Trafik kazaları, medya etiği ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki durum üzerine Özgül Gürkut Mutluyakalı ile söyleşi
Bu ülkede trafik, herkesin yaşamını etkileyebilecek ama kimsenin üzerinde yeterince düşünmediği bir mesele. Yılda ellinin üzerinde insanın hayatını kaybettiği, 1974’ten bu yana toplam kayıp sayısının binlerle ifade edildiği bir yerde, hem bir gazeteci hem de trafik alanında çalışan bir sivil toplum örgütünün içinden konuşan bir isimle bir araya geldik: Özgül Gürkut Mutluyakalı…
İki ciddi trafik kazası geçirmiş, yıllarca bu konuda haberler yapmış, Trafik Eğitim Parkı fikrinin doğmasında rol oynamış ve trafiğe habercilikten öte bir konu olarak bakan bir gazeteciyle haberin nasıl yazıldığından ehliyet sistemine, eğitimden toplu taşımaya kadar uzanan geniş bir hat üzerinde konuştuk.
Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkan Yardımcısı Mutluyakalı, “Benim için trafik, Lefkoşa Mezarlığı’nda tam 10 yıldır, dağ yolundaki feci kazada ölen kızı İlayda’nın mezarının başından ayrılmayan Salih Öztürk’ün çektiği acıdır.” diyor ve toplumun bu gerçekle yüzleşmesini istiyor. Trafikten çok acı çeken Kıbrıslı Türklerin kazaları kanıksamamasını ve “güvenli trafik hakkımız” demesini isteyen Mutluyakalı, bunun için herkesin yapabileceği bir şeyler olduğuna inanıyor.
Ve ekliyor: “Bizdeki trafik kazalarının çoğu kaza değil, ihmal edilmiş önlemlerin, kuralların sonucu olarak yüzleştiğimiz çarpışmalardır.”
Gaile: İsterseniz başlangıç noktasından başlayalım: Trafik konusu sizin gündeminize nasıl girdi?
Özgül Gürkut Mutluyakalı: Ben iki kez ciddi trafik kazası geçirdim. Biri üniversitede öğrenci olduğum yıllarda, biri gazeteciyken... Trafik konusuna bu kazalardan sonra kafa yormaya başladım. O yıllarda dernek de daha yeni kurulmuştu. Ben bu konularla çok ilgilendiğim, çok haber yaptığım ve araştırdığım için derneğe yöneldim. Zaten üniversite yıllarımdan gelen bir sivil toplum deneyimim vardı. Bu derneğe katıldım, yönetimine de girdim. Medyanın gücünü kullanarak bir farkındalık yaratmak benim için hep bir gaye oldu. Haberciliğin ötesinde bir yerden baktım trafiğe çünkü benim için haber olmanın ötesinde bir şeydir trafik sorunu.
Gaile: Meslektaşlarınızın trafik haberlerini yapma biçimini Kıbrıs’ta nasıl görüyorsunuz? Sizi de onlardan ayıramıyoruz elbette; isterseniz kendinizden başlayalım.
Özgül Gürkut Mutluyakalı: Bu bana çok sorulan sorulardan biridir ve çok boyutu var. Bir trafik kazası meydana gelmişse, elbette önce haberciliğin o temel sorularını tamamlayacak bilgilere ulaşıp doğru bilgiyi vermek gerekiyor. Ama trafikte şöyle bir hassasiyet var: Eğer ölümlü bir kazaysa iş biraz farklılaşıyor. Günümüzde tıklanma kaygısıyla bazen – ve sık sık – hatalar yapıldığını düşünüyorum. Ölen kişinin ailesine haber verilmeden isminin açıklanmasından tutun, kaza yerinden kanlı görüntülerin ya da kaza sonrasında güvenlik kameralarından feci çarpışma anını gösteren videoların paylaşılmasına kadar bir dizi derdimiz var.
Bu çok hassas bir konu. Genel olarak Kıbrıs Türk medyasında köklü gazetelerin ve gazetecilik kaygısı taşıyan, meslek etiğine bağlı arkadaşların daha hassas olduğunu düşünüyorum. Ama gazeteciliği etik değerlerden uzak, farklı beklentilerle yapanlar yüzünden, olay “Haberi ilk ben vereyim, sosyal medyada daha çok okunayım”a dönüştüğü noktada ilkeler ve etik değerler unutuluyor. Bu da insanları üzen hatalar olarak karşımıza çıkıyor.
Bence kimse, sevdiği birinin, bir yakınının trafik kazasında hayatını nasıl kaybettiğinin detaylarını görmek istemez ya da kötü haberi medyadan, sosyal medyadan duymak istemez.
İyi gazeteciliğin sırrı nettir: Haberciliğin, yayıncılığın kurallarına uyduğunuz, etik değerleri gözettiğiniz sürece zaten kılavuzunuz ortadadır, hata yapmazsınız. Ama bundan saptığınız anda insanlara zarar verirsiniz.
Gaile: Bu ülkede yıllarca bir trafik eğitim parkı yoktu. Siz o süreçte aktif oldunuz sanıyorum. Böyle bir park sonuç getirir mi, oradaki deneyiminiz nedir?
Özgül Gürkut Mutluyakalı: Trafik kazalarıyla mücadelede en güçlü enstrümanımızın eğitim olduğunu düşünüyorum.
Trafik Eğitim Parkı kurulması fikrinin de öncüsüyüm. Yıllar önce İstanbul’da trafikle ilgili bir fuara katılmıştık ve orada ilk defa bir trafik eğitim parkı gördüm. “Bizim ülkemizde de niçin olmasın?” dedim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ilgili kişileriyle orada tanışıp bağlantı kurdum. Kıbrıs’a döndüğümüzde dönemin İçişleri Bakanı Özkan Murat’a gittim ve Küçük Kaymaklı’daki bir arazinin bu amaçla derneğe tahsis edilmesini sağladım.
Sonrasında ben dernek yönetiminden ayrıldım ancak Başkanımız Dr. Mehmet Avcı’nın da girişimleriyle Kuzey Kıbrıs Turkcell bu projeyi hayata geçirmeyi kabul etti; Ekim 2010’da da anahtar teslim olarak derneğe devredildi. Parkın TKÖD, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve Maliye Bakanlığı temsilcilerinden oluşan ayrı bir yönetim kurulu var.
Amacı da başta ilkokul öğrencileri olmak üzere çocukları trafik konusunda eğitmek, onlara trafik güvenliği bilincini, kurallara uygun davranışları kazandırmak.
Her öğretim yılında, her okuldan öğrenciler parka gelir ve önce eğitmenlerimizden slaytlarla teorik eğitim alırlar; sonra da parka çıkarak gerçeğine yakın bir trafikte yaya ve bisikletli olarak bulunma deneyimi yaşarlar.
Yaya geçidi, trafik ışıkları, bisiklet yolu, çember ve çeşitli levhalarımız vardır. Çocuklar yol kenarında yürümeyi, bisiklet sürmeyi, trafikteyken hangi kurallara dikkat etmeleri gerektiğini öğreniyor.
Ayrıca daha büyük yaşlara yönelik çarpışma ve emniyet kemeri simülatörümüz var. Zaman zaman üniversite öğrencilerine, cezaevindeki mahkûm ve tutuklulara yönelik konferanslar düzenlendi; Türkiye’den gelen profesyonellere trafiğe uyum dersleri verildi. Bu yaz, güvenli bisiklet sürme kursu düzenledik.
Önümüzdeki süreçte hedefimiz ehliyet alma aşaması öncesinde gençlere yönelik bir şeyler yapabilmek. Gençler için VR gözlüklerle eğitimler de yapılabilir ki bu oldukça etkili bir eğitim modelidir. Örneğin alkollü sürüşün sakıncası, alkol alıp direksiyon başına geçince ne olduğu bu yolla anlatılabilir. Ancak maalesef şu anda bu olanağa sahip değiliz.
Gaile: Anlattığınız yöntemler oldukça çağdaş. Keşke örgün eğitimde de böyle uygulamalı olsa. Şu anda trafik konusu okullarda nasıl yer alıyor?
Özgül Gürkut Mutluyakalı: Şu anda örgün eğitimimizde trafik dersi yok, maalesef. Biz dernek olarak trafik konusunun müfredata daha etkili girmesini savunuyoruz.
Hatta Osman Cankoy hocamızın dediği gibi trafik konusu birçok derse entegre edilebilir. Çocukların karşısına sadece sosyal bilgiler, hayat bilgisi derslerinde değil, matematikte de trafik bilincini oluşturacak unsurlar katmanın yolu var. Bu çok daha öğretici bir yöntem olur.
İnsanlara trafikle ilgili bir bilgi verdiğinizde, bir kural öğrettiğinizde bunu ezberlemesinden öte olayın felsefesine de girmek gerekiyor. Çocuklarımız emniyet kemerini takmayı ve bunun zorunluluk olduğunu öğrensin evet ama bunun yararını ve takılmazsa ne olacağını da öğrenmeleri lazım. Kemeri takmazsa çarpışma anında göreceği zarar çocuklara uygun dille anlatılmalı. Ya da araba koltuklarındaki başlığın ne işe yaradığını, konforun ötesinde bunun yine bir çarpışma halinde başını, boynunu koruyacağını, aksi halde ağır yaralar alabileceğini bilmeli.
Japonya’da çocuklara, boş ve güvenli olduğundan emin olmadan yolun karşısına yürümeleri halinde kendilerine araç çarpacağını gerçek bir araba ve maket bir yaya ile anlattıkları video görmüştüm. Bu yöntemle çocuklar konuyu içselleştirip ödün vermemeleri gereken bir kuralı öğreniyor. Bu deneyim, “yolun karşısına geçerken dikkatli olun” demekten, kuralı ezberlemekten çok daha değerli ve etkili.
Bunun gibi hem çocuklara hem gençlere hem de yetişkinlere simülatörlerle, VR gözlüklerle verilebilecek birçok eğitim var.
Gaile: Derneğe gelecek olursak… Dernek hangi alanlarda çalışır, ne gibi projeler yapıyorsunuz?
Özgül Gürkut Mutluyakalı: Dernek 1987 yılında kuruldu. Doktorların, emekli polislerin ve başka alanlardan ilgili kişilerin kurduğu, iyi yapılanmış, yıllarca trafik konusunda söz söylemiş bir dernektir. Birçok yerde temsiliyeti vardır; örneğin Trafik ve Ulaştırma Hizmetleri Komisyonu’na üyedir.
En büyük projemiz Trafik Eğitim Parkı’mızdır. Onun dışında bir sivil toplum örgütü olarak toplumda farkındalık yaratmak için medyayı kullanarak ya da fon bulabildiğimiz ölçüde çeşitli çalışmalar yapmaktayız.
Amacımız insanlarda trafik bilincini ve trafik güvenliğini artıracak çalışmalar yapmaktır. Hatalı uygulamalardan yasal mevzuata, oradan teknik konulara kadar geniş bir alan bu.
Son yıllarda makine mühendisleri, inşaat mühendisleri, şehir plancılarının odaları da trafik konusunda daha ses getiren şeyler söylüyor; geçmişte trafik bu kadar gündemlerinde değildi.
O yüzden, dernek çatısı altında hem halkı eğitme hem de iktidarları, trafik politikalarını yönlendirmede uyarma işlevi gördük. Ama derneğimiz özlediğim noktada değildir çünkü şu anda insan kaynağı azdır. Daha da kitleselleşmemiz lazım. Keşke alt komiteler kurabilsek… Trafik eğitiminden trafik altyapısına, yasal mevzuattan trafik psikolojisine kadar birçok çalışma alanı var. Gönüllü olmak isteyen herkese kapımız açıktır; gelip üye olabilir, katkı sağlayabilirler. Bu çağrıyı yapmaktan çok memnun olurum, çünkü gerçekten ihtiyacımız var.
Gaile: Trafik kazaları bu kadar yakıcı bir sorunken insanların sesi neden bu kadar az çıkıyor?
Özgül Gürkut Mutluyakalı: Bir handikabımız var: Bir taraftan insanlar trafikten çok acı çekiyor ama çok azı aktivist olup sesini duyuruyor. Onun için ben, sosyal medyada da olsa sesini çıkaran anneleri ve diğer görüş belirtenleri çok değerli bulurum. Trafik mağduru insanlar acılarıyla baş başa kalıyor, içine kapanıyor; çoğu konuşmuyor.
Geçmişteki gözlemim, trafik acısı yaşamış insanların medyadan uzak durduğuydu. Çok azı konuştu, acısını dillendirdi, belki birkaç tane de eylem yapıldı. O kadar.
Şimdi insanlar daha çok hakkını aramayı öğreniyor, bu güzel. Ses çıksın, o acıyı paylaşsın ve başka insanlar ölmesin. Kaybı olan anneler de şunu söylüyor: “Benim çocuğum geri gelmeyecek elbette, ama mahkemelerin verdiği cezalar caydırıcı olsun, daha etkili önlemler alınsın, başka canlar yanmasın.” Biz de geçmişte dernek olarak “Analar artık ağlamasın” sloganını kullanmıştık.
Bunu yakın çevremden de bilirim; benim de bir yeğenim motosiklet kazasında hayatını kaybetti. Üstünden onlarca yıl geçse de annesi, babası, eşi, çocukları o acıyla baş etmeye çalışıyor. Hiçbirimiz onların acısını yeterince anlayamayız.
