunda masada görünün Lefkara nakışı (Da Vinci Deseni olarak) dünya sanat tarihinde de görünür olmuştur”
Leonardo da Vinci’nin Lefkara sevgisi de bu nakışın dünya literatürüne girmesinde katkısı oldu diye düşünüyorum.
Rivayete göre İtalyan sanatçı Leonardo da Vinci’nin 1481’de Lefkara’dan alarak Milan Katedrali sunağına konmak üzere Papa’ya hediye ettiği ve Son Akşam Yemeği diye de resmettiği tablosundaki masadaki Lefkara nakışı böylece (Da Vinci Deseni olarak) dünya sanat tarihinde de görünür olmuştur. Yine Lefkara nakışının önemli bilgilerine Kraliçe 2. Elizabeth’e hediye edilmek üzere işlenen örtüde rastlarız. Onu işleyen köylü ekibinde 3 K/T ve 3 K/R vardı. Kıbrıslı Rum kadınların yanı sıra bir de kara çarşaflı bir kadın görünür. Onu İngiltere’den sorup soruşturdum ve Çayırova’lı kadınlara da doğrulattım ki bu İngiliz Kraliçesi’ne işlenen örtü de birlikte işlenmiştir. Diğer K/T üretici kadınlar Ayşe Mustafa Tavşan ve Müzeher Mustafa Tavşandır.
En ilginç hikayelerden birisi de Lefkara civarındaki köylerden birinde birisi K/T, birisi de K/R olan iki genç kadının bir Lefkara nakışlı gelinliği birlikte işleyerek her ikisinin de kendi düğünlerinde bu gelinliği giydiğidir. Birlikte işler, birlikte üretir ve birlikte kullanırlardı. Tabi ki buna benzer çok hikaye vardır. Yani üretim sistemini tarihden miras bulduk. Bir kaynakta Lefkara’nın üretim şeklini “Ev Sanayi” diye tanımlar. Kadınlar kadar üretim ağında erkekler de vardır. Vudada ünlü nakışçı Yusuf vardı. Eskiden Lefkara’nın da içinde olduğu bu 8 köyde kadınıyla erkeğiyle çoluğu çocuğuyla, nenesi kızı torunuyla üç kuşak bu nakışla uğraşıyor ve hayatını kazanıyordu.
Geçmişi çok eskilere dayanan bu Kıbrıslı kadınların dayanışması ve iş bölümü ile işlenen nakışın günümüzdeki karşılığı nedir?
Eskiden tüccarın da tercihi olarak bu iş belli bir bölgede imece usulü yapılırdı. Günümüzde kadınlar bu işi yapabilmek adına görev bölümü de yapıyorlar. Geçmiş yıllarda aile içinde çocuklara öğretme yöntemi daha sık görülürdü.

“Daha Sanayi Devrimi yapılmamışken Lefkara için 'Nakış Sanayi Bölgesi' ibaresi kullanılıyordu”
İşin ticari boyutuna bakacak olursak İngiliz Sömürge İdaresi’nden günümüze bu kültürel miras nasıl tanıtıldı, pazarlandı ve süreçte neler değişti? Günümüzde adanın güney ve kuzeyinde nasıl devam ediyor bu kültürel mirasla ilişkimiz?
Daha öncesine de gidecek olursak 1936 basımı yabancı bir kaynak kitapta dünyada daha Sanayi Devrimi yapılmamışken Lefkara için “Nakış Sanayi Bölgesi” ibaresi kullanılıyordu. Lefkara işi pahalı olduğu için Kıbrıs’ta sadece zenginlerin evinde bulunurdu.
İngiliz döneminde insanların çalışmasına çok fazla müdahale edilmedi. Eğitimine de yatırım yapıldı. Yurtdışına pazarlanması konusunda daha çok erkek tüccarları görüyoruz. Bu pazarlamayı yapan bir Kıbrıslı Rum kadının bu konuda yazdığı kitabı okurken topladığı nakışları dağ köylerinden evine götürürken hırsızlar kendini fark etmesin diye kıyafetlerinin içine sakladığını/kıyafetini ters çevirdiğini yazar. Bu kadın Mısır’a da satış yapıyordu. O dönemde satış fiyatını İngiliz hakim belirlerdi(alt-üst satış fiyatı ve kategorizasyon-fiyat skalası vardı). Çok yakın zamana kadar da bu fiyatların Güney Kıbrıs’ta Tarım Ofisi altında belirlendiği bilgisi vardır. Vahşi serbest piyasa koşullarına karşı devlet tarafından korunan bir üründür çünkü kültürel bir mirastır ve Kıbrıs’a özgü bir markadır.
Dönemin Kıbrıs’ta maden çıkarıp dünyaya pazarlayan CMC Firması çalışanlarını da Lefkara’yı Amerika’ya hediyelik eşya olarak taşıdığını görüyoruz. Amerika’da yaşayan eski Lefkara pazarlamacısı bir ailenin(Dedesi hem kışta evde nakışı işler hem de pazarlardı) yeni kuşak üyesi bana annesinin 14-16 yaşlarında kendisine bu nakışı öğrettiğini ve 26 yaşına kadar evde birlikte işlediklerini söyledi.
Kıbrıs’ta Lefkarayı yurtdışına pazarlayan Türk nakışçısı da vardı. Yine bu nakışı yurtdışına pazarlayan kişilerden birisi de Arsal’ların büyük dayısı olan Hüseyin Retvan sürgündeki Padişah Vahdettin’in Avrupa’daki evine gider Lefkara nakışını satar ama sonrasında Vahdettin bu işin arkasında Jön Türkler’in olduğunu düşünerek hemen evini terk eder.
Viktorya’dan mezun emekli İngilizce öğretmeni Emete Dereliköylü,Bodamyalı olduğundan dolayı Türkçe yanında hem Rumca hem İngilizce hem Fransızca hem de nakışı bilen kimliğiyle bana yabancı kaynaklardaki bilgilere erişim noktasında çok katkıda bulundu. Bir kaynağı araştırırken Emete hocanım Lefkara nakışında ortak kullandığımız bazı isimlerin Fransızca kökenli olduğunu ve bunun da Lüzinyanlar’a kadar dayandığını söyledi. Lefkara nakışının Luricina’ya taşınması sürecinde ise Venedik danteli(iğne işi) yapan bölge halkının albenisi yüksek Lefkara’ya döndüğünü yazıyordu. Luricinada da iğne işinin yerini büyük oranda Lefkara nakışı almıştı. (Az miktarda da olsa iğne işi de işlenmeye devam etti)
Güneyde devletin ve yerel yönetimlerin Lefkara’yı sahiplenmesi maksimum düzeydeyken kuzeyde devlet desteği sıfır, yerel yönetim bazında ise minimum düzeyde.

“Lefkara bu adanın prestij ürünüdür. Tanıtım için Lefkara nakışı gibi Orta Çağ desenlerinden de oluşan, orijinal, zengin, zarif, estetik, dünyaca bilinen, Kıbrıs’ın ortak kültürel mirasından daha iyi bir malzeme olamaz”












