O nedenle güveni zedeleyecek adımlardan kaçınmak, güven artırıcı önlemleri çoğaltmak şart.
Buraya kadar hemfikiriz.
Ama asıl mesele sanırım burada başlıyor.
Çünkü Kıbrıs’ta herkes kendi mağduriyetini çok iyi biliyor; karşı tarafın mağduriyetine gelince aynı hassasiyeti göstermiyor.
Kendi yaptığımızın mutlaka bir gerekçesi var, ötekinin yaptığı ise fenalık!
***
Kıbrıslı Rumların önemli bir bölümü için Kıbrıslı Türk gençlerin uluslararası organizasyonlara katılamaması, dünyaya açılamaması hayatın olağan akışı gibi görülebiliyor.
Kuzeyde düzenlenmek istenen uluslararası bir festivalin engellenmesi ya da iptal edilmesi de benzer biçimde sıradan karşılanabiliyor.
Oysa Kıbrıslı Türkler için tam bir dışlanmışlık bu, yalnızlık hatta dünyasızlık...
Aynayı çeviriyoruz.
Adanın kuzeyine yıllardır nüfus taşınması Kıbrıslı Rumlarda ciddi kaygı yaratıyor elbette.
Demografik yapının değiştirildiğini düşünüyorlar; bunu kendi ülkelerine, mülkiyetlerine ve geleceklerine ilişkin bir mesele olarak görüyorlar.
Kıbrıslı Rumlar için değil yalnızca...
Kıbrıslı Türkler için de dert bu aslında!
Ama "Türk tarafı" için son derece sıradan...
Ya da...
Kıbrıslı Türklerin önemli bir bölümü için Kıbrıslı Rumların kuzeyde bıraktıkları mülklerin, sahiplerine sorulmadan başkalarına satılması ve bunun üzerinden büyük bir rant ekonomisi yaratılması normalleşebiliyor.
Bunun güven zedelediği hesaba katılmıyor...
Ama örneğin bir "tutuklama" olduğunda tepki gösteriyoruz doğalında...
O zaman "gerilim" oluyor.
Böylesi tutuklamalar olmamalı...
Ama "satışlar" devam (!)
Oysa gerçekçi olalım…
Size ait bir mülkü, bir başkası hiç umursamadan başkasına satsa gerçekten ne hissederdiniz?
***
Aynı çelişki güvenlik meselesinde de karşımıza çıkıyor.
Kıbrıslı Türklerin önemli bir bölümü kuzeydeki on binlerce Türk askerini “güvence” olarak görüyor. Kıbrıslı Rumlar ise aynı askeri varlığı “tehdit” olarak okuyor.