Benim için trafiğin ne olduğunu, Lefkoşa Mezarlığı’nda tam 10 yıldır, dağ yolundaki kazada ölen kızı İlayda’nın mezarının başından ayrılmayan Salih Öztürk’ün çektiği acı anlatır. 10 yıldır kızının mezarının başından ayrılmayan bir adam var orada. Bu toplum bununla yüzleşiyor mu, bunu görüyor mu? Yoksa kanıksayıp sadece yanından mı geçiyor?
Başta kendimden de bahsetmiştim. Geçirdiğim kazalar sonrasında trafikte çok kaygılı biri oldum ve halen de çok korkuyorum. Sadece kendim için değil, ailem için, sevdiklerim için ve tüm insanlar için kaygı taşıyorum.
Hele de çocuklarımız için, bütün anne babalarda aynı kaygı vardır. Çocuğunuz arabayla bir yere gitmişse, dönene kadar tedirginsiniz.
Belki bunlar klasik anne baba hâlleridir ama ben bu küçük ülkede, insanlarımızın trafik yüzünden bu kadar acı çekmesini kabullenmiyorum. Trafikteki halimizi kabullenmek istemiyorum. Çünkü biliyorum, bu sorunun çaresi var, başaran ülkeler var. Biz niye başarmayalım, niye trafikte güvenli bir ülke olmayalım? Niye AB’nin “vizyon sıfır” vizyonuna uygun şekilde biz de ölümü ve ağır yaralanmalı kazaları sıfırlamayalım?
Bu yılki Trafik Haftası sloganımız da buydu: “Güvenli trafik hakkımız.” Bizim yaşadığımız trafik kazalarının çoğu zaten kaza değil; ihmal edilmiş önlemlerin, kuralların sonucu olarak yüzleştiğimiz çarpışmalardır...
Gaile: Toplumda kimi görüşler sorumluluğu doğrudan devlete yüklüyor – hatta çok ağır bir ifadeyle “katil devlet” deniyor. Diğer taraftan bazı kesimler ise suçun bireysel olduğuna inanıp “trafik canavarı” tabirini kullanıyor. Siz bunu nasıl görüyorsunuz? Kazalarda temel nedenler nelerdir, devletin payı nedir?
Özgül Gürkut Mutluyakalı: Sistemi yanlış kurduk ya da yanlışa evriliyor ve yeterince önlem almıyoruz. Ben trafikte yanlış davranan bir kişinin sorumluluğunun da sonuçta devlete dayandığını düşünüyorum. Neden devletindir? Çünkü sen ona ehliyet vermişsin, sürmesine izin vermişsin. Öyle olmaması gerekiyorsa bir önlem al: Eğitim, denetim ve ceza enstrümanlarını etkili kullan.
Aileden başlayarak, okuldan başlayarak ve insanlara sürücü belgesi verilen andan başlayarak, hepsinde doğru kuralları koyabilirsek ancak sağlıklı insanlar, sürücüler, yayalar olacak. Şu anda o bilinçten yoksunuz.
Ben trafikte cezayı asla birinci çözüm olarak görmem. Ama eğitimle denetimi birleştirirsek, o özlediğimiz trafik kültürü oluşabilir; bu da bir gerçek.
Önlem için kendimizin yeni bir şey keşfetmesine de gerek yok. Trafik kazalarıyla mücadelede başarılı olmuş ülkelerin örneklerine bakıyorum: Çok sıkı kuralları ve yaptırımları var. Niçin onlar başarıyor da biz başaramayalım? Yönetime, bir otoriteye olan saygımızı kaybettik; belki de en büyük sorunumuz budur.
Trafik zaten çok sayıda sorunun patlama noktasıdır bence, ülkemizdeki başka sorunların da gün yüzüne çıktığı yerdir. Trafik, ülkenin nüfus politikasıyla, sosyal ve ekonomik politikalarıyla, eğitim sistemiyle, altyapısıyla, sağlık sistemiyle ilintilidir.
İnsanlar sabah kalkıyor, işine gidecekken yaşadığı stresi trafikteki davranışlarına yansıtıyor. İngiltere’den Kıbrıs’a gelen bir yakınım, “Burada sürücüler çok agresif, ben burada araba kullanamam.” demişti. Bu çok düşündürücü.
Ülkede nüfus artıyor, araç sayısı artıyor, yollar yetersiz kalıyor. Bir planlama var mı? 10 yıl sonra nerede olmak istediğimizi belirledik mi? Yok!
Son yıllarda yapılan çift şeritli yeni yollarda bile ölümlü kazalar oldu. Mühendislerin yol eğimlerini, kavşakları doğru planlamadığı, yol güvenliğinin zayıf kaldığı eleştirileri haksız değil.






