Lefkoşa 20°USD49,20 ₺▲EUR55,30 ₺▼GBP65,23 ₺▼GRAM ALTIN6.543,35 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Yusuf Kanlı yazdı: Barış Gücü geçit töreninde: Tarafsızlık da protokol gereği mi?

Güney Kıbrıs’taki 1 Ekim askerî geçit törenine BM Barış Gücü komuta kademesinin katılması, basit bir protokol tercihi olarak görülemeyecek kadar vahim bir durumdur.

6 dakika okuma
Paylaş
Yusuf Kanlı yazdı: Barış Gücü geçit töreninde: Tarafsızlık da protokol gereği mi?

Güney Kıbrıs’taki 1 Ekim askerî geçit törenine BM Barış Gücü komuta kademesinin katılması, basit bir protokol tercihi olarak görülemeyecek kadar vahim bir durumdur. Bu görüntü, misyonun tarafsızlığına ve iki tarafa eşit davranma iddiasına gölge düşürürken, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet görevinin dayandığı güveni de zayıflatmıştır.

Yusuf Kanlı

Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün 1 Ekim 2026’da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin düzenlediği askerî geçit töreninde görünmesi, “Protokol gereği katıldık” denilerek kapatılamaz. Kıbrıs’ta protokol de siyasidir, fotoğraf da. Hele bir tarafın askerî gücünü sergilediği ve yabancı devletlerin askerî unsurlarının da bulunduğu bir törende BM Barış Gücü komuta kademesinin yer alması, misyonun tarafsızlığı, adaleti ve iki tarafa eşit yaklaşımı hakkında ciddi soru doğurur.

Burada söz konusu olan, BM yetkililerinin Güney Kıbrıs’taki toplumsal hayattan uzak durması gerektiği iddiası değildir. Barış Gücü’nün taraflarla temas kurması, sorunları yerinde gözlemlemesi ve gerektiğinde ortak etkinliklere katılması misyonun çalışmasının bir parçası olabilir. Fakat bir askerî geçit töreni sıradan bir toplumsal etkinlik değildir. Bu tören, devlet otoritesinin, askerî kapasitenin ve dış ilişkilerin kamuoyuna sergilendiği resmî bir sahnedir. Komuta kademesinin orada bulunması da ister istemez bu sahnenin parçası olarak okunur.

Tarafsızlık yalnızca beyanla korunmaz

BM barış gücü operasyonlarının temel ilkeleri arasında tarafsızlık yer alır. BM’nin kendi açıklaması, tarafsızlığın misyonun görevini adil ve tutarlı biçimde yerine getirmesi anlamına geldiğini, tarafların rızasını ve iş birliğini korumak bakımından da yaşamsal olduğunu vurguluyor. Tarafsızlık, ihlaller karşısında sessiz kalmak ya da hareketsiz durmak değildir. Ancak bunun tersi de doğrudur: Bir misyon, taraflardan birinin siyasi veya askerî gösterisinin içinde yer alırken tarafsızlık algısının kendiliğinden korunacağını varsayamaz.

Bu nedenle, komuta kademesinin Kıbrıs Rum tarafında düzenlenen askerî geçit törenine katılımı, tarafsızlık bakımından somut bir sorun ve diplomatik kayda geçirilmesi gereken bir olaydır. Bu katılımın tek başına hukuki statüyü değiştirdiğini veya BM’nin Kıbrıs Rum tarafının bütün siyasi tezlerini desteklediğini ileri sürmek doğru olmaz. Fakat hukuki sonucun bu kadar ileri gitmemesi, siyasi ve kurumsal etkisinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tersine, misyonun bir tarafa diğerinden daha yakın durduğu izleniminin ortaya çıkması, BM’nin güvenilirliğine doğrudan zarar verir.

Tarafsızlık, BM’nin kendisine verdiği bir unvan değildir. Tarafların da misyonun adil davrandığına inanması gerekir. Kıbrıs Türk tarafında, “BM komuta kademesi diğer tarafın askerî töreninde bulunuyor; bizim etkinliklerimizde de aynı düzeyde ve aynı koşullarda temsil var mı?” sorusu soruluyorsa, bu soru geçiştirilemez. Eşit muamele, yalnızca kurumsal yazışmalarda kullanılan bir ifade olarak kalamaz. Uygulamada görülmeli ve muhatapların güvenini kazanmalıdır.

Eşitlik duygusu bozulursa güven de bozulur

Kıbrıs sorununda eşitlik, soyut bir diplomatik sözcük değildir. Kıbrıslı Türklerin ortaklık hakları, etkin katılımı ve uluslararası muamelede eşitlik talebi, çözüm arayışının temel unsurlarındandır. BM’nin bir tarafla kurduğu görünür ilişkinin diğer tarafça ayrıcalık veya yakınlık işareti olarak algılanması, mevcut eşitsizlik duygusunu derinleştirir. Böyle bir algı, müzakere zemininin adil olduğuna dair inancı zayıflatır.

Bu noktada BM’nin dikkat etmesi gereken şey, yalnızca bir katılım kararının hangi gerekçeyle alındığı değildir. Aynı zamanda bu tercihin, zaten kırılgan olan güven ortamında nasıl bir siyasi anlam kazandığıdır. Tarafsızlık görüntüsünün zedelenmesi, BM’nin çözüm sürecindeki kolaylaştırıcı rolünü de güçleştirebilir. Bir taraf misyonun diğer tarafa daha yakın durduğuna inanırsa, onun raporlarına, temaslarına ve iyi niyet girişimlerine duyduğu güven de aşınır.

İyi niyet görevi güven ister

BM’nin Kıbrıs’taki görevleri birbiriyle bağlantılı, fakat birbirinden ayrı işlevlere sahiptir. UNFICYP ateşkes hatlarını gözetir, insani faaliyetler yürütür ve Genel Sekreter’in iyi niyet görevine destek verir.  Genel Sekreter’in iyi niyet görevi ise tarafları siyasi bir çözüme yaklaştırmak ve müzakereler için elverişli koşulları desteklemek amacı taşır.

İyi niyet görevi, BM’nin her iki taraf nezdinde güvenilir olmasını gerektirir. Taraflardan biri, BM’nin diğer tarafın askerî gücünün sergilendiği bir ortamda yer aldığına tanık oluyorsa, Genel Sekreter’in kolaylaştırıcı rolü de bu görüntünün gölgesinde kalabilir. BM, eşitliği ve çözüm arayışını desteklediğini söylerken, bir tarafın üstün siyasi konumunu pekiştiriyor izlenimi yaratmamalıdır. İyi niyet, yalnızca görüşme çağrısı yapmakla değil, arabulucunun ve destek veren misyonun adil olduğuna duyulan güvenle yaşar.

Güç gösterisine alet olma riski

Törene İngiltere, Fransa, ABD ve Mısır gibi ülkelerin askerî unsurlarının katılması, ayrıca değerlendirilmelidir. Bu katılımı doğrudan bir ittifakın veya ortak savunma taahhüdünün kanıtı saymak doğru olmaz. Devletlerin törenlere katılma kararları farklı diplomatik ve askerî nedenlere dayanabilir. Ancak yabancı askerî birliklerin aynı sahnede bulunması, Güney Kıbrıs’ın dış güvenlik ilişkilerini ve bölgesel konumunu sergileyen bir görüntü ortaya çıkarır.

BM Barış Gücü komuta kademesinin de bu sahnede yer alması, misyonu istemeden de olsa bir tarafın askerî anlatısına eklemleme riski taşır. Bu, BM askerlerinin geçit törenine askerî destek verdiği anlamına gelmez. Fakat bir tarafın güç gösterisine uluslararası ağırlık kazandıran görüntünün içinde bulunmak, siyasi sonuç doğurabilir. Kıbrıs’ta güvenlik ikilemi zaten karşılıklı kuşku ve güç algılarıyla beslenirken, böyle bir katılım askeri gösteriyi olağanlaştırabilir, diğer tarafta güvensizliği ve tepkiyi artırabilir. Barış Gücü’nün görevi, bir tarafın güç gösterisine alet olmak değil, güç gösterilerinin yarattığı gerilimi azaltmaktır.

