Gazeteci-yazar Özer Kanlı, “Demek ki neymiş? Tufan Hoca da görüşmeyi reddedebiliyormuş” başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın New York temaslarını ve üçlü görüşmeye ilişkin tutumunu değerlendirdi.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín’in “Üçlü görüşmeyi Tufan Bey reddetti” şeklindeki açıklamasına işaret eden Kanlı, bunun Kıbrıs sorununda görüşme ve müzakere konusundaki yaklaşımlar açısından dikkat çekici olduğunu belirtti.
Kanlı, “Demek ki temel istekleriniz karşılanmadan yapılan her görüşme çağrısına, kimden gelirse gelsin, devrede kim olursa olsun ‘evet’ denilmezmiş. Demek ki önemli olan görüşmek, müzakere yapmak değil; sonuç almakmış” ifadelerini kullandı.
Özer Kanlı'nın yazısının tamamı ise şöyle:
"Hayat, en fazla bilgiye sahip ordinaryüs profesör, öğretmen, hocadır.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín’in açıklaması dikkat çekici:
“Üçlü görüşmeyi Tufan Bey reddetti.”
Demek ki neymiş?
Bir: Siz ne kadar isterseniz isteyin, “çözümsüzlük de çözümdür” deyip sanki çözüm istemeyen varmış gibi bir kesim insanınıza çatın; gün gelir BM sizi de “görüşme istememekle” suçlayabilirmiş.
İki: Demek ki temel istekleriniz karşılanmadan yapılan her görüşme çağrısına, kimden gelirse gelsin, devrede kim olursa olsun “evet” denilmezmiş.
Üç: Demek ki önemli olan görüşmek, müzakere yapmak değil; sonuç almakmış.
Peki nasıl bir çözüm?
Elbette sizin hakkınızı, hukukunuzu içeren bir çözüm.
Cumhurbaşkanı, değerli Tufan Erhürman Hoca ne yapmaya çalışıyor?
Dört maddelik bir metodoloji ortaya koyuyor. Rum tarafı bu metodolojiyi kabul etmeden esas müzakereye geçmek istemiyor.
Siyasi eşitlik konusunda güvence istiyor.
Dönüşümlü başkanlığı siyasi eşitliğin bir unsuru olarak görüyor.
Buna karşılık güvenlik ve garantilerin daha baştan masaya getirilmesine itiraz ediyor.
Yani Tufan Hoca’nın da müzakereye başlamak için koşulları var.
Adına ister metodoloji deyin, ister müzakere şartları…
Gerçek değişmiyor:
Ön şart var.
Tıpkı Ersin Tatar’ın kendi çözüm anlayışı doğrultusunda ortaya koyduğu şartlar gibi.
Ersin Bey, iki devletli çözüm siyaseti için egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün kabulünü istedi. Bunu müzakereye geçmenin şartı olarak ortaya koydu. Kendi siyasetinin gereğini yaptı.
Tufan Hoca ise farklı bir çözüm modelini savunuyor. Federasyon temelinde müzakere istiyor. Ama o da müzakereye gelişigüzel oturmayacağını söylüyor.
Türkiye ile açık bir görüş ayrılığı görüntüsü vermemeye de dikkat ediyor.
Ancak kullandığı ifadelerden çıkan sonuç açık:
Tufan Hoca da federasyon için kendi şartlarını masaya koyuyor.
Demek ki neymiş?
Bal gibi ön şart konurmuş!
Türkiye’nin ve Ersin Tatar’ın yaptığı gibi…
Peki sadece Kıbrıs Türk tarafının mı ön şartları var?
BM’nin ve Rum tarafının yok mu?
Elbette var.
Onlar da yıllardır kendi çerçevelerini ortaya koyuyorlar:






