Lefkoşa 24°USD49,63 ₺▲EUR55,83 ₺▲GBP66,65 ₺▲GRAM ALTIN6.459,09 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Niyal Öztürk ile Gençlerin Gelecek Hayalleri ve Kıbrıs'ta Yapısal Değişim Arayışları Üzerine bir Söyleşi

Kıbrıs sorunu öyle veya böyle çözülmediği sürece, biz burada sistemsiz bir siyasi ve kamusal yapıyla hayatımıza devam edeceğiz. Küçük kırıntılar atarak gençleri burada tutamayız.

10 dakika okumaHaber: YENİDÜZEN
Paylaş
Niyal Öztürk ile Gençlerin Gelecek Hayalleri ve Kıbrıs'ta Yapısal Değişim Arayışları Üzerine bir Söyleşi

Niyal Öztürk ile Söyleşi: “Küçük Kırıntılar Atarak Gençleri Burada Tutamayız”

Yıllardır farklı kuşaklardan insanlarla, özellikle de genç girişimcilerle çalışıyorsunuz. Gençlere deneyim aktarmanın ötesinde, onlardan neler öğreniyorsunuz?

Niyal Öztürk: Yıllardır gençlerle farklı ortamlarda, çeşitli aktivitelerle etkileşim hâlindeyim. Özellikle girişimcilik alanında, Kıbrıs'taki ilk girişimcilik programından beri çok sayıda programda gençlerle karşılaşıyoruz. Son dönemde en çok fark ettiğim şey, gençlerde eskisinden çok daha fazla dijital yatkınlık olması. Dijital araçları son derece aktif kullanıyorlar, dijital pazarlama konusunda çok bilgililer ve biz onların gerisinde kalmaya başladık; bilgi aktarımında bile. Biz ana kavramları, teorileri bilebiliriz, canlı tecrübemiz de olabilir; ama mecraları takip etme konusunda, biraz da vakitle ilgili olarak, onlar çok daha güçlü. Hem yapay zekâ hem de çeşitli dijital araçlar konusunda çok yetkinler.

Karşılıklı öğrenmenin hiçbir zaman bitmeyeceğini düşünüyorum. O yüzden gençlerle yaptığımız eğitimlerde de mentorluklarda da bir şeyi öğretirken karşılıklı öğrenmeyi tetikleyecek şekilde çalışmaya, insanların birbirinden öğrenmesi için gayret göstermeye çalışırız. Dijital yetkinlikler, bu araçların nasıl kullanılacağı, onlarla neler geliştirilebileceği… Bu benim geleceğe dair umudumu artırıyor. Özellikle adanın kuzeyindeki bu tutuklu hâlimizin belki bu gençlerle açılabileceğine dair umudum var.

Bu tutuklu hâlin etrafında gençler en çok neyi sorguluyor?

Niyal Öztürk: Gençler çok net bir şekilde sistemi ve bürokrasiyi, ağırlıklı olarak da kamu tarafını sorguluyor. Açıkçası bizim fikrimiz de gençlerden farklı değil. Birilerinin artık bu sistemin dünyada işlemeyen bir sistem olduğunu görmesi ve daha düzgün işler bir hâle geçmemiz gerektiğine inanıyorum. Çekilmesi gereken cezalar varsa, onların da çekilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü netice itibarıyla gençlerin kendilerini umutlu hissedebilecekleri bir ortam yaratamıyoruz. Yaratmak istiyoruz ama yaratamıyoruz. Bunun sebebi, kamusal altyapının belli bir noktada çürümüş olması ve her yıl daha da kötüye gitmesi. Gençler de artık bunu görüyor. Belki eskiden bir kısmı farklı düşünüyordu ama bugün birlikte vakit geçirdiğim gençlerin çoğu böyle düşünüyor. Özellikle son yıllarda eğitim seviyesinin artmasıyla insanlar bunu çok net görebiliyor.

Bir yandan da şöyle bir çelişki var, onu da belirtmek isterim: Çok iyi okumuş, yetkinlikleri güçlü gençler, özel sektörde yer bulamadıkları ve girişimciliği de çok riskli gördükleri için hâlâ sürekli kamuda bir yer bulma derdinde. Bu da üzücü.

