Lefkoşa 27°USD48,28EUR56,01GBP65,30GRAM ALTIN6.715,29 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Akıncı “AB’de olsaydı?” diye sordu: Avrupa’nın deniz faciaları ne söylüyor?

Deniz faciasında kayıplar için arama çalışmaları ve ailelerin acılı bekleyişi sürerken, 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yaşananları Kıbrıs sorununun çözümü ve AB üyeliğiyle ilişkilendirmesi yeni bir tartışmanın…

5 dakika okumaHaber: Kıbrıs Postası
Paylaş
Akıncı “AB’de olsaydı?” diye sordu: Avrupa’nın deniz faciaları ne söylüyor?

Yaşanan büyük deniz faciasının ardından toplumun gözü kulağı denizde…

Bir tarafta kayıplara ulaşılması için sürdürülen çalışmalar, diğer tarafta yakınlarından gelecek bir haber için bekleyen aileler var.

Facianın nasıl meydana geldiği, geminin denize elverişliliği, kaptanın yeterliliği, can kurtarma ekipmanları, yolcu sayısının nasıl belirlendiği, denetim mekanizması ve arama-kurtarma kapasitesi gibi birçok hayati soru ise henüz bütün yönleriyle yanıtlanmış değil.

Tam da böylesi bir ortamda 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yaptığı açıklama, yaşanan insani dramın ötesinde siyasi bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

Akıncı, açıklamasında yaşananlardan duyduğu üzüntüyü dile getirirken, kayıp sayısına ilişkin belirsizliklere ve denetim konusundaki soru işaretlerine dikkat çekti.

Ancak ardından tartışmayı Kıbrıs sorununun çözümüne ve Avrupa Birliği üyeliğine taşıdı.

Akıncı şu soruyu yöneltti:

“Kıbrıs’ta çözüme ulaşabilsek, AB ve uluslararası hukuk içinde olsak acaba bu felaket yaşanır mıydı?”

Ve ardından daha doğrudan sordu:

“AB içinde olsak bu gemi sefer yapabilir miydi?”

ACI DEVAM EDERKEN SİYASİ HESAPLAŞMA DOĞRU MU?

Akıncı’nın açıklamasında geminin denetlenip denetlenmediğini, kaptanın ehliyetini, can yeleklerinin yeterliliğini ve kamu otoritesinin sorumluluğunu sorgulamasına kuşkusuz kimsenin itirazı olamaz.

Tam tersine, bunların tamamı sonuna kadar araştırılmalı.

İhmal varsa ortaya çıkarılmalı.

Kusuru bulunan kim olursa olsun hesap vermeli.

Siyasi sorumluluk varsa o da tartışılmalı.

Ancak burada önemli bir çizgi bulunuyor.

Facianın nedenlerini ve sorumlularını sorgulamak başka, henüz acı devam ederken yaşananları yıllardır savunulan siyasi bir tezin doğrulanması için kullanmak başka.

Kayıplar henüz aranırken, aileler umutla beklerken ve kazanın kesin nedenleri dahi ortaya çıkmamışken, yaşanan faciadan hareketle “Kıbrıs sorunu çözülmüş ve AB içinde olsaydık bunlar yaşanır mıydı?” sonucuna varmak ne kadar doğru?

Akıncı’nın çözüm ve Avrupa Birliği üyeliğini savunması yeni değil.

Bu, yıllardır açıkça savunduğu siyasi çizgidir ve demokratik bir görüş olarak elbette tartışılabilir.

Ancak bugün tartışılması gereken, AB üyeliğinin doğru veya yanlış olması değil; devam eden büyük bir insani acının siyasi bir tezin dayanağı haline getirilmesinin doğru olup olmadığıdır.

Çünkü henüz denizde aranan insanlar var.

Henüz ailelerin bekleyişi bitmedi.

Henüz facianın kesin nedeni bilinmiyor.

Ve henüz kimin, hangi konuda ne kadar sorumluluğu bulunduğu ortaya çıkarılmış değil.

AKINCI “AB’DE OLSAYDI?” DİYE SORDU; PEKİ AVRUPA’NIN TARİHİ NE SÖYLÜYOR?

Akıncı’nın ortaya attığı soruya yalnızca siyasi görüşler üzerinden değil, Avrupa’nın kendi yakın tarihinden de bakmak gerekiyor.

Çünkü Avrupa Birliği deniz güvenliği konusunda bugün son derece kapsamlı standartlara sahip olmakla birlikte, Avrupa’da da çok ağır deniz faciaları yaşandı.

Dahası, Avrupa Komisyonu bugün uygulanan AB yolcu gemisi güvenliği mevzuatının zaman içerisinde özellikle büyük kazaların ardından oluşturulduğunu açıkça belirtiyor.

Komisyon’un resmi kayıtlarında iki facia özellikle anılıyor:

Herald of Free Enterprise ve Estonia.

1987 yılında Herald of Free Enterprise feribotunun batması sonucu 193 kişi hayatını kaybetti.

1994 yılındaki Estonia faciasında ise bilanço çok daha ağırdı:

852 can.

Avrupa Komisyonu, AB yolcu gemisi güvenliği mevzuatının zaman içerisinde bu kazaların ardından geliştirildiğini açık biçimde ifade ediyor. (Transport EU⁠)

Bu bilgi aslında tartışmanın en önemli noktasını oluşturuyor.

Avrupa’nın bugün sahip olduğu güvenlik standartlarının bir bölümü de yaşanan facialardan çıkarılan derslerin sonucudur.

ESTONIA FACİASI: 852 ÖLÜ, 757 KİŞİ HÂLÂ KAYIP

Akıncı’nın açıklamasında kayıp sayısındaki belirsizliğe özellikle dikkat çekmesi nedeniyle Estonia örneği daha da çarpıcı hale geliyor.

28 Eylül 1994’te Tallinn’den Stockholm’e tarifeli sefer yapan Estonia feribotu Baltık Denizi’nde battı.

Gemide 989 kişi vardı.

Yalnızca 137 kişi kurtuldu.

852 insan yaşamını yitirdi.

Ve resmi kayıtlara göre denizden yalnızca 95 kişinin naaşına ulaşılabildi.

757 kişi ise bugün dahi kayıp. (estonia1994.ee⁠)

Üstelik Estonia faciasına ilişkin resmi değerlendirmelerde kazanın nedenleri arasında tasarım kusurları ve bazı teknik gerekliliklere uyulmaması da yer aldı. (estonia1994.ee⁠)

Dolayısıyla Avrupa’nın kendi tarihi de denetim, teknik yeterlilik ve insan hayatının korunması konularında ağır bedeller ödendiğini gösteriyor.

COSTA CONCORDIA DA AB SINIRLARI İÇİNDE YAŞANDI

Daha yakın tarihte ise İtalya’da Costa Concordia faciası yaşandı.

13 Ocak 2012’de Costa Concordia, İtalya’nın Isola del Giglio adası yakınlarında kayalıklara çarptı, karaya oturdu ve kısmen battı.

Avrupa Deniz Güvenliği Ajansı’nın kayıtlarına göre gemide 4 bin 252 kişi bulunuyordu ve faciada 32 kişi yaşamını yitirdi. (European Maritime Safety Agency⁠)

Yani Avrupa Birliği’nin güçlü mevzuatı, denetim kurumları ve deniz güvenliği standartları son derece önemli olmakla birlikte, bunların hiçbiri “AB sınırları içerisinde deniz faciası yaşanmaz” anlamına gelmiyor.

AB’NİN STANDARTLARI ÖNEMLİ; AMA ÜYELİK SİHİRLİ BİR KALKAN DEĞİL

Burada hakkaniyetli olmak gerekiyor.

Avrupa Birliği’nin deniz güvenliği standartlarını küçümsemek mümkün değil.

AB mevzuatı gemilerin teknik özelliklerinden yangın güvenliğine, can kurtarma ekipmanlarından yolcu kayıtlarına ve denetim sistemlerine kadar çok geniş bir alanı düzenliyor.

Örneğin AB mevzuatında gemide bulunan kişilerin kayıt altına alınmasının amaçlarından biri, herhangi bir acil durumda arama-kurtarma çalışmalarının daha etkili yürütülebilmesi. (Transport EU⁠)

Dolayısıyla Avrupa’nın standartlarından alınacak çok ders var.

Fakat bu gerçek, “AB üyesi olsaydık bu facia yaşanmazdı” sonucunu kendiliğinden doğrulamıyor.

Avrupa’nın kendi tarihi bunun garantisinin olmadığını gösteriyor.

Asıl dikkat çekici olan ise başka:

Avrupa, yaşadığı facialardan sonra kurallarını değiştirdi.

O halde bizim sormamız gereken soru belki de Akıncı’nın sorduğundan farklı olmalı.

AVRUPA STANDARTLARINI UYGULAMAK İÇİN NEDEN ÇÖZÜMÜ BEKLEYELİM?

Bir geminin denize çıkmaya uygun olup olmadığını denetlemek için Kıbrıs sorununun çözülmesini beklemek gerekiyor mu?

Kaptanın gerekli yeterliliğe sahip olup olmadığını kontrol etmek için AB üyeliği mi gerekiyor?

Gemide kaç kişinin bulunduğunu doğru şekilde kayıt altına almak için siyasi çözümü mü beklemeliyiz?

Yeterli can yeleği ve can kurtarma ekipmanı bulundurmak için uluslararası tanınmışlık mı gerekiyor?

Arama-kurtarma kapasitesini geliştirmek için önümüzde hangi siyasi engel var?

Bunların hiçbiri yarına bırakılamayacak meseleler.

Bunlar bugün yapılması gerekenler.

Çünkü insan hayatını korumak, herhangi bir siyasi çözüm modelinden önce kamu otoritesinin en temel sorumluluğudur.

ÖNCE KAYIPLAR, SONRA HESAP

Bugün yapılması gereken, yaşanan büyük acıdan siyasi sonuçlar çıkarmaktan önce kayıplara ulaşmak ve ailelerin yanında olmaktır.

Ardından facianın bütün boyutları hiçbir siyasi veya bürokratik koruma olmaksızın araştırılmalıdır.

Gemi denize elverişli miydi?

Kim denetledi?

Kaptanın yeterliliği neydi?

Gemide gerçekte kaç kişi vardı?

Can kurtarma ekipmanları yeterli miydi?

Denetim sistemi görevini yaptı mı?

Arama-kurtarma konusunda eksiklik yaşandı mı?

Ve en önemlisi:

İhmal varsa bunun sorumluları kim?

Bu soruların tamamının cevabı toplumun önüne konulmalıdır.

Siyasi sorumluluk kime uzanıyorsa oraya kadar da gidilmelidir.

Ancak bütün bunları yapmak için ne Kıbrıs sorununun çözülmesini ne de Avrupa Birliği üyeliğini beklememiz gerekiyor.

Avrupa’nın Estonia’da 852 canı kaybettikten sonra yaptığı gibi, biz de yaşananlardan ders çıkarmak ve sistemimizi değiştirmek zorundayız.

Mustafa Akıncı elbette çözümü ve Avrupa Birliği’ni savunmaya devam edebilir.

Ancak bugün başka bir hassasiyetin korunması gerekiyor.

Kayıplar henüz aranırken, ailelerin acısı devam ederken ve facianın nedenleri dahi kesinleşmemişken, bu insanların yaşadığı trajediyi herhangi bir siyasi tezin doğrulama aracına dönüştürmemek…

Çünkü bugün mesele hangi siyasi görüşün haklı çıktığı değil.

Mesele, insanların neden öldüğü ve bir daha ölmemeleri için ne yapılacağıdır.

Acının siyaseti olmaz.

Önce kayıplar bulunmalı, gerçekler ortaya çıkarılmalı ve sorumlular hesap vermeli.

Kıbrıs sorununu ve AB’yi sonra yine tartışabiliriz.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler