Üstelik manzara açık.
Hayatlarımızı dağıtan tehlike güneyden gelmiyor.
Kuzeyden geliyor!
Korkmayalım söylemeye…
Çünkü hakikati susturarak güvenlik ya da huzur üretilmiyor.
Mesele Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları değil.
Mesele bir halk hiç değil.
Mesele, yıllardır bu ülkeye dayatılan bir siyaset anlayışı…
“Sizi biz kurtardık, orası bizim, istediğimiz gibi gelir, istediğimiz gibi gireriz” zihniyetinin sonucu bu.
“Siz kimsiniz de bizi kontrol edeceksiniz” buyurganlığının…
En acısı da şu…
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” dedikleri devletin Bakanlar Kurulu, örneğin ülkeye “kimlikle girişi” kaldırabilecek bir siyasal iradeye sahip değil.
Yapamaz!
Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne rağmen herhangi bir yönetim, muhaceret konusunda temel bir karar alabilir mi?
İşte yıllardır sokağımızı güvensizleştiren kontrolsüzlüğün asıl kaynağı tam da bu bağımlılık ilişkisinde aranmalı.
***
Bu satırları yazarken derdim bir kimlik ya da nüfus değil.
Bir siyaset anlayışı…
Bir tahakküm ilişkisi…
Bir alt yönetim yapılanması…
Çünkü bir ülkeye böylesine kontrolsüz girilmez.
Kim olduğunuz bilinmeden, neden geldiğiniz sorgulanmadan, nerede kalacağınız anlaşılmadan, ne zaman ayrılacağınız izlenmeden…
***
Baksanıza…
İki çocuk babası gencecik bir insanı aracıyla katleden kişi “turist” gibi gelmiş.
Sonra anlaşılıyor ki kaçak…
Bir kadını marketin orta yerinde bıçaklayan da öyle…
Para tahsilatını onlarca bıçak darbesiyle yapan katil de “turist”…
Alkollü, ehliyetsiz, süratli biçimde cana kıyan trafik teröristi de…
18 yaşındaki kıza toplu saldırıyla suçlanan beş kişi de öyle değil mi?
Hepsi Türkiye Cumhuriyeti kimliğiyle “turist” olarak giriş yaptı bu ülkeye.
Burada suç ile milliyeti birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Suçun milliyeti olmaz.
Ama böylesi bir siyasetin sorumlusu olur.
***
Adanın güneyinden böyle bir güvenlik tehdidi gelmiyor, 25 senedir.
Onca yıldır barikatlardan milyonlarca geçiş oldu.
Bu toplumun son bir haftada yaşadığı dehşeti, güneyden gelen geçişler nedeniyle çeyrek asırda yaşamadık.
O zaman sormak gerekiyor:
Gerçek güvenlik tehdidi nerede?
Yıllardır bize gösterilen yerde mi?
Yoksa bakmamamız istenen yerde mi?
Kimileri şunu dayatıyor aslında yıllardır, “bir çözüm ayrı ayrı olsun” derken…
Dünya bizi tanısın, Avrupa Birliği üyesi olalım ama kuzeye de kim girmiş, kim çıkmış kimse karışmasın…
Kuralları başkası koymasın!
Ha bir de meşhur savunma var: “Dünyanın her yerinde oluyor bunlar.”
Suçun dünyanın her yerinde olması, her gelenin elini kolunu sallayarak ülkeye girmesini normalleştiriyor mu?
“TC kimliği” varsa ağzını açamıyor kimse!
Kusura bakmayınız ama dünyanın hangi yerinde böyle bir “muhaceret keyfiliği” var?
Gitmesek…
Görmesek…
Bilmesek…
Kandıracaksınız!
Asıl mesele şu…
Bu ülkeye kimin geldiğini bilmek istiyoruz.
Neden geldiğini bilmek istiyoruz.
Ne kadar kalacağını bilmek istiyoruz.
Suç kaydı varsa bilmek istiyoruz.
Aranıyorsa bilmek istiyoruz.
Hangi kimliği taşırsa taşısın...
Şunu diyorum aslında…
Kendi evinin kapısının anahtarını elinde tutamayan bir yönetim, bize hangi egemenlikten ya da hangi devletten söz edebilir?
Bu yazı toplam 121 defa okunmuştur.