Yrd. Doç. Dr. Can Azer, karma birlikteliklerden doğan çocukların Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığına ilişkin yaşadığı sorunları ele aldığı yazısında, vatandaşlık hakkının Kıbrıs sorununun çözümüne bağlanmaması gerektiğini vurguladı. Azer, “Biz kimsenin hakkını istemiyoruz. Kendi hakkımızı istiyoruz” ifadeleriyle, çocukların siyasi bir çözümü beklemek zorunda bırakılmaması gerektiğini savundu.
Azer'in yazısı şöyle:
Karma birliktelik çocuklarının kimlik mücadelesi, bazılarımızın saklamaya çalıştığı ve en kibar tabiriyle ayrımcı/ötekileştirici düşüncelerinin istemeden de olsa açığa çıkmasına neden oluyor anladığım kadarıyla…!!!
“KKTC’de yaşıyorsunuz, Kıbrıs Cumhuriyeti kimliğini neden istiyorsunuz?”
Gerçekten soruyor musunuz bu soruyu?
Başka bir ülkede yaşamak, KKTC’de yaşamak, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olma hakkını ortadan kaldırıyor mu?
Öyleyse KKTC’de ya da başka ülkelerde yaşayan Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı Kıbrıslı Türklerin vatandaşlık haklarını da mı sorgulayacağız?
Elbette Hayır.
Çünkü bir insanın nerede yaşadığı ile hangi vatandaşlığa sahip olduğu aynı şey değildir.
Biz de tam olarak bunu söylüyoruz: Başkalarına tanınan bir hakkın, karma evliliklerden doğan çocuklara hakları olmasına rağmen sırf anne veya babasının kimliği nedeniyle tanınmamasını kabul etmiyoruz.
Sonra başka bir argüman geliyor bu arkadaşlardan:
“Rumların mülkiyet mağduriyetini de kabul edin.”
Ediyoruz.
Kıbrıslı Rumların bir kısmının mülkiyet nedeniyle yaşadığı mağduriyetleri kabul etmek, bizim çocuklarımızın vatandaşlık hakkından vazgeçmemizi gerektirmiyor.
Mağduriyetleri yarıştırmıyoruz.
Bir çocuğun vatandaşlık hakkını savunmak, bir başkasının mülkiyet hakkını inkâr etmek değildir. Kıbrıs’taki farklı mağduriyetleri aynı anda konuşabiliriz.
Asıl mesele şu:
Neden her defasında bizim çocuklarımızdan beklemeleri isteniyor?
“Çözüm gelsin.”
“Sonra halledilir.”
“Biraz daha bekleyin.”
Peki kaç yıl daha?
On yıl mı? Yirmi yıl mı? Bir nesil daha mı?