1 Ekim’in ortaklıkla başlayan, tek taraflılaşan hikâyesi

Törenin tarihi de bugünkü tabloya özel bir ironi katıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı 16 Ağustos 1960’ta ilan edildi ve ilk iki yıldönümü bu tarihte kutlandı. Daha sonra, 11 Temmuz 1963’te, iki toplumlu ortaklık devletinin kurumları henüz Rumlar tarafından gasp edilip Türk ortaklar dışlanmamışken, Bakanlar Kurulu 1 Ekim’i resmî Bağımsızlık Günü olarak belirledi. Kurul yedi Kıbrıslı Rum ve üç Kıbrıslı Türk bakandan oluşuyordu. Makarios ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük arasındaki uzlaşma sonucunda o karar oybirliğiyle alınmıştı.

Bir zamanlar iki toplumun temsilcilerinin ortak kararıyla belirlenen tarih, bugün tek taraflı bir askerî tören içinde kutlanıyor. Takvimde ortak kararın izi duruyor; tören alanında ise ortaklığın kendisi görünmüyor. Üstelik bu sahnede, iki tarafın da adil davranıldığına inanmasını sağlamakla yükümlü BM Barış Gücü komuta kademesi bulunuyor. 1963’te oybirliğinin mümkün olduğu bir tarihin, bugün eşitliğin tartışıldığı bir askerî gösteriyle anılması başlı başına düşündürücüdür.

İtiraz kayda geçirilmeli, diplomatik takibe alınmalı

Kıbrıs Türk tarafı bu gelişmeye ölçülü, fakat kararlı bir karşılık vermelidir. Güvenlik bürokrasisi ve tüm yetkililer BM Barış Gücü ile yapacakları resmî temaslarda komuta kademesinin törene katılımını açıkça kayda geçirmeli; bunun tarafsızlık, eşit muamele ve misyonun güvenilirliği üzerindeki etkisini anlatmalıdır. Konu, BM Genel Sekreteri’ne ve özel temsilcisine, adadaki ve New York’taki BM makamlarına diplomatik kanallardan ölçülü, fakat kararlı bir üslupla iletilmeli, benzer etkinliklerde Barış Gücü’nün taraflara yönelik uygulamaları karşılaştırmalı biçimde izlenmelidir.

Bu, yalnızca bir protesto açıklamasıyla tamamlanacak iş değildir. Kıbrıs Türk tarafı BM’den, tarafların resmî ve askerî etkinliklerine katılım konusunda hangi ölçütlerin uygulandığını açıklamasını ve gelecekte tutarlı davranmasını istemelidir. Böylece tartışma, kişisel niyetler ya da protokol ayrıntıları çevresinde değil, uluslararası hukukta ve BM barış operasyonlarında önem taşıyan tarafsızlık, adalet ve eşit muamele ilkeleri üzerinden yürütülmelidir.

BM yetkilileri bir törene katılarak Kıbrıs sorununun hukuki statüsünü değiştirmiş olmadı. Fakat tarafsızlık, yalnızca büyük hukuki kararlarla değil, adalet duygusunu etkileyen küçük görünen tercihlerle de aşınır. Barış Gücü’nün görevi bir tarafın askerî törenine uluslararası ağırlık kazandırmak değil, her iki tarafın da misyonun adil davrandığına inanabileceği zemini korumaktır. Barış için görevlendirilenlerin, güç gösterisinin arka planına dönüşmemesi gerekir.

BM yetkilileri bir dahaki sefere tören daveti aldıklarında, takvimdeki protokol maddesinden önce sahnedeki siyasi anlamı da okumalı. Çünkü Kıbrıs’ta barışı gözlemekle bir tarafın askerî gösterisine eşlik etmek arasındaki farkı anlamak için bazen uzun bir rapora değil, yalnızca tören programına bakmak yeterlidir.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler