AB katkılarıyla gerçekleştirilen rapor, Kıbrıs Türk ekonomisinde enflasyon ve belirsizliği yönetmek üzerine kurgulanıyor ve oldukça çarpıcı veriler paylaşıyor.
Raporun sunuma katılamadım ancak tamamını oldukça dikkatli bir şekilde okudum.
Benim özellikle dikkatimi çeken, yüksek haber değeri taşıyan belli noktalar var, ancak aslında raporun özeti, Kıbrıs Türk ekonomisinin değiştiremeyeceği yapısal sorunlarının ötesinde, pekala değiştirebileceği kötü bir ekonomi yönetiminin olduğu…
İşin özü bugün yaşadığımız çarpıklık, adaletsizlik, kötü yönetim, pahalılık ve şikayet ettiğimiz ne varsa sebebi ne sadece ambargo ve tanınmamışlık, ne de sadece para yönetimine sahip olamayışımızdan ve bağımlılıklarımızdan kaynaklanıyor.
2026 yılının enflasyon verilerine baktığımızda, Kuzey Kıbrıs’ın %41 gibi bir oranla, %30,3 enflasyon rakamlarına sahip Türkiye’den de yüksek bir enflasyonla seyrettiğini görüyoruz.
Güney Kıbrıs’ın enflasyon oranı ise %3,6.
Avrupa Birliği ortalaması %3,1!
Yani aslında Kuzey Kıbrıs, AB’nin neredeyse 12 katı bir enflasyona sahip!
Şüphesiz ki, ekonomistlerin çok da derin değerlendirmeleri olacaktır, halihazırda birkaç değerli yazı da okudum ancak ekonomi uzmanı olmadan, naçizane şunun altını çizmek istiyorum;
Enflasyon sadece tanınmamışlığa ya da ambargolara bağlı değil.
Türkiye, tanınan, herhangi bir ambargo altında olmayan önemli bir ülke!
Ve şu anda AB ülkelerinin 10 katından fazla bir enflasyonla boğuşuyor.
Oysa 2000’li yılların ilk çeyreğini hatırlayın;
Tek haneli enflasyon rakamlarını görmüş ülke, demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri konusunda önemli adımlar atarken çok daha yaşanası ve olumlu bir atmosfere sahipti.
Bu hedeflerden uzaklaşmaya başladıkça, bütün baskılara rağmen Türk Lirası değer kaybediyor, ülke siyasi ve diplomatik olarak itibar yitirirken, insan hakları ve demokrasiden de fersah fersah gerilere düşerek, bunun mali karşılığını ödüyor şu anda.
Bugün dünya basını Halk TV’ye de kayyum atanmasıyla birlikte, son 10 ayda 20 kanalın susturulduğunu yazıyor.
Oysa Türkiye’nin reformları ve atılımlarıyla dünya basınında gündem olduğu zamanlar aslında çok da eskilerde değil.
2001 ekonomik krizinin siyasi sonuçlarını da hatırlayabilecek haldeyiz hala…
AKP’nin yeni bir parti olarak tek başına iktidara gelmesi, ANAP, DSP ve MHP’nin radikal oy kaybıyla baraj altında kalıp, siyaset sahnesinden silinmesinin nedenleri de hala akıllarda.
Ancak aradan geçen 25 yılda çıkarılan derslerin, iktidar sarhoşluğuna yenik düştüğünü söyleyebiliriz, sanırım.
Rapora göre, Kıbrıs Türk ekonomisinin geniş tabanlı ve kalıcı enflasyonunun sebepleri arasında, kamu maliyesinin kötü yönetimi dikkat çekiyor.
Kamu harcamalarındaki artış bunun en önemli sebeplerinden biri.
Kötü ekonomi yönetimi, sadece ekonomik bedeller yaratmıyor, şüphesiz sosyal olarak da derin yaralar açıyor.
Örneğin son yıllarda yabancı iş gücüne bağımlılık ciddi şekilde artış göstermiş. Yerel işgücü %46’da kalıyor.
Özellikle üçüncü dünya ülkelerinden gelen işçi ailelerinin kamu hizmeti ihtiyaçları, büyüyen sorunlardan biri.
Bugün okullarda Türkçe bilmeyen ama bilmediği bir dilde eğitim almaya zorlanan yüzlerce çocuk var.
Bu çocukların yaşadığı travma bir kuşağın üzerine yapışan ve kamu hizmetlerinden toplumu daha da uzaklaştıran unsurlardan biri.
Örneğin, enflasyonun sebeplerinden biri olarak gösterilen fiyat artışlarında ilk iki sırayı eğitim ve sağlık alıyor.