Adada genelde "öğretmen ol, memur ol, güvencen olsun" anlayışı var. Siz ise gençlere sürekli kendi fırsatlarını yaratmalarını öneriyorsunuz. Ekonomik belirsizliklere, sınırlı pazara, finansmana erişim sorunlarına rağmen girişimcilik gençler için bir özgürleşme ve üretim alanı olabilir. Ama bu, toplumun ve kurumların çözmesi gereken sorunların yükünü gençlerin omuzlarına bırakmak anlamına gelmiyor mu?

Niyal Öztürk: Tam olarak değil. Olaya biraz girişimcilik hocası bakış açısıyla bakayım. Bir kere, kamunun çözmesi gereken bir sorun varsa ve bir girişimci buna bir çare üretebiliyorsa, bu iyi bir şeydir. Çünkü bu, girişimcinin o hizmeti kamuya satabilmesi için bir potansiyel olduğunu gösterir. Yani bu bir fırsattır. Ya da bir sektörde bir eksiklik görürsünüz; bir ürün veya hizmet geliştirerek o boşluğu doldurabilir, bundan para kazanabilir, bu şekilde büyüyebilirsiniz. Birçok girişimcinin hikâyesi aslında bu boşlukları görmek ve onlara uygun ürün ve hizmet üretmekle gelişiyor; bu imkânsız bir şey değil. Kıbrıs'taki büyük firmaların çoğunun hikâyesine bakacak olursanız, kökünde bu boşlukları görmek yatar. Bizim de gençlere göstermeye çalıştığımız bu: Bu fırsatlar var ve siz bu boşlukları görüp doğru şekilde yaklaşabilirseniz, siz de yapabilirsiniz.

Kimler girişimci olabiliyor? KMC Consulting, Cyprus Entrepreneurship Station (CES) ve birçok başka program kapsamında gençlere ve kadınlara yönelik girişimcilik eğitimleri ve mentorluk programları yürütüyorsunuz. Kimlerin bu boşlukları daha çok görebildiğini, kimlerin geride kaldığını gözlemliyorsunuz? Özellikle genç kadınlar açısından?

Niyal Öztürk: Girişimcilik tek başına yürütülmesi çok zor bir iştir; iyi bir takım ister. Kadınlar ile erkekler arasında yetkinlik açısından bir fark yoktur. Ama kadınların önünde ister istemez çeşitli engeller doğuyor: çocuğunun bakımı, evinin bakımı, yaşlısının bakımı gibi toplumsal olarak ona yüklenen ek roller. Çalışır, eve döner, evde çalışır, annesine babasına bakar, çocuğuna bakar… Bu görevler yüzünden kadın girişimciliğinin nispeten daha az geliştiğini görebiliyorsunuz. Raporlara baktığımızda da kadınların işgücüne katılımının erkeklere göre daha düşük olduğunu net olarak söyleyebiliriz.

Bazı kadınların bu ek rollerden feragatte bulunduğunu görüyoruz. Bulunması gerektiğini söyleyemem, öyle bir şey bana düşmez. Ama istatistikler, girişimine odaklanan ve diğer rollerinden feragat eden kadınların girişimlerinin daha ileri gittiğini gösteriyor. Bu da aslında doğal. Olaya şöyle bakın: Kadın veya erkek, girişiminizin başarılı olması için onun üzerinde yeterince zaman harcamazsanız, başarılı olma potansiyelini düşürürsünüz. Birinci bakış açım bu. İkincisi, dediğim gibi, belli bir noktadan sonra girişimcilik bir takım işidir. Herkes her şeyin uzmanı olamaz. Siz teknik bir konuda uzmansınızdır, takım arkadaşınız finans ya da pazarlama konusunda uzmandır, iyi bir network'ü vardır. İyi ve birbirini tamamlayan bir takımınızın olması başarı potansiyelini arttırır.

Kümelenme, iş birliği ve ortak üretim modelleri üzerine de çalışıyorsunuz. Kıbrıs gibi küçük ve bölünmüş bir adada, daha büyük ölçekte baktığımızda, rekabet mi yoksa dayanışma mı daha çok üretim alanı açıyor?

Niyal Öztürk: Ekonomik kalkınma bakış açısıyla bakarsak, kümelenme kendi içinde rekabet de içerir; sadece bir dayanışma çalışması değildir. Bu rekabet de birbirinin gelişimini sağlar. Rekabet olmayan ortamda gelişim törpülenir, onu da belirtmeliyim. Ortada bir tekel varsa, rekabet olmadığı için sunulan ürün veya hizmet gelişmeyebilir.

Kıbrıs'ta ekonomik kalkınma alanında kümelenmeye yatkın çok alan var. Kümelenme sadece kooperatifleşme değildir; bir sektördeki aktörler hep birlikte hareket ederek o sektörün gelişimine katkı sağlayabilir. Bunun çok güzel örnekleri var. Mesela Sultanahmet'te turizmciler bir araya gelip demişler ki: "Bölgemizde turist yeterince vakit geçirmiyor, kalış süresi kısa. Turistlerin burada daha çok konaklamasını ve daha fazla harcamasını nasıl sağlayabiliriz?" Yıllar önce yapılan bu kümelenme çalışmasında, sadece otellerin değil, turizm sektörünün etrafında hizmet veren diğer sektörlerin de işin içine katılması gerektiği ortaya çıkmış. Kümelenme ciddi bir kritik kütle ister; üç kişi kümelenemez. O çalışmada bölgede konaklamanın yanı sıra aktivite olması, konaklama ve aktivitelerin kalitesinin belli bir seviyede olması, markalaşma, çalışanların eğitilmesi ve bölgenin ortak pazarlanması üzerine çalışmalar yapıldı. Sonuçta hem bölgede kalış süresi iki katına kadar uzadı hem de turist başına elde edilen gelir arttı.

Bizde de zeytincilikte bu yapıldı. Kümelenme çalışmalarının ektiği tohumlar sayesinde bugün, on yıl öncesine göre tam iki kat zeytin ağacı var; verim verecek ağaç sayısı da artacak. Yapılan savunuculuk sayesinde Yeşil Hat ticaretine zeytinyağı eklendi. Ürünlerimiz ilk defa Yeşil Hat üzerinden güneye ve oradan dünyaya açılma fırsatı buldu. Yüksek kaliteli ürün üretildiği için de tek başına bir köylünün ulaşamayacağı kalite standardına kooperatifler altında kümelenerek ulaşıldı. Bu hem rekabeti geliştirir hem de pazardaki özel sektör firmalarının o rekabetten faydalanarak kendilerini geliştirmelerini sağlar.

Yani dayanışma tek başına yeterli değildir; mutlaka rekabet olması lazım. Ama bu rekabetin içinde kümelenme gibi birlikte hareket etmeyi sağlayan araçlar kullanılarak hem sektörel hem bölgesel bazda ekonomik kalkınma sağlanabilir. Bunun çok örneği var: Parmesan peyniri, Danimarka ve İrlanda'nın süt ürünleri ve peynircilik sektörünün gelişimi gibi… İllaki aynı şirkette olmadan, birlikte hareket ederek, kümelenerek genel olarak çıtayı yükseltebilirsiniz. Parmesan dünyanın en iyi örneklerinden biridir ve hellim için de çok iyi bir modeldir.

Kıbrıs dışındaki örnekleri inceleyerek iki toplumun girişimcilik deneyimlerine yansıtma çabanız bana çok değerli geliyor. Bundan bahsetmek ister misiniz?

Niyal Öztürk: Evet. Bahsetmek istediğim bir konu var: En büyük eksikliklerimizden biri, iki toplum arasındaki iş birliklerinin yeterince geliştirilememesi. Girişimcilik çalışmaları gençlere bunun için bir fırsat tanıyor. Ancak önümüzdeki yapısal, psikolojik ve bürokratik engeller bugüne kadar bunun gelişimini engelledi. Yine de ufak tefek de olsa teşvikler var. Odaklanmamız gereken konulardan birinin bu olduğuna inanıyorum. Çünkü ne kadar çok iş birliği olursa o kadar karşılıklı ekonomik bağımlılık olur. Karşılıklı bağımlılık da barışı getirir.

Geçmişte doğrudan siyasetin içinde yer aldınız. Bugün ise toplumsal değişime daha çok sivil toplum, ekonomik iş birliği ve gençlere yönelik çalışmalarla katkı sağlıyorsunuz. Mevcut siyasi yapılara güven duymayan gençlerin toplumsal değişimde söz sahibi olabilmesi için hangi kanallar açılabilir?

Niyal Öztürk: Tek başına sesimizin duyulması çok zor. O yüzden gençlerin ya ilgi alanlarına uygun bir sivil toplum örgütünün ya da bir siyasi partinin içinde olmalarını açıkçası mutlaka teşvik ederim. Bir değişime dokunmak gibi bir gayeniz varsa, bunu her iki mecrada da yapabilme şansınız var. Amerika'yı yeniden keşfetmek yerine, var olan yapıların güçlenmesi için o yapıların içine girilmesi gerektiği kanaatindeyim. On bin tane gençlik birliği, on bin tane girişimcilik derneği ya da yeni bir şey kurmak yerine mevcutların içine girip onların, kurumsal olarak da güçlendirilmesi gerektiğine inanırım. Bunlar aynı zamanda gençlerin seslerini daha iyi duyurabilecekleri alanlar.

Kıbrıs'taki siyasi ortam bazı kısıtlar içeriyor ve bu yüzden belki sivil toplumdaki kadar hızlı bir değişim sağlamayabilir. Ancak siyaset de çok iyi bir dayanışma, kardeşlik, öğrenme ve network geliştirme alanıdır. O yüzden, neden olmasın? Girmek lazım. Tek başına bas bas bağırsan da etkin olmaz.

Sizi yalnızca toplantılarda, eğitimlerde ve projelerde değil, üniversite festivallerinde gençlerle şarkı söylerken, iki toplumlu konserlerde sahnede de görüyoruz. Gençlerle aynı sahneyi paylaşmak, onlarla bir eğitim ya da proje ortamında çalışmaktan nasıl farklı?

Niyal Öztürk: Bilenler bilir, elimden geldiğince bu iki şapkayı birbirinden ayrı tutmaya çalışırım. Tabii çok kolay değil. 26 yıldır ikisini aynı anda yaptığım için bazen zorlanabiliyorum; ciddi bir ortamda ansızın "Bu akşam nerede çıkıyorsunuz?" sorusuyla karşılaşabiliyorum. Ama gençlere dokunmak o kadar müthiş ki… Gündüz işimde de gençlerle etkileşim içinde çalışmaktan müthiş zevk alıyorum. Müzik tarafında da en keyif aldığım konserler genellikle üniversitelerde verdiklerim oluyor. Çünkü genç arkadaşlar müziğin içine giriyor ve onların enerjisi bize yansıyor. Aramızda çok ciddi bir enerji alışverişi oluyor.

Şarkıların sözlerini de bilip katılıyorlar.

Niyal Öztürk: Tabii, sözleriyle de katılıyorlar. Yaşınız ilerledikçe bazı şeylere daha az tepki veriyorsunuz. Ya da ben hep "Biz Kıbrıslılar sosyofobiğiz" derim. Mesela sahnelerimizde Türkiye'den ya da Avrupa'dan turistler varsa, yapılan müziğe onlar daha çok tepki verir. Kıbrıslılar ise beklerler; önce başkası tepki versin, sonra onlar versin. Ama üniversitelerde öyle değil. Orada gençler tepkilerini gayet serbestçe, iyisiyle kötüsüyle veriyorlar. O yüzden onlarla birlikte olmak çok keyifli.

Gençlerin ülkeden ayrılma isteği sıklıkla bir kayıp olarak tartışılıyor. Ama belki asıl sorulması gereken, nasıl bir yaşam istedikleri ve bunu burada kurabileceklerine neden inanmadıkları. Çalışmalarınızdan hareketle, gençlerin gelecek hayallerinde neler görüyorsunuz?

Niyal Öztürk: Olaya iki farklı açıdan bakarım. Birincisi, gençlerin kesinlikle yurt dışına gidip dünyayı görmeleri gerektiğine inanırım. Ancak dünyayı gördüklerinde gelip daha da faydalı olabilirler. Burada büyüyüp hiç dışarı çıkmayan bir gencin, daha kısıtlı bir ortamda büyüdüğü için yaratıcılığının, problem çözme ve rekabet edebilme yeteneğinin daha kısıtlı kaldığı kanaatindeyim. Bunu gördüğüm bütün örneklerden ve kendimden yola çıkarak net olarak söylüyorum.

Ancak, gençlere burada yaşayabilecekleri bir ortam yaratmazsak dışarıya göç etme arzusu her zaman olacaktır. Bu ortam da yeni memurluk pozisyonları açmak şeklinde olmamalı. Gençlere kendi girişimlerini geliştirebilecekleri bir ortam yaratılmalı, iş dünyasında da onlara yer açılmalı. Bunun önündeki engelin sistemden, maalesef ki onun da çözümsüzlükten kaynaklandığını düşünen insanlardanım. Çok özür dilerim ama

Kıbrıs sorunu öyle veya böyle çözülmediği sürece, biz burada sistemsiz bir siyasi ve kamusal yapıyla hayatımıza devam edeceğiz. Küçük kırıntılar atarak gençleri burada tutamayız.

Ancak yapısal bir değişiklik yapıp dünyayla bağlantılı bir memleket hâline gelirsek bu düzelir.

Belki bana "çok ütopik" diyeceksiniz. Ama bu konuda yalnız değilim. Bunu çözüm olmadan yapabilecek cesarette bir siyasi ortam görmediğim için söylüyorum. Keşke olsa. Umarım olur. Bir şekilde bir denetim mekanizmasının içine girmemiz ve sistemin artık daha stratejik, daha planlı, daha doğru işler bir hâle gelmesi gerektiği kanaatindeyim. Ancak o zaman gençler burada daha rekabetçi bir ortamda bulunur, teşvik sisteminin düzgün işlediği bir yapıdan faydalanır, çeşitli iş alanlarında kendine yön bulur. Şu an dümensiz bir gemi gibi gidiyoruz. Gençlerimizi burada tutmak istiyorsak bu moddan acilen çıkmamız lazım. Memurluğun girişimcilik yerine cazip olduğu bir yerde sürdürülebilir bir sistem yaratamayacağımız kesin. Gerçek bu.

*Niyal Öztürk, 1976'da Lefkoşa'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okudu, Salford Üniversitesi'nde pazarlama alanında yüksek lisans yaptı. 1998'de Sabancı Grubu'nda başlayan kariyeri, 2006'da Kıbrıs'a dönüşünün ardından ICY Su'da genel müdürlük ve Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nda genel sekreter yardımcılığıyla sürdü. 2010-2019 arasında Avrupa Birliği'nin ekonomik kalkınma programlarında Lefkoşa Surlariçi kalkınma stratejisini geliştirdi; Karpaz'da zeytin ve üzüm, Lefke'de bölgesel turizm kümelenmesi üzerine çalıştı. Hâlen KMC Consulting’de iş geliştirme ve yönetim danışmanlığından sorumlu ortak. Kıbrıs'taki girişimcilik ekosistemini desteklemek amacıyla kurulan Cyprus Entrepreneurship Station'ın (CES) kurucu üyeleri arasında yer alıyor. 2019'dan bu yana Kıbrıs Kadın Motosiklet Sürücüleri Derneği'nin başkanı; aynı zamanda profesyonel olarak müzik yapıyor.

Not: Söyleşi, ses kaydı çözümü esas alınarak düzenlenmiş; konuşma dili, anlam korunarak yazı diline uyarlanmıştır.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler