Aygın, Federasyon Merkez Konseyi adına yaptığı yazılı açıklamada, FİLO JET faciasının “talihsiz bir deniz kazası” veya “kader” denilerek kapatılamayacağını belirterek, kamu ve özel bütün sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurguladı.
Açıklanan son bilgilere göre 239 kişinin kurtarıldığını, on iki kişinin hayatını kaybettiğini ve on altı kişiden hâlâ haber alınamadığını belirten Aygın, hayatını kaybedenleri saygıyla andıklarını ve aileleriyle sevenlerinin acısını yürekten paylaştıklarını kaydetti.
Kayıp yakınlarının yaşadığı belirsizliğin farkında olduklarını ifade eden Aygın, aranan her bir kişiye ulaşılması yönündeki umutlarını koruduklarını belirtti.
“ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARINA KATKI KOYAN HERKESE TEŞEKKÜR EDİYORUZ”
Facianın ilk anından itibaren hiçbir karşılık beklemeden denize açılan gönüllü yurttaşlara, tekne sahiplerine, balıkçılara ve kaptanlara teşekkür eden Aygın; sahil güvenlik, sivil savunma, sağlık, polis, itfaiye ve liman çalışanlarıyla Türkiye’den çalışmalara destek veren Türk Deniz Kuvvetleri personeline, TCG Işın ve TCG Alemdar mürettebatına ve arama kurtarma çalışmalarına katkı koyan bütün kurum ve kuruluşlara da teşekkürlerini iletti.
Aygın, “Halkımız, bu karanlık günlerde sergilediği dayanışma ve özveriyle bir kez daha birlik içinde hareket etmiştir” ifadelerini kullandı.
Geminin yaklaşık 550 metre derinlikte tespit edilmesinin ve su altı araçlarıyla sürdürülen çalışmaların önemli olduğunu kaydeden Aygın, arama kurtarma faaliyetlerinin bütün teknik imkânlar kullanılarak kesintisiz sürdürülmesini istedi.
Kayıp yakınlarının söylentilere ve sosyal medyadan gelecek haberlere mahkûm edilmemesi gerektiğini vurgulayan Aygın, ailelere düzenli, doğrudan ve doğrulanmış bilgi verilmesinin devletin temel sorumluluğu olduğunu belirtti.
“FACİA ‘KADER’ DENİLEREK KAPATILAMAZ”
Arama kurtarma çalışmalarına duyulan minnetin, facianın nedenleriyle sorumlularının sorgulanmasına engel olmadığını ifade eden Aygın, şöyle devam etti:
“FİLO JET faciası, ‘talihsiz bir deniz kazası’ veya ‘kader’ denilerek kapatılamaz. Yolcuların canı yalnızca kaptana emanet edilmemiştir. Gemiyi işleten şirketten bakım ve onarım sorumlularına, klas kuruluşundan liman makamlarına, sefere izin veren kamu görevlilerinden denetim zincirinin en üstündeki siyasi iradeye kadar herkesin eylemi ve ihmali ayrı ayrı incelenmelidir.”
“MAHKEMEYE YANSIYAN İFADELER VE İLK BULGULAR SON DERECE AĞIR”
Mahkemeye yansıyan ifadelerle ilk bulguların “son derece ağır” olduğunu kaydeden Aygın; Taşucu Limanı’nın hava şartları nedeniyle kapalı olduğu, ikinci kaptanın sefer yapılmaması yönünde uyarıda bulunduğu, gemide daha önce su alma ile motor ve dümen arızaları yaşandığının bilindiği, buna rağmen seferin başlatıldığı ve su alınmasının ardından hızın düşürülmediği yönünde iddialar bulunduğunu aktardı.
Geminin mevcut bir hasarla sefere çıkmış olabileceği ve bazı mürettebatın gerekli belge ve eğitimlere sahip olmadığı yönündeki iddiaların da soruşturma dosyasına yansıdığını ifade eden Aygın, bunların henüz kesinleşmiş teknik veya yargısal bulgular olmadığını ancak görmezden gelinemeyeceğini ve bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini belirtti.
“GEMİNİN GEÇMİŞ KAYITLARI DA CEVAP BEKLİYOR”
Basına yansıyan geçmiş kayıtların da cevap beklediğini kaydeden Aygın, geminin IRIS JET adıyla çalıştığı dönemde 2003 yılında rıhtıma çarptığı ve su aldığı; 2018’deki satış sürecinde ise 29 kusur ve uygunsuzlukla ciddi makine sorunlarının kayda geçirildiğinin aktarıldığını belirtti.
Bu kusurların giderilip giderilmediğinin, geminin daha sonra hangi onarımlardan geçirildiğinin ve GRP kompozit gövdesindeki eski hasarlarla onarımların hangi teknik yöntemlerle incelendiğinin açıklanmasını isteyen Aygın, geminin satışından neden vazgeçildiği ve bütün bu bilgilerin neden Limanlar Dairesinin dosyasında bulunmadığı sorularının da cevaplandırılması gerektiğini söyledi.
Aygın, satış sürecine ilişkin bütün teknik raporların soruşturma dosyasına alınmasını istedi.
“METEOROLOJİK VERİLER HAM HÂLİYLE AÇIKLANMALI”
Geminin çalışma izninde üç metrenin üzerindeki dalgalarda sefere izin verilmediğinin görüldüğüne işaret eden Aygın, mahkemeye sunulan meteoroloji raporunda yaklaşık 1,5 metrelik dalga kaydı bulunduğunun aktarılmasının tek başına seferin güvenli olduğunu kanıtlamayacağını belirtti.
Taşucu Limanı’nın kapalı olduğu yönündeki bilgiyle birlikte sefer saatine ve rotaya ait dalga yüksekliği, rüzgâr hızı ve yönü, liman ölçümleri, meteoroloji uyarıları, kaptana iletilen hava raporları ve yapılan risk değerlendirmesinin zaman damgalı ham verileriyle açıklanması gerektiğini kaydeden Aygın, “‘Hava uygundu’ veya ‘deniz kötüydü’ biçimindeki genel ifadeler bilimsel veri değildir” dedi.
“DENETİM VE GÜVENLİK BELGELERİ EKSİKSİZ YAYIMLANMALI”
Geminin “iki ay önce denetlendiğini” söylemenin kamuoyuna verilmiş yeterli bir cevap olmadığını ifade eden Aygın; dönemin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanının sözünü ettiği 35-40 sayfalık tersane raporunun, klas sörveylerinin, bakım ve onarım kayıtlarının, yüksek hızlı tekne güvenlik belgelerinin ve sefere elverişlilik evrakının eksiksiz yayımlanmasını istedi.
Kaza sonrasında erişilen Türk Loydu doğrulama ekranında geminin klas sertifikasının neden “INVALID” göründüğünün ve bu statünün kazadan önce mi yoksa kazadan sonra mı oluştuğunun zaman damgalarıyla açıklanması gerektiğini kaydeden Aygın, bugünkü kaydın belgenin sefer sırasında da geçersiz olduğunu tek başına kanıtlamadığını ancak bu belirsizliğin giderilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.
Aygın, “Bir belgenin üzerinde ileri bir geçerlilik tarihi bulunması tek başına yeterli değildir. Belge denetimin, mühür de fiilî denize elverişliliğin yerine geçmez” ifadelerini kullandı.
“KAPTANIN YETERLİLİK BELGELERİYLE İLGİLİ ÇELİŞKİLER GİDERİLMELİ”
Kaptanın yeterlilik belgeleri konusunda kamuoyuna birbirini tutmayan bilgiler verildiğini savunan Aygın, mahkemeye yansıyan bilgilere göre kaptanın önceki belgesinin yenilenmediği için geçerliliğini yitirdiğini, daha sonra Honduras makamlarınca düzenlenen bir yeterlilik belgesi alındığını ve buna dayanılarak KKTC makamlarınca uygunluk belgesi verildiğini belirtti.
Kamuoyuna sunulan Honduras belgesinde 30 Ekim 2029, KKTC uygunluk belgesinde ise 26 Eylül 2026 son geçerlilik tarihinin yazdığını kaydeden Aygın, buna karşılık Honduras belgesinin iptal edildiği veya askıya alındığı yönünde de bir iddianın kamuoyuna yansıdığını ifade etti.
Bu iddianın kesinleşmiş bir gerçek gibi sunulmaması ancak yalnızca belgelerin üzerindeki tarihler gösterilerek de geçiştirilmemesi gerektiğini belirten Aygın, Honduras makamlarından alındığı belirtilen asıl doğrulama cevabının, U33831322 numaralı belgenin 30 Ağustos 2026 tarihindeki statüsünü gösteren sicil kaydının, varsa askıya alma veya iptal kararının tarihi ve gerekçesiyle KKTC’nin belgeyi tanımasına dayanak oluşturan bütün yazışmaların derhâl yayımlanmasını istedi.
Aygın, “Belge kazadan önce iptal edilmiş veya askıya alınmışsa bu çok ağır bir denetim skandalıdır. İşlem kazadan sonra yapılmışsa bunun tarihi ve hukuki gerekçesi açıklanmalıdır” dedi.
Kaptanın FİLO JET gibi yüksek hızlı bir yolcu teknesine özgü tip eğitimi, sınavı, deniz hizmeti ve sağlık yeterliliğine sahip olup olmadığının da ortaya konulmasını isteyen Aygın, Bakanlığın “3 bin tona kadar” şeklindeki açıklamasıyla belgedeki “3.000 GT or more” ibaresi arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiğini kaydetti.
Aygın, “Bir belgenin sistemde geçerli görünmesi, onu düzenleyen ve kabul eden makamların yürüttüğü işlemlerin sorgulanamayacağı anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.
“BÜTÜN DELİLLER DERHÂL GÜVENCE ALTINA ALINMALI”
Yolcuların, geminin ön kısmında hasar oluştuğu, aşağıdan su geldiği, mürettebatı uyarmalarına rağmen yolculuğun sürdürüldüğü, can yeleklerine ulaşmakta güçlük yaşandığı ve tahliye talimatlarının yetersiz kaldığı yönündeki anlatımlarının son derece ağır olduğunu belirten Aygın, bunların soruşturmayla doğrulanması gereken iddialar olduğunu ancak görmezden gelinemeyeceğini söyledi.
Aygın; liman kamera kayıtları, AIS hareketleri, telsiz konuşmaları, yolcu listeleri, bakım kayıtları, sefer izinleri, kaptan jurnali, varsa VDR kayıtları, telefon görüntüleri ve ROV incelemelerinin derhâl güvence altına alınmasını istedi.
Hiçbir delilin kaybolmasına, değiştirilmesine veya karartılmasına izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan Aygın, dokuz zanlı hakkındaki soruşturma amaçlı tutukluluk sürelerinin uzatılması, bazı liman yetkililerinin görevden uzaklaştırılması, şirketin KKTC çıkışlı seferlerinin durdurulması, teknik incelemenin başlatılması ve ilgili bakanın görevden alınmasının “gerekli fakat gecikmiş ilk adımlar” olduğunu savundu.
Bu adımların siyasi, idari ve teknik sorumluluğun bütünüyle ortaya çıkarıldığı anlamına gelmediğini kaydeden Aygın, “‘Gerekirse istifa ederim’ sözü de görevden alma kararı da tek başına hesap verme değildir” dedi.
“SORUMLULUK KAPTAN KÖŞKÜNDE BAŞLAYABİLİR, ANCAK ORADA BİTEMEZ”
Şirketin “izin aldık”, liman makamlarının “klas belgesi vardı”, klas kuruluşunun “sertifika düzenledik” diyerek, hükûmetin ise yalnızca kaptanı veya birkaç çalışanı işaret ederek sorumluluktan kaçamayacağını ifade eden Aygın, şöyle devam etti:
“İzin belgesi sorumluluğu ortadan kaldırmaz; o belgenin hazırlanmasında, denetlenmesinde ve onaylanmasında imzası bulunan herkesi hesap vermeye çağırır. Sorumluluk kaptan köşkünde başlayabilir, ancak orada bitemez. Kamu kurumu, özel şirketin evrak memuru değildir; yurttaşın can güvenliğini fiilen denetlemekle yükümlüdür.”
“ARIKLI’NIN ‘ARTIK RAHATIZ’ SÖZLERİ SİYASİ SORUMLULUĞUN YANLIŞ ANLAŞILDIĞINI GÖSTERİYOR”
Erhan Arıklı’nın, birkaç gün önce “Sorumlular varsa ben dâhil gerekirse istifa ederim” dedikten sonra görevden alınmasını “İki yıldan beri beklediğim bir fırsat” olarak nitelemesini ve gülerek “Şimdi artık rahatız” demesini eleştiren Aygın, Arıklı’nın bakanlığının faciada herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını kayıp ailelerine anlatacağını söylemesinin siyasi sorumluluğun ne kadar yanlış anlaşıldığını gösterdiğini savundu.
Aygın, Arıklı’ya hitaben şunları kaydetti:
“Görevden alınmak sorumluluğu ortadan kaldırmaz; hükûmetten çekilmek de geçmiş dört buçuk yıllık icraatınızı, imzanızı ve denetiminizdeki kurumların faaliyetlerini hükümsüz hâle getirmez. İnsanların hayatını kaybettiği, ailelerin hâlâ yakınlarından gelecek haberi beklediği bir facianın ardından gülerek ‘Artık rahatız’ denilemez; görevden alınma kişisel bir kurtuluş fırsatı gibi sunulamaz. Rahatlaması gereken siyasetçiler değil, bütün gerçekleri öğrenmeye hakkı olan aileler ve toplumdur.”
Arıklı’nın sorumluluğu bulunup bulunmadığına kendisinin değil bağımsız soruşturma ve yargının karar vereceğini belirten Aygın, bakanlık makamındayken verilen izinler, yapılmayan veya yetersiz kalan denetimler ve bağlı kurumların işlemleri aydınlatılıncaya kadar “Daireyi bakanlıktan alıp başkasına bağlayın”, “Görevden alındım” veya “Hükûmetten çekildik” sözlerinin siyasi, idari ve hukuki hesap verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını kaydetti.
“ÜSTEL’İN ORTAYA KOYDUĞU ÖLÇÜT HÜKÛMETİN TAMAMINI BAĞLAR”
Başbakan Ünal Üstel’in Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı’nı “soruşturmanın selameti ve kamu vicdanının rahatlaması” gerekçesiyle görevden almasının, yalnızca ilgili bakanı değil Başbakan’ı ve hükûmetin tamamını bağlayan bir ölçüt ortaya koyduğunu savunan Aygın, “Eğer bir bakanın görevde kalması soruşturmaya gölge düşürebilecekse bu ilke kişiye, dosyaya veya siyasi ihtiyaca göre uygulanamaz. Siyasi sorumluluk, istenildiğinde hatırlanıp istenildiğinde rafa kaldırılacak bir kavram değildir” dedi.
Sahte diploma, sahte reçete, alkollü mama, çocuk ölümleri, silo faciası ve kamu kurumlarına kadar uzanan rüşvet iddiaları karşısında sessizliğini koruyan bir hükûmetin, şimdi tek bir bakanı görevden alarak hesap verdiğini ileri sürmesinin kabul edilemeyeceğini kaydeden Aygın, şunları ifade etti:
“Komisyon kurup raporu çekmeceye kaldırmak, soruşturmayı zamana yaymak, soru soranları susturmaya çalışmak veya birkaç kişiyi günah keçisi ilan etmek artık alışkanlık hâline getirilemez. Her gecikme delillerin kaybolması, söylentilerin büyümesi ve devlete duyulan güvenin biraz daha çökmesi demektir. Sorumluluk yalnızca bir bakanın değil; yıllardır denetimsizliği, liyakatsizliği ve hesap vermeme kültürünü sürdüren Başbakan’ın ve hükûmetin tamamınındır.”
“FEDERASYONDAN SEKİZ MADDELİK ÇAĞRI”
Aygın, Başbakan’ı, hükûmeti ve bütün yetkili makamları şu adımları atmaya çağırdı:
“1. Arama kurtarma ve su altı çalışmaları bütün teknik imkânlar kullanılarak kesintisiz sürdürülmeli; kayıp yakınları için sürekli çalışan tek bir bilgilendirme ve destek merkezi kurulmalıdır.
2. Geminin bütün klas, bakım, onarım, güvenlik ve mürettebat yeterlilik belgeleri; sefer izni, tersane raporu, meteoroloji kayıtları ve Honduras makamlarından alındığı belirtilen belge doğrulama cevabı daha fazla gecikmeden kamuoyuna açıklanmalıdır.
3. Liman kamera kayıtları, AIS verileri, telsiz konuşmaları, yolcu listeleri, telefon görüntüleri, kaptan jurnali ve varsa VDR kayıtları dâhil bütün deliller derhâl güvence altına alınmalıdır.
4. Soruşturma; şirketten, bakanlıktan, liman yönetiminden ve klas kuruluşundan bağımsız, yüksek hızlı tekneler ve kompozit gövdeler konusunda uzman kişilerin yer aldığı bilimsel bir kurul tarafından desteklenmelidir.
5. Delillere müdahale veya soruşturmadan kaçma ihtimali somut olarak bulunan kişiler hakkında yurt dışına çıkış yasağı dâhil gerekli koruyucu tedbirler, Polis Genel Müdürlüğü tarafından Başsavcılık aracılığıyla gecikmeden mahkemeden talep edilmelidir.
6. Şirketin seferlerinin durdurulması kararı bağımsız güvenlik incelemesi tamamlanıncaya kadar sürdürülmeli; aynı izin ve denetim zincirinden geçen diğer yolcu gemileri de yeniden incelenmelidir.
7. Sağ kurtulanlara ve hayatını kaybedenlerle kayıpların ailelerine ücretsiz sağlık hizmeti, psikolojik destek ve hukuki yardım sağlanmalı; tazminat ve sosyal destek süreçleri bürokrasiye boğulmamalıdır.
8. Başbakan ve Bakanlar Kurulu, siyasi ve idari sorumluluk zinciri hakkında kamuoyuna eksiksiz hesap vermeli; bağımsız ve güvenilir bir soruşturmayı temin edemiyorlarsa hükûmet olarak görevlerinden çekilmelidir.”
Soruşturma tamamlanmadan hiç kimseyi hükmen suçlu ilan etmediklerini belirten Aygın, bilinen hasarların, arızaların ve uyarıların giderilmediğinin, buna rağmen insanların sefere çıkarıldığının kanıtlanması hâlinde yaşananların “basit bir ihmal”, “talihsiz bir kaza” veya “kader” olarak kabul edilemeyeceğini vurguladı.
İnsan hayatını hiçe sayan böyle bir sorumluluğun hukuk önünde en ağır karşılığı bulması gerektiğini ifade eden Aygın, açıklamasını şöyle tamamladı:
“Hayatını kaybedenlerin acısını, kayıpların umutla beklenen dönüşünü ve sağ kurtulanların yaşadığı travmayı siyasi hesaplaşma malzemesi yapmıyoruz. Tam tersine, onların adına gerçeği, sorumluluğu ve adaleti talep ediyoruz.
Bu toplumun beklentisi mazeret değil gerçektir; göstermelik işlem değil hesap verebilirliktir; sessizlik değil adalettir. Arama kurtarma çalışmaları bir an bile durmamalı, soruşturma bir an bile geciktirilmemeli ve kamu ya da özel ayrımı yapılmaksızın sorumluluğu bulunan herkes bağımsız yargının önüne çıkarılmalıdır.”