Savun’un köşe yazısının tamamı şöyle:
“Gemi faciasının yaşandığı günden beri Girne’de deniz aynı deniz değil.
Kıyıya vuran dalgalar aynı, ufuk aynı, mavilik aynı… Ama biz artık ona aynı gözle bakamıyoruz.
Çünkü o denize baktığımızda yalnızca suyu değil; yarım kalan hayatları, hâlâ ulaşılamayan insanları ve kıyıda gelecek tek bir habere tutunarak bekleyen aileleri görüyoruz.
Girne Limanı’ndan Taşucu’na gitmek üzere ayrılan gemide, herkes gibi hayatına devam etmeye çalışan insanlar vardı. Kimi evine dönüyor, kimi sevdiklerine kavuşmayı bekliyor, kimi de ertesi gün için planlar yapıyordu. Her birinin yarım kalan bir cümlesi, dönülecek bir evi, açılacak bir kapısı vardı.
Yolculuk henüz başlamıştı. Limandan ayrılmasının üzerinden yaklaşık 15 dakika geçmişti. Sonra bir anda her şey değişti.
Denizin ortasında verilen yaşam mücadelesi, kıyıda umutla bekleyen aileler, hastane koridorları, morg önlerinde geçen saatler… Ve geriye kalan tarifsiz bir acı…
Acı nerede yaşanırsa yaşansın, insan olanın yüreğine dokunur. Acının ülkesi, memleketi, adresi yoktur. Bir başkasının kaybını, gözyaşını ve içinde açılan boşluğu hissedebilmek ortak insanlık hâlimizdir. Bir evin kapısına dayanan acı, sınır tanımadan başka yüreklere ulaşır.
Sancılı bekleyiş hâlâ sürüyor. Arama-kurtarma ekipleri havadan, denizden ve kıyı hattından gece gündüz çalışıyor. Türkiye’den gelen TCG Işın ve TCG Alemdar, yaklaşık 554 metre derinlikteki batıkta robotik dalış ve taramalarını 24 saat esasıyla sürdürüyor. Devletin ilgili bütün birimleri ilk andan itibaren sahada; KKTC’nin imkânları, Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü desteğiyle birleşmiş durumda.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ve Başbakan Ünal Üstel kayıp yakınlarıyla ve kazazedelerle sürekli bir araya gelerek, bu ağır bekleyişi yaşayan insanların yalnız bırakılmadığını gösteriyor.
Fakat bu facianın görünmeyen tarafında da büyük bir emek, ağır bir sorumluluk ve gönüllülük de var. Kazanın ilk anlarında özel tekneleriyle denize açılan vatandaşlar, alabora olan geminin üzerinde ve çevresinde kurtarılmayı bekleyen insanları kıyıya ulaştırmak için canla başla çalıştı. Kapasitelerini zorlayarak bir cana daha ulaşmaya çalışan bu insanların emeğini yadsıyamayız.
Denizin altında kayıplara ulaşmaya çalışan ekipler, hastanelerde görev yapan sağlık çalışanları, naaşların ailelerine teslim edilmesinde görev alanlar, kazazedelere ilk andan itibaren yiyecek, içecek ve giyecek ulaştıranlar… Her biri, insanın omuzlarına kolay kolay sığmayacak kadar ağır bir yük taşıyor.
Bazen bir ismi doğrulamak, bir aileye haber vermek ya da bir naaşı yakınlarına teslim etmek bile başlı başına ağır bir görevdir.






