Kıbrıs Türk siyaseti, Girne açıklarında yaşanan ve toplumda derin bir acıya neden olan deniz faciasının ardından bu kez sert bir siyasi hesaplaşmaya doğru ilerliyor.
CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın görevden alınmasının ardından yaptığı açıklamada yalnızca Arıklı’yı değil, doğrudan Başbakan Ünal Üstel’i ve hükümetin bütününü hedef aldı.
İncirli, Arıklı’nın görevden alınmasının siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını savunurken, son yıllarda yaşanan çok sayıda olayı Üstel hükümetinin yönetim anlayışıyla ilişkilendirdi.
Ancak açıklamanın kullandığı geniş sorumluluk çerçevesi beraberinde önemli soruları da getiriyor.
BİRBİRİNDEN FARKLI OLAYLAR AYNI SİYASİ DOSYAYA KONULABİLİR Mİ?
İncirli’nin açıklamasında sahte reçete soruşturması, alkollü mama skandalı, Kumyalı’daki silo patlaması, trafik kazaları ve son deniz faciası peş peşe sıralandı.
Kuşkusuz bunların her biri kamu yönetimi, denetim, mevzuat ve siyasi sorumluluk açısından ayrı ayrı sorgulanması gereken ciddi olaylar.
Ancak bütün bu olayların doğrudan aynı hükümet politikasının sonucuymuş gibi tek bir siyasi dosyanın içerisinde değerlendirilmesi de tartışmaya açık.
Çünkü siyasi sorumluluk ile adli, idari ve bireysel sorumluluk aynı şey değil.
Bir trafik kazasında sürücünün kusurundan yolun durumuna, denetimden altyapıya kadar çok sayıda faktör bulunabilir.
Bir deniz kazasında gemi işletmecisinden kaptana, teknik denetimlerden liman otoritesine ve kamu kurumlarına kadar uzanan çok katmanlı bir sorumluluk zinciri ortaya çıkabilir.
Bunların hangisinin siyasi iradeye kadar uzandığını ise sloganlar değil, soruşturmalar ve ortaya çıkacak somut bulgular belirlemeli.
ARIKLI’NIN GÖREVDEN ALINMASI “SORUMLULUKTAN KAÇMAK” MI, SORUMLULUK ALMAK MI?
İncirli’nin açıklamasındaki en dikkat çekici noktalardan biri de Erhan Arıklı’nın görevden alınmasını Üstel’in “kendini aklama” girişimi olarak değerlendirmesi.
Ancak burada tersinden sorulması gereken bir soru bulunuyor:
Bir Başbakan, sorumluluk alanındaki çok ağır bir olayın ardından ilgili Bakanı görevden aldığında bu karar neden doğrudan “sorumluluktan kaçmak” olarak değerlendiriliyor?
Arıklı görevde kalsaydı hükümetin “hiçbir şey olmamış gibi devam ettiği” eleştirisinin yapılması kuvvetle muhtemeldi.
Görevden alındığında ise bu kez Başbakanın kendisini kurtarmaya çalıştığı ileri sürülüyor.
Bu durumda siyasi iktidarın atabileceği hangi adım muhalefet açısından kabul edilebilir olacaktı?
Bu soru bugün yaşanan tartışmanın en önemli başlıklarından biri.
ÜSTEL: KİMİN SORUMLULUĞU VARSA ORTAYA ÇIKARILACAK
Öte yandan Başbakan Ünal Üstel, facianın ardından yaptığı açıklamalarda soruşturmanın yalnızca gemi şirketi veya mürettebatla sınırlandırılmayacağı mesajını verdi.
İlgili liman görevlileri hakkında da işlem başlatılırken, olayın teknik boyutunun ortaya çıkarılması amacıyla Türkiye’den uzmanların katıldığı inceleme süreci devreye sokuldu.
Üstel, varsa ihmal, kusur veya sorumluluğun kimden kaynaklandığına bakılmaksızın ortaya çıkarılacağını ve süreci bizzat takip edeceğini açıkladı.
Dolayısıyla siyasi sorumluluk tartışması devam ederken önümüzde henüz tamamlanmamış bir adli, idari ve teknik soruşturma bulunuyor.






