Niyal Öztürk ile Söyleşi: “Küçük Kırıntılar Atarak Gençleri Burada Tutamayız”
Yıllardır farklı kuşaklardan insanlarla, özellikle de genç girişimcilerle çalışıyorsunuz. Gençlere deneyim aktarmanın ötesinde, onlardan neler öğreniyorsunuz?
Niyal Öztürk: Yıllardır gençlerle farklı ortamlarda, çeşitli aktivitelerle etkileşim hâlindeyim. Özellikle girişimcilik alanında, Kıbrıs'taki ilk girişimcilik programından beri çok sayıda programda gençlerle karşılaşıyoruz. Son dönemde en çok fark ettiğim şey, gençlerde eskisinden çok daha fazla dijital yatkınlık olması. Dijital araçları son derece aktif kullanıyorlar, dijital pazarlama konusunda çok bilgililer ve biz onların gerisinde kalmaya başladık; bilgi aktarımında bile. Biz ana kavramları, teorileri bilebiliriz, canlı tecrübemiz de olabilir; ama mecraları takip etme konusunda, biraz da vakitle ilgili olarak, onlar çok daha güçlü. Hem yapay zekâ hem de çeşitli dijital araçlar konusunda çok yetkinler.
Karşılıklı öğrenmenin hiçbir zaman bitmeyeceğini düşünüyorum. O yüzden gençlerle yaptığımız eğitimlerde de mentorluklarda da bir şeyi öğretirken karşılıklı öğrenmeyi tetikleyecek şekilde çalışmaya, insanların birbirinden öğrenmesi için gayret göstermeye çalışırız. Dijital yetkinlikler, bu araçların nasıl kullanılacağı, onlarla neler geliştirilebileceği… Bu benim geleceğe dair umudumu artırıyor. Özellikle adanın kuzeyindeki bu tutuklu hâlimizin belki bu gençlerle açılabileceğine dair umudum var.
Bu tutuklu hâlin etrafında gençler en çok neyi sorguluyor?
Niyal Öztürk: Gençler çok net bir şekilde sistemi ve bürokrasiyi, ağırlıklı olarak da kamu tarafını sorguluyor. Açıkçası bizim fikrimiz de gençlerden farklı değil. Birilerinin artık bu sistemin dünyada işlemeyen bir sistem olduğunu görmesi ve daha düzgün işler bir hâle geçmemiz gerektiğine inanıyorum. Çekilmesi gereken cezalar varsa, onların da çekilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü netice itibarıyla gençlerin kendilerini umutlu hissedebilecekleri bir ortam yaratamıyoruz. Yaratmak istiyoruz ama yaratamıyoruz. Bunun sebebi, kamusal altyapının belli bir noktada çürümüş olması ve her yıl daha da kötüye gitmesi. Gençler de artık bunu görüyor. Belki eskiden bir kısmı farklı düşünüyordu ama bugün birlikte vakit geçirdiğim gençlerin çoğu böyle düşünüyor. Özellikle son yıllarda eğitim seviyesinin artmasıyla insanlar bunu çok net görebiliyor.
Bir yandan da şöyle bir çelişki var, onu da belirtmek isterim: Çok iyi okumuş, yetkinlikleri güçlü gençler, özel sektörde yer bulamadıkları ve girişimciliği de çok riskli gördükleri için hâlâ sürekli kamuda bir yer bulma derdinde. Bu da üzücü.
Adada genelde "öğretmen ol, memur ol, güvencen olsun" anlayışı var. Siz ise gençlere sürekli kendi fırsatlarını yaratmalarını öneriyorsunuz. Ekonomik belirsizliklere, sınırlı pazara, finansmana erişim sorunlarına rağmen girişimcilik gençler için bir özgürleşme ve üretim alanı olabilir. Ama bu, toplumun ve kurumların çözmesi gereken sorunların yükünü gençlerin omuzlarına bırakmak anlamına gelmiyor mu?
Niyal Öztürk: Tam olarak değil. Olaya biraz girişimcilik hocası bakış açısıyla bakayım. Bir kere, kamunun çözmesi gereken bir sorun varsa ve bir girişimci buna bir çare üretebiliyorsa, bu iyi bir şeydir. Çünkü bu, girişimcinin o hizmeti kamuya satabilmesi için bir potansiyel olduğunu gösterir. Yani bu bir fırsattır. Ya da bir sektörde bir eksiklik görürsünüz; bir ürün veya hizmet geliştirerek o boşluğu doldurabilir, bundan para kazanabilir, bu şekilde büyüyebilirsiniz. Birçok girişimcinin hikâyesi aslında bu boşlukları görmek ve onlara uygun ürün ve hizmet üretmekle gelişiyor; bu imkânsız bir şey değil. Kıbrıs'taki büyük firmaların çoğunun hikâyesine bakacak olursanız, kökünde bu boşlukları görmek yatar. Bizim de gençlere göstermeye çalıştığımız bu: Bu fırsatlar var ve siz bu boşlukları görüp doğru şekilde yaklaşabilirseniz, siz de yapabilirsiniz.
Kimler girişimci olabiliyor? KMC Consulting, Cyprus Entrepreneurship Station (CES) ve birçok başka program kapsamında gençlere ve kadınlara yönelik girişimcilik eğitimleri ve mentorluk programları yürütüyorsunuz. Kimlerin bu boşlukları daha çok görebildiğini, kimlerin geride kaldığını gözlemliyorsunuz? Özellikle genç kadınlar açısından?
Niyal Öztürk: Girişimcilik tek başına yürütülmesi çok zor bir iştir; iyi bir takım ister. Kadınlar ile erkekler arasında yetkinlik açısından bir fark yoktur. Ama kadınların önünde ister istemez çeşitli engeller doğuyor: çocuğunun bakımı, evinin bakımı, yaşlısının bakımı gibi toplumsal olarak ona yüklenen ek roller. Çalışır, eve döner, evde çalışır, annesine babasına bakar, çocuğuna bakar… Bu görevler yüzünden kadın girişimciliğinin nispeten daha az geliştiğini görebiliyorsunuz. Raporlara baktığımızda da kadınların işgücüne katılımının erkeklere göre daha düşük olduğunu net olarak söyleyebiliriz.
Bazı kadınların bu ek rollerden feragatte bulunduğunu görüyoruz. Bulunması gerektiğini söyleyemem, öyle bir şey bana düşmez. Ama istatistikler, girişimine odaklanan ve diğer rollerinden feragat eden kadınların girişimlerinin daha ileri gittiğini gösteriyor. Bu da aslında doğal. Olaya şöyle bakın: Kadın veya erkek, girişiminizin başarılı olması için onun üzerinde yeterince zaman harcamazsanız, başarılı olma potansiyelini düşürürsünüz. Birinci bakış açım bu. İkincisi, dediğim gibi, belli bir noktadan sonra girişimcilik bir takım işidir. Herkes her şeyin uzmanı olamaz. Siz teknik bir konuda uzmansınızdır, takım arkadaşınız finans ya da pazarlama konusunda uzmandır, iyi bir network'ü vardır. İyi ve birbirini tamamlayan bir takımınızın olması başarı potansiyelini arttırır.
Kümelenme, iş birliği ve ortak üretim modelleri üzerine de çalışıyorsunuz. Kıbrıs gibi küçük ve bölünmüş bir adada, daha büyük ölçekte baktığımızda, rekabet mi yoksa dayanışma mı daha çok üretim alanı açıyor?
Niyal Öztürk: Ekonomik kalkınma bakış açısıyla bakarsak, kümelenme kendi içinde rekabet de içerir; sadece bir dayanışma çalışması değildir. Bu rekabet de birbirinin gelişimini sağlar. Rekabet olmayan ortamda gelişim törpülenir, onu da belirtmeliyim. Ortada bir tekel varsa, rekabet olmadığı için sunulan ürün veya hizmet gelişmeyebilir.
Kıbrıs'ta ekonomik kalkınma alanında kümelenmeye yatkın çok alan var. Kümelenme sadece kooperatifleşme değildir; bir sektördeki aktörler hep birlikte hareket ederek o sektörün gelişimine katkı sağlayabilir. Bunun çok güzel örnekleri var. Mesela Sultanahmet'te turizmciler bir araya gelip demişler ki: "Bölgemizde turist yeterince vakit geçirmiyor, kalış süresi kısa. Turistlerin burada daha çok konaklamasını ve daha fazla harcamasını nasıl sağlayabiliriz?" Yıllar önce yapılan bu kümelenme çalışmasında, sadece otellerin değil, turizm sektörünün etrafında hizmet veren diğer sektörlerin de işin içine katılması gerektiği ortaya çıkmış. Kümelenme ciddi bir kritik kütle ister; üç kişi kümelenemez. O çalışmada bölgede konaklamanın yanı sıra aktivite olması, konaklama ve aktivitelerin kalitesinin belli bir seviyede olması, markalaşma, çalışanların eğitilmesi ve bölgenin ortak pazarlanması üzerine çalışmalar yapıldı. Sonuçta hem bölgede kalış süresi iki katına kadar uzadı hem de turist başına elde edilen gelir arttı.
Bizde de zeytincilikte bu yapıldı. Kümelenme çalışmalarının ektiği tohumlar sayesinde bugün, on yıl öncesine göre tam iki kat zeytin ağacı var; verim verecek ağaç sayısı da artacak. Yapılan savunuculuk sayesinde Yeşil Hat ticaretine zeytinyağı eklendi. Ürünlerimiz ilk defa Yeşil Hat üzerinden güneye ve oradan dünyaya açılma fırsatı buldu. Yüksek kaliteli ürün üretildiği için de tek başına bir köylünün ulaşamayacağı kalite standardına kooperatifler altında kümelenerek ulaşıldı. Bu hem rekabeti geliştirir hem de pazardaki özel sektör firmalarının o rekabetten faydalanarak kendilerini geliştirmelerini sağlar.
Yani dayanışma tek başına yeterli değildir; mutlaka rekabet olması lazım. Ama bu rekabetin içinde kümelenme gibi birlikte hareket etmeyi sağlayan araçlar kullanılarak hem sektörel hem bölgesel bazda ekonomik kalkınma sağlanabilir. Bunun çok örneği var: Parmesan peyniri, Danimarka ve İrlanda'nın süt ürünleri ve peynircilik sektörünün gelişimi gibi… İllaki aynı şirkette olmadan, birlikte hareket ederek, kümelenerek genel olarak çıtayı yükseltebilirsiniz. Parmesan dünyanın en iyi örneklerinden biridir ve hellim için de çok iyi bir modeldir.






