Makine Mühendisleri Odası Başkanı Yarkıner: Trafikte Orta Çağ’dayız!
Kıbrıs’ın kuzeyinde trafik, her yıl onlarca insanın hayatını kaybettiği ama ardından hep aynı cümlelerle kapatılan bir dosya: “dikkatsiz sürüş”, “aşırı hız”, “alkol”, “kader”… Makine Mühendisleri Odası Başkanı Ayer Yarkıner, bu dile itiraz ediyor. Ona göre alınması gereken tedbirler alınmadan yaşanan bir ölüme “kaza” demek, sorumluluğu buharlaştırmanın en kolay yolu. Yarkıner’in teşhisi net: Trafiği düzenleyen mevzuat “at arabası döneminden” kalma. Yol yapımında uyulacak teknik şartname yok; yol inşasının uygunluğunu ve kabulünü denetleyen ülke mühendisi yok. Ağır vasıtaların tonajı, otobüslerin güvenliği, ithal araçların çağdaş güvenlik donanımları yok. Ülkemizde hava yastıkları yasal olmadığı için fiilen denetlenmiyor. Üstelik bu denetimsizlik, Yarkıner’e göre bir ihmal değil, bilinçli bir tercih.
Söyleşide Yarkıner; 2017’deki Dağ Yolu faciasından sonra odanın trafik alanında nasıl sorumluluk üstlendiğini, araçların sınıfları ve çağdaş regülasyonları alanındaki çalışmalarını, Takata hava yastığı krizini ilk kez nasıl kamuoyuna duyurduklarını, hız kameraları ihalesine ilişkin Sayıştay raporunu, okul otobüsleri için hazırlanıp rafa kaldırılan standartları ve ölümlü çarpışmalarda Türkiye’den getirilen “bilirkişi” raporlarını anlatıyor. Hükümeti beş yılda dört kez mahkemeye verdiklerini, hiçbirinde hükümet tarafının gelip kararını savunmadığını söyleyen Yarkıner’in cümleleri sert ama her birinin arkasında bir rakam, bir yazışma, bir tutanak var. Konuşmanın bütününden çıkan soru da şu: Mühendislerin yıllardır hazır tuttuğu çözümler neden masaya bile gelmiyor? Trafikte insan hatalarını ortadan kaldıran güvenlik sistemleri ile sürücü yardım sistemleri neden yasal hale getirilmiyor. Ağır araçlar ile ticari araçlara hız sınırı neden getirilmiyor?
GAİLE: “Kaza değil, katliam” diyorsunuz, ölümlü trafik olaylarına kaza denmesini reddediyorsunuz. Bu ayrım neden önemli? Bir olayın kaza değil önlenebilir bir ölüm sayılması, sorumluluk açısından neyi değiştirir?
Ayer Yarkıner: Bir olaya kaza diyebilmek için öncelikle alınması gereken bütün tedbirlerin alınmış olması gerekir. Doğaçlama ya da kaderci bir yaklaşımla, meydana gelen çarpışmaları “kader” ya da “kaza” diye geçiştirmek insan hayatını harcamaktır. İncelediğimiz çarpışmalarda otomobillerin üç parçaya bölündüğünü gördük. Çarpan araçların yolda duramayacak durumda olduğunu, durabilme yeteneklerinin kalmadığını gördük. Bunlar az değil.
İddia ediyorum: Bu konularda tedbir almaya başlasak, birlikte çalıştığımız kurullarda, resmî kurumlar gerçekten iyi niyetle dinleyip aksiyon alsa, beş yıl içinde ölümlü çarpışmalar yüzde 75 oranında azalır. Dünya kaza kavramını o kadar küçülttü ki insan hatasını neredeyse yok denecek seviyeye indirdi. Biz ise bütün çarpışmalarda ya “dikkatsiz sürüş” diyoruz, ya “yorgunluk”, ya “alkol”, ya “sürat”. Oysa mühendisler bunların hepsini çözdü. Hız limitini yasal hale getirmekten korkuyorlar; bugün 50–60 ton ağırlığında, yürüyen bir bina gibi düşünebileceğiniz ağır vasıtalar saatte 90–100 kilometreyle gidiyor. Bu kadar iddialıyım: Bizim ülkemizdeki çarpışmaların hiçbiri kaza değil. Hiçbiri… O yüzden trafikteki bu katliama kaza diyemeyiz; bunu herkesle tartışmaya da hazırız. Çarpışmaların artma sebebini trafikteki araç sayısının artışından dolayı olduğunu söylemek de büyük bir bilgisizlik örneğidir. KKTC yollarında artan araç sayısından çok daha önemli mesele, kullanılmış ve yaş sınırı iptal edilerek ithal edilen araçların kifayetsizliğidir. Trafik çarpışmalarının artmasının nedeni “araç sayısı değildir”, ekonomik ömrünü doldurmuş araçların ülkeye ithalidir.
GAİLE: Son yıllarda Makine Mühendisleri Odası’nın trafik konusuna geçmişe oranla çok daha fazla ilgi gösterdiğini, hem saptamalar yapıp hem çözüm ürettiğini görüyoruz. Kuzey Kıbrıs’taki trafik sorununu nasıl teşhis ediyorsunuz?
Ayer Yarkıner: Çok net söyleyeyim: Bugünkü trafik mevzuatımız, oda olarak da hep söylediğimiz gibi, at arabası döneminden kalma bir bilgiler bütünüdür ve hiçbiri güncel ihtiyaçlarla uyumlu değildir. Örneğin tüzüklerimizde ağır bir kamyonun boyunun 9 metre 30 santimden büyük olamayacağı yazıyor; bizim yollarımızda 9 metre 10 santimlik kamyon kalmadı. Çekicili, römorklu araçlarla ilgili bir madde daha ilginç: Römorkun boyu, kendisini çeken aracın boyunun 2/3 ünden büyük olamaz diyor. Oysa bugün baktığınızda 3 metrelik çekici aracın arkasında 12 metre römork var. Yani mevzuatla yolda hareket eden araçlar arasında bir doku uyuşmazlığı var. Bu çok kolay giderilebilir; sadece bilgi ve emek ister. Makine Mühendisleri Odası da bu bilgiye sahip ve emeği harcamış, hazırlamış, vermiş, anlatmış. 2019’dan beri anlatıyoruz.
Bizim bu alandaki ilk aksiyonumuz 2017’deki Dağ Yolu faciasıyla başladı. O gün çok mutlu bir haber almıştım, torunum olacaktı ama haberi duyduğumda sevincim kursağımda kaldı. İnsanları ne kadar kolay harcıyoruz. O babanın, o ananın yerine kendimizi koyabilir miyiz? Çok kısa vurgulamam gerekirse, bu doku uyuşmazlığını görüp de bekleyen herkes bu ölümlere iştirak etmiş demektir. Bu yüzden hep şunu dedik: Her ölümlü çarpışmadan sonra resmî kurumların temsilcileri gelsin; o karayolunun trafiğe uygun olduğunu, yasaların o araca uygun olduğunu, ölümlü ve ağır hasarlı çarpışmalara karşı tedbir aldıklarını ve çarpışmada kendi kusurları olmadığını ispat etsinler. Ülkemizde hâlâ bir hava yastığı regülasyonu bile yok.
GAİLE: Denetimde de ciddi eksikler olduğunu söylüyorsunuz. Sorun tam olarak nerede?
Ayer Yarkıner: Denetimdeki yetersizlik şu: Denetleyecek olan, önce neyi denetlemesi gerektiğini ve trafik güvenliğini nasıl sağlayacağını bilmeli. Sonra bu denetimle ilgili mevzuatın yeterli olup olmadığına bakmalı. Bizde trafik güvenliği ihtiyacını belirleyebilecek ve bu maksatla da ihtiyaç duyulacak mevzuat düzenlemesine karar verebilecek kifayette bir kurum yok. Mevcut mevzuat yetersiz. Polise iyi niyetle bilgi de veriyoruz, destek de oluyoruz ama trafik denetimi yolda “Ehliyetin var mı, ruhsatın tamam mı?” diye sormaktan ibaret; bu böyle olmamalıdır. Yolda yol denetimi yapıyorsunuz ama yol denetimiyle ilgili bir tüzüğümüz yok. Bütün dünyada var.
Türkiye ile birçok protokol yapıyorsunuz ama ülkenin ihtiyacı olan konularda bir protokol yok. Türkiye’deki trafik mevzuatını alıp inşaat ve makine mühendisleri, şehir plancılarıyla birlikte bir alt komisyon kurarak kendi bünyemize uyarlayabiliriz. Ama yapmamakta ısrar ediliyor. Girne yolundan 40 tonluk kamyonlar çatır çatır iniyor; 2017’deki çarpışmadan ders alan yok, tedbir alan da yok. Yakın bir geçmişte çekicili römorklu araç, frenleri görev yapmadığı için Ciklos’tan inerek şehir içine girdi ve beş arabaya vurarak durdu. Ya önünde bir otobüs olsaydı? Ya bir öğrenci servisi olsaydı? Ya yolda yürüyen çocuklar/insanlar olsaydı? Düşünmek bile ürpertiyor.
GAİLE: Ülkeye ithal edilen araçlar konusunda muafiyetler verildiğini, yaş sınırlarının kaldırıldığını, sol direksiyona bile izin verildiğini biliyoruz. Odanın bu konudaki tutumu nedir?
Ayer Yarkıner: Bakanlar Kurulu “ithal izni” iptal edilerek 2025 yılının sonuna kadar ülkeye getirilen tüm araçların kaydının yapılmasının kararını aldı. İlgili bakanları ziyaret ederek sakıncalarını anlattık ve kararın iptalini istedik. Yapmadılar, mahkemeden ara emri aldık. Aradan bir buçuk yıl geçti; hükümet tarafından, Bakanlar Kurulu kararının doğru olduğunu savunmak için mahkemeye gelen tek bir kişi yok. Şunu da belirteyim: Bizim aldığımız ara emri, ithal izni olmadan getirilen araçların durdurulmasına ilişkindi. Yasal olmayan icraatlar ve bakanlar kurulu kararları ile ilgili bu hükûmeti beş yılda dört kez mahkemeye verdik ve hepsinde aldıkları kararları geri çektiler. Girne yolunun trafiğe açılması meselesi de bunlardan biri. Biz aslında gelsinler istiyoruz; mahkemede tartışalım. Haksız çıkmayı çok isteriz. Ama ne mahkemeye gelirler ne kararlarını savunurlar. Böyle devlet mi olur?
Sempozyumumuzda araçların çarpışmada nasıl üç parçaya bölündüğünü fotoğraflarla gösterdik. Gönyelide hız limiti 90 km/saat olan yolda bir araç yayaya çarptı ve yaya öldü. Bu hız limitini 90 km/saat belirleyenlerin mahkemede suçun sorumluları olarak ifade vermeleri gerekirdi. İnsanlar öldükten sonra yolu dıştan dışa tellemeye kalktılar. Bu da yolların tanımlarının bile yetersiz olduğunu gösterdi. Çift gidiş-geliş ve ortada bordür varsa bizimkiler buna “bölünmüş yol” diyor; oysa bölünmüş yol, hiçbir taraftan erişimi, girişi olmayan yol demektir. Bunu bile bu kadar zamanda standartlaştıramadılar.
GAİLE: Hız limitlerinin belirlenmesinde de ciddi hatalar olduğunu söylüyorsunuz. Örneğin dağ yolunda mühendislik açısından ne görüyorsunuz?
Ayer Yarkıner: Hız limitleri gelişigüzel belirlenmez; fiziki yapısı vardır, yolun görüş mesafesi vardır. Dağ yoluna 50 kilometre hız limiti koydular. O yolu kullanan kamyonlar kaç ton? Minimum 40 ton. Kırk tonluk bir kamyon saatte 50 kilometreyle giderken mükemmel bir freni olsa bile, reaksiyon süresiyle birlikte 50 metrede duramaz. O yüzden orada iki araç kendini aynı şeritte gördüyse çarpışma kaçınılmazdır; yeterli durma mesafesi yoktur. Bunu söylemekten dilimizde tüy bitti: Yollardaki hız limitlerinin belirlenmesinde mühendislik kuralları var. Araçların durabilme standartları, sürücü reaksiyon süresi ve yolun fiziki/geometrik yapısı yoldaki hızları belirler. Ağır vasıtaların, yardımcı fren sistemi olmayan araçların yüklü hareketleri sonucunda frenler kifayetsiz kalabilir. İşte hız limitleri bütün bu teknik kriterler dikkate alınarak belirlenir. Binek otomobil ile dahi o yolda 50’km/ saat hızla gidemezsiniz.
Yeni yapılan yollar da çözüm değil. Trafik bir bütündür: insan, yol, araç ve kurallardan oluşan bir bütün. Aracın uygunluğunu sağlamadan yol yaparsanız, bir yıl sonra o yol nadas tarlasına döner, yorgan gibi bükülür; fren yapılan yerlerde kabarır. Dağ yolu böyledir, şimdi yapılan yeni yollar da gece bir yolculuk yaparsanız gördüğünüz gibi aynı halde... Her yolun bir tasarımı vardır; yola verilen stres o tasarımla uyumlu değilse, yol deforme olur ve zamanından önce bozulur. İnşaat mühendisleri bunu çok daha iyi anlatır. Yapmayı bilirler ama idame etmeyi bilmezler, israfta da sınır tanımazlar. Bugün hiçbir yolumuz düzgün değil.
GAİLE: Güneyde yol boyalarının daha dayanıklı, asfaltın daha güvenli olduğunu görüyoruz ancak bizde yeni yollar bile kısa sürede deforme oluyor. Sorun standartlarımızda mı?
Ayer Yarkıner: Sorun şu: Bizim teknik şartnamelerimiz yok. Yol yapılırken Karayolları’nın teknik şartnameye uyum denetimi yaptığını göremezsiniz. Türkiye’deki ilgili birimler geliyor. Biz mühendisiz, bunu gizleyemeyiz: Bu yol protokollerinde şeffaf olmayan bir süreç var. İhtiyaca uygun teknik isterler, inşa sonrası kabul muayeneleri ve ödemeler şeffaf değil. Bu nedenle işin standardına uygun ve gerçek şartname bedeline göre yapıldığını tespit etmek zor. Tıpkı hız ihlal kameraları gibi. Uluslararası kabulü olan Gatso marka cihazlar hizmete elverişli olmalarına rağmen söküldü, yerine takılması gereken 130 adet kameradan 110 adeti takıldı ancak radarsan marka kameralar hizmete elverişsiz. O zaman bu kameralara ödenen 5.7 milyon euro neyin karşılığı? Maliyetin karşılığı yola gitmiyor, başka bir yere gidiyor. Çünkü denetim yok. Birçok projenin protokollere yazılmasının nedeni, denetim zafiyeti yaratmak diye değerlendiriyoruz. Bunu kendi alanımızda, enerjide de görüyoruz. Üretmeyen santrallere 7 milyon usd ödüyoruz. Artık dibe vurduk; bu ülkenin sadece trafikte değil, topyekûn toparlanması lazım. Yollar ve tasarımlar mutlaka teknik şartnameye göre denetlenmeli. Hız limitlerini bu ülkenin mühendisleri belirlemeli, bir kesitten birim zamanda azami kaç ton yük geçebileceğini makine ve inşaat mühendisleri hesaplamalı.
GAİLE: Ağır tonajlı araçlar, sürücü yeterliliği ve bununla ilgili yasal düzenlemeler konusunda gördüğünüz hatalar ve önerileriniz neler?
Ayer Yarkıner: Ağır vasıtalar ikinci el olarak getiriliyor, belli bir yaştan sonra ceza ödeyerek de getirilebiliyor. Bu araçlar ekonomik ömrünü doldurmuş, üzerindeki güvenlik standartları bozulmuş araçlar. İstatistiklere göre bir ağır vasıtanın en verimli ekonomik ömrü beş yıldır; on yıla kadar bakım harcamaları yoğunlaşır, on beş yıldan sonra işletmesi ekonomik değildir. Biz bu araçları getiriyoruz; bazıları gelirken Türkiye’de üst yapısını değiştiriyor. Kamyon mikser oluyor, su tankeri kamyona çevriliyor, hasarlı bir kamyonun üst yapısı burada da değiştiriliyor. Bunların hiçbiri denetime girmiyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Bu araçların güvensizliği, frenlerinin yetersizliği, hepsi bu standart bozulmasından kaynaklanıyor. İngiltere’den gelen sağ direksiyonlu bir kamyonun kasa derinliği en fazla 105 santimdir; KKTC’de tadil edilen üstyapılar standart dışıdır. Türkiye’den gelip ülkemizi bir şantiye sahası gibi dolaşan kamyonlarınki iki metre. TSE standartları ülkemizde yasal zorunluluk olmalıdır.
Bunu büyük harflerle yazın: Denetim yoktur ve bile bile yoktur.
Çünkü biz bu sorunları tüm resmi kurumlara, Polis de dahil söyledik; söyledikten sonra bu resmi kurumlar tedbir almak zorundadır. Almıyorsa bilinçli bir denetimsizlik vardır. Size gerçek bir rakam vereyim: Üretici, kamyonunun yüküyle birlikte tam yüklü olarak yolda gidebileceği ağırlığın 32 ton olduğunu söylüyor. Fren yeterliliğinin de minimum 5 metre/saniyekare negatif ivme olduğunu söylüyor; durma mesafesi bu ivmeye göre hesaplanıyor, homologasyon ve testler buna göre yapılıyor. Bizde ise 32 tonun üzerine 16 ton daha yükleniyor, 48 ton oluyor. Polis bunu yasal olarak rapor edemiyor. Herkese söyledik, o yüzden rahatça söylüyorum: Bu ağır tonajı araçlara bilerek müsaade ediliyor.Peki nasıl önlenmeli? Mutlaka yol denetiminde mi? Hayır. Önce Yasal Standartlar, bilahare araç muayene istasyonları ve yol üzeri araç denetimi ile bu güvenlik sağlanmalı. Bunun için de yasal mevzuat gerekiyor. İşte bu yasal mevzuat bilerek yapılmıyor, olan birkaç mevzuat ise bakanlar kurulu kararı ile iptal ediliyor. Kamyonlarda halen daha takometre ve hız limiti ve yardımcı fren standartları bile yok. Bu regülasyonlar bile çağın gerisindedir. Dünyada artık araçlarda sürücü hatalarını gidermek için “ADAS” sistemi vardır (advanced driver assitance system).
GAİLE: Otobüsler ve özellikle okul servisleri konusunda da uzun süredir uyarı yapıyorsunuz. Durum nedir?
Ayer Yarkıner: Otobüslerde yangın söndürme sistemlerinin standart olmasını, devrilmeye karşı dayanıklı olmaları gerektiğini kaç kez söyledik. Yenierenköy’de öğrenci otobüsü devrildi. “Bu aracın tescilini ve T iznini iptal edin dedik. Hiçbir şey olmadı. Hurdalar, demir yığınları yollarda dolaşmaya devam ediyor.






