Yani senden ayrıldı diye bir kadını öldürmenin sebebi nedir?
-*-*-
Toplumsal itibarını mı zedeledi?
-*-*-
Yoksa olaya “yenilgi” olarak mı görüyorsun?
-*-*-
Terk edilmeyi kabullenmemek!
-*-*-
Ağır kıskançlık!
-*-*-
Kontrol etme isteği!
-*-*-
Genelde cinayetler veya özelde kadın cinayetlerini kriminoloji, sosyoloji gibi bilimler inceler…
-*-*-
Cinayet, namus, sahiplenme bir kültür içerisinde var olan “başlıklar”dır!
-*-*-
Kadına şiddet, en basit anlatımla “medeniyet düşmanlığı”dır!
Kültür veya o kültürü ağır bir şekilde etkileyen “yanlış öğrenilmiş din” tek başına suçlanamaz!
-*-*-
Ve bu kültürü değiştirmek çok da kolay değildir!
-*-*-
Türkiye’de de var olan “sahiplenme” anlayışı, kadına şiddet veya kadın cinayetlerinin başlıca sebebidir…
-*-*-
En son ülkemizde yaşanan ve korkuya sebep olan saldırı da mahkemede anlatılanlara bakılırsa Türkiye’deki “kadını sahiplenme” olayının yarattığı bir krizdir!
Dünkü Kıbrıs gazetesinin manşetindeki başlık konuyu tek başına açıklıyor; “Ayrılığa öfkelendi, canice saldırdı!”…
-*-*-
Saldırgan veya kadının ayrılma hakkını kabul edemedi!
-*-*-
Sonuç?
Sonuç, felaket!
-*-*-
Ne yazık ki, Kuzey Kıbrıs’ı da etkileyen bölgesel kültürde, erkeklerin kadınlar üzerinde söz sahibi olması gerektiğine dair inançlar elbette şiddeti meşrulaştıramaz ama saldırı veya şiddet riskini artırabiliyor…
-*-*-
Sosyal medyada yer alan konuyla ilgili haberlerdeki yorumlara dikkatli bir şekilde bakarsak, bu kültürü görebiliriz…
-*-*-
Mesela gece kulübünde çalışan bir kadından söz ediliyor, burada çalışıyor olmak sanki saldırıya uğraması açısından daha normalmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor…
-*-*-
“Gece kulübünde çalışan bir kadının istediği yere bu şekilde gitmesi normal mi?” gibi “gazeteci” soruları dahi önümüze gelebiliyor!
-*-*-
Gece kulübünde çalışan bir kadın süpermarkete girmemeli mi?
Kıyafetine mi dikkat etmeli?
-*-*-
Gelelim sonuca…
-*-*-
Ne yazık ki etkisi altında olduğumuz, özellikle televizyon yayınları açısından mutlak anlamda bağlı olduğumuz bir kültürde, kadın cinayeti son derece olağandır…
-*-*-
Elbette karşı çıkanlar, bu uğruda hayatını adayan kişiler, kurumlar çok fazladır ama kültür, “namus” veya “kadını kontrol” gibi kurumlar aracılığı ile bu cinayetleri “doğal”laştırıyor!
-*-*-
Haliyle bu kültür veya bu kültüre mensup kişiler, yerel kültürün kabullenmekte zorlandığı davranışları yapıyor – yapabiliyor…
-*-*-
Buna karşılık ne yapılmalı?
-*-*-
Birçok uzman, “önce eğitim” diyor!
Çok da kolay değil!
-*-*-
Koruma kaynaklarının artırılması…
Ciddi yatırım gerektirebilir…
-*-*-
Ammmmaaaaa; hepsinden önemlisi medyadır…
-*-*-
Klasik medya yani gazeteler – haber siteleri – televizyonlar falan bir yana; sosyal medyanın çok rahat kullanımı, genelde tüm cinayetleri ama özelde son yıllardaki kadın cinayetlerini daha görünür hale gelmiştir…
-*-*-
İntihar olaylarında olduğu gibi, bu tür haberler, ne yazık ki, bu tür vahşi ve ilkel saldırıları artırabilirdir…
-*-*-
Kriminoloji veya sosyoloji alanında çalışan birçok uzman, cinayet ya da şiddetle bağlantılı sorunları matematik bilimindeki gibi daha rahat bir şekilde çözebilmiş değil!
-*-*-
2 + 2 = 4!
Ama “cinayet”?
Çözmek sıkıntılı!
-*-*-
Tek başına “ülkeye girişler denetlenmeli” ile olmuyor elbette ama bununla başlamak, pozitif bir adım olabilir!
-*-*-
Mesele sadece cinayet meselesi değildir…
-*-*-
Girne Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2024’ten beri görülen toplu tecavüz davası da incelenmeli…
-*-*-
10 – 12 yıl arası hapis cezası alan beş erkek, yakınları hatta kadın avukatları, bu kişilerin bir kadını eğlence mekanından alıp bir başka yere götürüp sevişmeye zorlamalarını ve görüntüleri kaydetmelerini “suç değil” diye görebiliyor!
-*-*-
“Kadın o gece kulübünde ne arıyordu?” diyerek, olaya bakanlar mı istersiniz, “kılığı kıyafeti” ile konuya yaklaşanı mı istersiniz?
-*-*-
Şimdi, Lefkoşa’daki gece kulübü çalışanı kadına saldırıyı da kadının çalıştığı sektörden dolayı “hafifletmeye çalışan” goncoloz sayımız da az değildir!
-*-*-
Haliyle, mahkemeye müdahale gibi olmasın ama tecavüz davasındaki “ibretlik” cezaların, gece kulübü çalışanı kadına saldırıda da olması, toplumsal beklenti olmalıdır…
8 Ağustos…
8 Ağustos 1964, “Şanlı Erenköy Direnişi”nin tarihidir…
-*-*-
62 yıl önce, 500 kadar genç Kıbrıslı Türk erkek öğrenci, en başta Türkiye’deki okullarını bırakıp, Erenköy’e çıktılar ve köylülerle, mücahitlerle birlikte, Türk Hava Kuvvetleri’nin etkili müdahalesini de arkalarına alarak, bir savunma efsanesine imza attılar…
-*-*-
Elbette 8 Ağustos’un tartışılabilecek çok yanı vardır…
-*-*-
Neden çok riskli olmasına rağmen bir toplumun neredeyse üç – beş korkak dışındaki tüm gençlerini oraya topladınız?
-*-*-
Neden 500 acemi öğrenci yerine 300 çok iyi yetişmiş komando göndermediniz?
-*-*-
Sabahtan akşama tartışabiliriz…
-*-*-
Erenköy’e çıkanlar arasında amcam ve dayım da vardı…
Onlarla sadece Erenköy’le ilgili olarak değil, her açıdan gurur duymuş bir yeğenim…
-*-*-
İkisi de süper zekiydi, her ikisi de matematikçiydi ve sınıf arkadaşıydı…
-*-*-
Bilenler bilir…
Biri Fadıl İncirli, diğeri Ahmet Teralı…
Biri babamın öteki annemin küçük kardeşleri…
Hayatta değiller…
-*-*-
8 Ağustos’larda her ikisini daha çok özlüyorum ve her 8 Ağustos’ta onları daha çok seviyorum…
-*-*-
Hem dayım, hem amcam hem de eminim tüm Erenköy mücahitleri, yaptıkları görevin çok onurlu ve çok soylu bir mücadele görevi olduğundan emindi ve hala hayatta olanlar emindir!
-*-*-
Ama çok üzgünüm; o şanlı, o onurlu, o şerefli, o soylu mücadele bu günler içinseydi ve bugün hayatta olmayanlar bu ülkeyi bir yerden izliyorsa kemikleri sızlıyordur…
-*-*-
Hayatta olanlara sevgi ve saygılarımla sağlıklı günler dilerim…


Bu yazı toplam 53 defa okunmuştur.