Birce Akalay, Olgun Toker ve Şehsuvar Aktaş’ın rol aldığı “Mezarlık” dizisinin üçüncü sezonunun 6’ncı bölümü, taşıyıcı annelik üzerinden kurulan karanlık bir ağı ekranlara taşıdı.
Bölümde taşıyıcı annelik; kadınların kullanılması, aracılar, insan ticareti ve büyük para trafiğinin bulunduğu örgütlü bir yapı üzerinden kurgulandı.
Hikayenin Kuzey Kıbrıs’a uzanması ise dikkat çekti.
Çünkü dizinin senaryosu kurgu olsa da Kuzey Kıbrıs’ın taşıyıcı annelik, yumurta bağışı ve uluslararası üreme sektörüyle ilişkisi yıllardır gerçek haberlerin ve araştırmaların konusu.
MEVZUAT VAR, SEKTÖR İSE GÖZ ÖNÜNDE
Kuzey Kıbrıs’ta yardımcı üreme alanı hukuksuz bir boşluk değil. Üremeye yardımcı tedavi merkezlerinin faaliyetlerinden yumurta ve sperm bağışına, kayıt yükümlülüklerinden yapılabilecek ödemelere kadar birçok alan mevzuatla düzenlenmiş durumda.
Üstelik yumurta bağışçısına yapılabilecek ödemeye dahi sınır getirilirken, bu ödemelerin kayıtlarının ve makbuzlarının yetkili otoriteye bildirilmesi gerekiyor.
Dolayısıyla bugün sorulması gereken soru yalnızca “denetim yeterli mi?” değil.
Mevzuat bu kadar açıkken sektörün içerisinde mevzuat sınırlarını aşan uygulamalar varsa, bunlar nasıl yapılabiliyor?
Daha da önemlisi, bazı merkezlerin internet sitelerinde yumurta, sperm ve embriyo donasyonunun yanı sıra taşıyıcı annelik hizmetlerinden söz edilmesi, kamu otoritesinin önünde duran çok daha temel bir soruyu ortaya çıkarıyor:
Bir tüp bebek merkezi internet üzerinden açıkça tanıttığı her hizmeti KKTC’de gerçekleştirme yetkisine sahip mi? Değilse bu tanıtımlar yıllardır nasıl yapılabiliyor?
TÜRKİYE’DE YASAK, KUZEY KIBRIS ÜZERİNDEN Mİ ORGANİZE EDİLİYOR?
Türkiye’de izin verilmeyen bazı üreme uygulamaları nedeniyle Kuzey Kıbrıs uzun zamandır sınır aşan üreme sektörünün önemli adreslerinden biri olarak gösteriliyor.
Geçmiş araştırmalarda Kuzey Kıbrıs’taki bazı merkezlerin Türkiye’deki klinik veya aracılarla bağlantılı çalıştığı ileri sürüldü.
Taşıyıcı annelik hizmeti almak isteyen kişiler gibi iletişim kurulan bazı gazetecilik çalışmalarında, ilk görüşme için İstanbul’daki merkezlere yönlendirme yapıldığı, ardından sürecin Kuzey Kıbrıs veya başka ülkelerde devam ettirilebildiği aktarıldı.
Burada artık mesele yalnızca sağlık turizmi değil.
Bir ülkede yapılamayan işlem başka ülkelerdeki klinikler ve aracılar kullanılarak organize ediliyorsa, bunun hukuki ve ticari sorumluluğu kimde?
2019 OPERASYONU: TÜRKİYE–GÜRCİSTAN–KUZEY KIBRIS HATTI
Dosyanın en ciddi örneklerinden biri 2019 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen polis operasyonunda ortaya çıktı.
Dönemin haberlerinde, taşıyıcı annelik amacıyla kadınları organize ettiği öne sürülen bir yapının Türkiye, Gürcistan ve Kuzey Kıbrıs arasındaki trafiği yönettiği iddia edildi.
Operasyonda çok sayıda doğurganlık artırıcı hormon ilacının ele geçirildiği, taşıyıcı anne olması planlanan kadınların Gürcistan ve Kuzey Kıbrıs’taki merkezlere yönlendirildiği bilgileri kamuoyuna yansıdı.
Kadınların bulunmasından hormon kullanımına, seyahat organizasyonlarından kliniklere yönlendirmeye kadar uzanan bu yapı iddiası, taşıyıcı anneliği basit bir sağlık hizmeti tartışmasının dışına çıkardı.
Çünkü ortada artık yalnızca tıbbi bir uygulama değil; kadın, klinik, aracı ve para arasında kurulan uluslararası bir organizasyon iddiası vardı.
DONÖRLERİN BÜYÜK BÖLÜMÜ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ






