Üniversiteler açıldı, kampüsler büyüdü, dünyanın dört bir yanından öğrenciler geldi. Çevrelerinde ev sahibinden marketçiye, taksiciden restoran sahibine uzanan bir ekonomi oluştu.
Bugün Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu (YÖDAK, n.d.), Üniversitelerarası Akademik Koordinasyon Kurulu’na katılan 23 üniversiteyi listeliyor.
Az şey değil.
Ama bu sayı kendi başına ne başarıyı ne de sorunu kanıtlar.
Artık asıl soru şu:
Büyüdük, peki güçlendik mi?
Çünkü üniversitede büyüklük ile güç aynı şey değildir. Öğrenci sayısını artırabilir, yeni binalar dikebilir, bölümler açabilirsiniz. İtibar ise yıllar ister ve bazen birkaç kötü örnekle sarsılabilir.
YÖDAK’ın 2025 yılında açıkladığı bir üniversiteye ilişkin denetim kararında, YÖK onayı bulunmayan bazı programlara öğrenci kaydı, mevzuata aykırı kabul ve yatay geçişler, akademik süreçlerde eksiklikler ve bazı programlarda asgari öğretim üyesi koşullarının karşılanmaması gibi ciddi bulgular yer aldı. Bazı programların öğretime başlama izinleri de bir yıl süreyle askıya alındı (YÖDAK, 2025a).
Bunları konuşmalıyız.
Ama bir kurumda ortaya çıkan sorunu bütün üniversitelere yüklemek de doğru değil. Mesele birkaç kötü örnekten yola çıkıp bütün sistem hakkında hüküm vermek değil. Asıl bakmamız gereken, büyümüş bir yükseköğretim sisteminin kendi içindeki sorunları ne kadar hızlı görebildiği ve düzeltebildiğidir.
Aynı sistemde uluslararası sıralamalarda görünürlük kazanan üniversitelerimiz de var. YÖDAK’ın Kasım 2025 duyurusu, birden fazla KKTC üniversitesinin THE 2026 ve QS Üniversite Sürdürülebilirlik 2026 gibi uluslararası sıralamalarda yer aldığını gösteriyor (YÖDAK, 2025b).
Dolayısıyla mesele “KKTC üniversiteleri iyi midir, kötü müdür?” kadar basit değil.
Önemli olan sistemin iyi olanı ne kadar yukarı taşıdığı, kötü olanı ne kadar hızlı ayıkladığı ve bütün bunları yaparken diplomanın güvenilirliğini ne kadar koruduğudur.
Diploma bir parça kâğıt değil, üniversitenin mezun adına dünyaya verdiği sözdür:
“Bu insan burada okudu, gereken sınavlardan geçti ve bu unvanı hak etti.”
O sözün değeri tartışmaya açıldığında üniversitenin en pahalı binası bile kaybı telafi edemez.
Bu yüzden diploma tartışmalarından çıkarılacak ders “Konuşmayalım, alan zarar görmesin” olmamalıdır.
Güvenin ilacı sessizlik değil, şeffaflıktır.
Büyümenin kazanımlarını korumanın yolu da sorunları küçültmekten değil, onları görebilen, ölçebilen ve gerektiğinde düzeltebilen kurumlar kurmaktan geçer.
YÖDAK kalmalı mı?
Buna otomatik olarak “evet” demek istemiyorum.
Korunması gereken kurumun adı mı, yoksa yaptığı iş mi?
KKTC yükseköğretimi elbette planlanmalı. Üniversiteler denetlenmeli, programların kalitesi ölçülmeli ve diplomaların güvenilirliği korunmalı.
Ancak bütün bunların mutlaka bugünkü YÖDAK modeli içinde yapılması gerektiğine dair değişmez bir kural yok.
YÖDAK bugün yükseköğretimde planlama, değerlendirme, akreditasyon ve koordinasyon işlevlerini aynı yapı içinde üstleniyor. European Association for Quality Assurance in Higher Education’ın (ENQA, n.d.) güncel kayıtlarında YÖDAK’ın statüsü “Affiliate”; aynı kayıtta EQAR statüsü “Not Registered” olarak yer alıyor.
Bu statüler tek başına YÖDAK’ın yetersiz olduğunu, KKTC diplomalarının değerini ya da kurumun fiilî performansını kanıtlamaz.
Ama daha iddialı bir hedef koymamıza da engel değildir:
Uluslararası dış değerlendirmeye açık, bağımsızlığı güçlü ve kalite güvence sistemi uluslararası alanda daha fazla tanınan bir yapı.
Burada düşünmemiz gereken temel sorulardan biri şu:
Sistemi planlayan kurumla, o sistemin kalitesini bağımsız biçimde sorgulayan kurum aynı olmak zorunda mı?
Belki değildir.
YÖDAK daha bağımsız, profesyonel ve şeffaf bir yapıya dönüştürülebilir. Planlama ve koordinasyon bir yerde, kalite güvencesi ve akreditasyon başka, daha bağımsız bir yapıda toplanabilir. Yerel denetim, uluslararası bağımsız kalite kuruluşlarının periyodik dış değerlendirmeleriyle de desteklenebilir.
Kısacası kendimize yalnızca kendimiz not vermemeliyiz.
Hangi model seçilirse seçilsin, önemli olan adı değil; bağımsızlığı, uzmanlığı, şeffaflığı ve ölçülebilir sonuç üretme kapasitesidir.
YÖDAK kalabilir, dönüşebilir, görevleri ayrılabilir veya bugünkü model yerini daha iyi bir modele bırakabilir.
Kurumlar amaç değil, araçtır.
Korunması gereken YÖDAK’ın adı değil, yükseköğretimin kalitesidir.
Öğrenci statüsü insan ticareti ve cinsel sömürü amacıyla kötüye kullanılabiliyor mu?
Bu soruyu dikkatli sormak gerekiyor.
Seks işçiliği, insan ticareti ve zorla cinsel sömürü aynı şey değildir. Bunları birbirine karıştırmak meseleyi yanlış anlatır ve insanları haksız biçimde damgalayabilir.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2025 İnsan Ticareti Raporu, Kıbrıs’ın kuzeyine ilişkin bölümünde insan tacirlerinin kadın öğrencileri apartmanlarda seks ticaretine, erkek öğrencileri zorla çalışmaya sürüklediğini; öğrencileri suç işlemeye de zorlayabildiğini belirtiyor. Aynı tespit bir önceki yılın raporunda da bulunuyordu (U.S. Department of State, 2024, 2025).
Bu bir mahkeme kararı değildir.
Ama önemli bir uluslararası raporda yer alan ciddi bir tespittir.
Burada kanıtla iddiayı da birbirine karıştırmamak gerekiyor. Elimizdeki kaynaklar sorunun ne kadar yaygın olduğunu ölçmeye yetmiyor. Dolayısıyla sistematik ve yaygın bir kötüye kullanımın kanıtlandığını söylemek doğru olmaz.
Buna karşılık ciddi risk işaretleri varsa, öğrenci statüsünün kötüye kullanılmasını önlemesi gereken mekanizmaların gerçekten çalışıp çalışmadığını sormak zorundayız.
Mart 2025’te bir milletvekili Meclis kürsüsünde, bazı kadınların ülkeye getirildikten sonra öğrenci olarak kaydedildiğini ve fuhuş yaptırıldığını iddia etti (“Doğuş Derya,” 2025).
Bu bir iddiadır, kesinleşmiş mahkeme kararı değildir.
Böylesine ağır bir iddianın bağımsız ve ciddi biçimde araştırılması gerekir. Doğruysa kapsamı ortaya çıkarılmalı, yanlışsa o da açıkça gösterilmelidir.
Haziran 2026’da yayımlanan bir yazıda, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı’na dayandırılan bilgiye göre çalışma izni sürecindeki yabancı bir kadının eskortluk yaptığı anlaşılmış ve kadın sınır dışı edilmişti. Aynı yazıda kadının öğrenci olduğu yönünde yoğun iddialar bulunduğu, ancak bu bilginin doğrulanamadığı özellikle belirtiliyordu (Mutluyakalı, 2026).
Gazetecilik tam burada başlar:
Kanıtlanmış olanı kanıt, resmî bulguyu resmî bulgu, uluslararası raporu uluslararası rapor, iddiayı da iddia diye yazmakta.
Kamu politikası açısından da aynı titizlik gerekir.
Risk işareti ile yaygınlık kanıtı aynı şey değildir.
Yine de ortada son derece rahatsız edici bir soru duruyor:
Öğrenci statüsü eğitim amacı dışında insan ticareti ve sömürü için kötüye kullanılabiliyor mu?
Eğer bir genç eğitim vaadiyle bu ülkeye getiriliyor, öğrenci olarak kaydediliyor ve ardından ekonomik veya cinsel sömürüye sürükleniyorsa, artık yalnızca muhaceret değil, yükseköğretim sorunumuz da vardır.
Burada bütün sisteme peşinen suç isnat etmekten söz etmiyorum.
Sorduğum daha basit bir şey:
Böyle bir durum ortaya çıktığında sistem bunu fark edebiliyor mu?
Ülkeye öğrenci olarak gelen kişi gerçekten kayıt yaptırıyor mu? Derslere devam ediyor mu? Bir dönem sonra hâlâ üniversitede mi?
Üniversiteler, YÖDAK, muhaceret, polis ve sosyal hizmetler aynı kişinin statüsündeki önemli değişiklikleri birbirlerinden haberdar biçimde takip edebiliyor mu?
YÖDAK’ın Ağustos 2024’te yaptığı açıklamaya göre YÖK ile oluşturulan akademik bilgi sistemine aktif öğrencilerin yanı sıra beş yıl geriye dönük yaklaşık 130 bin mezunun bilgisi aktarıldı. Uluslararası öğrencilerin kabul belgelerinin sistem üzerinden verilmesi ve takip edilmeleri de sistemin hedefleri arasında açıklandı (YÖDAK, 2024).
Bu önemli bir adım.
Ama sistemin varlığından daha önemli olan, çalışıp çalışmadığıdır.
23 üniversite çok mu?
Bence soru eksik.
23 üniversite çok da olabilir, az da.
Bunu anlayabilmek için üniversitelerin yalnız sayısına değil, ne ürettiklerine bakmamız gerekir.
Nitelikli yayın ve uluslararası araştırma projeleri var mı?
Doktora mezunu ve araştırmacı yetiştiriliyor mu?
Patent, yenilik ve toplumsal katkı üretiliyor mu?
Programlar uluslararası akreditasyon alabiliyor mu?
Mezuniyet, istihdam ve öğrenci/öğretim üyesi göstergeleri bize ne söylüyor?
Üniversite sayısını tek başına başarı göstergesi olarak sunma dönemini geride bırakmalıyız.
Ama bütün kurumları tek bir araştırma ölçütüyle değerlendirmek de doğru olmaz. Üniversiteler kendi misyonlarına göre eğitim, araştırma ve toplumsal katkı boyutlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Bina saymak kolaydır.
Bilgi üretmek zordur.
Üniversitenin gerçek sermayesi yalnızca betonu değildir. Verdiği eğitimin niteliği, ürettiği bilgi, yetiştirdiği mezun ve topluma yaptığı katkıdır.
2025 YKS ilk yerleştirme sonuçlarında KKTC üniversitelerine ayrılan 17 bin 17 kontenjana 11 bin 587 öğrenci yerleşti; doluluk oranı yüzde 68,09 oldu.
Yerleşen öğrenci sayısı bir önceki yılın aynı aşamasına göre yüzde 4,87, yani 593 kişi azaldı (YÖDAK, 2025c).
Bu tek yıllık tablo kendi başına yapısal ve kalıcı bir talep düşüşünü kanıtlamaz.
Ama öğrenci talebinin otomatik biçimde büyümeye devam edeceğini varsaymanın artık güvenli olmadığını gösterir.
Üstelik mesele yalnız YKS değil.
Devlet Planlama Örgütü’nün 2025 Geçiş Yılı İzleme ve Değerlendirme Programı, üniversiteye kayıtlı öğrenci sayısını 2023’te 108 bin 185, 2024 için gerçekleşme tahminini 102 bin 455, 2025 hedefini ise 105 bin olarak veriyor. Bu rakam, 2025 için geçmişte öngörülen 135 binlik seviyenin belirgin biçimde altında.
Veriler uluslararası öğrencileri ayrıca ayırmadığı için üçüncü ülke öğrenci sayısındaki düşüşü tek başına kanıtlamıyor. Fakat toplam öğrenci çekme kapasitesinin eski beklentilerin gerisinde kaldığını gösteriyor (Devlet Planlama Örgütü, 2025; YÖDAK, 2018).
Bu rakamlar düşüşün nedenini açıklamıyor.
Ama kalite, maliyet, tanınırlık ve öğrenci deneyimi gibi başlıkları artık çok daha yakından izlememiz gerektiğini söylüyor.
Tam burada burs tartışması da başlıyor.
Yüzde 50, yüzde 75, yüzde 100...
Burs, başarılı veya maddi imkânları sınırlı gençlerin üniversiteye ulaşmasının önemli araçlarından biridir.
Fakat burs hâlâ başarıyı ve eğitime erişimi destekleyen bir politika mı, yoksa kimi durumlarda öğrenci bulma yarışının ticari indirim aracına mı dönüşüyor?
Bunun hangi ölçüde gerçekleştiğini bugün elimizdeki verilerle söylemek kolay değil. Tam da bu nedenle gerçek öğrenim ücretleri, burslu öğrenci oranları, burs ölçütleri ve akademik başarı bursıyla ticari indirimin farkı açıkça yayımlanmalıdır.
Bunları bilmek öğrencinin de velinin de hakkıdır.
Bir de “uluslararası üniversite” meselesi var.
Dünyanın farklı ülkelerinden gençlerin küçük bir adaya üniversite okumaya gelmesi önemli bir başarıdır.
Ama uluslararasılaşmanın gerçek ölçüsü ülkeye kaç öğrencinin girdiğiyle sınırlı olamaz.
Asıl mesele, o öğrencinin buradan nasıl çıktığıdır.
İyi bir eğitim alarak mezun oluyor mu?
Ülkesine döndüğünde “Kuzey Kıbrıs’ta iyi eğitim aldım” diyebiliyor mu?
Diplomasıyla başka ülkelerde eğitimine veya mesleğine devam edebiliyor mu?
Yıllar sonra bu ülkenin gönüllü elçisi oluyor mu?
Gerçek yükseköğretim ihracatı budur:
Öğrenciyi havaalanından içeri sokmak değil, mezun olduğunda dünyaya güçlü biçimde göndermek.
Bunu gerçekten ölçmek istiyorsak üniversitelerin ortak standartlarla mezuniyet, mezun memnuniyeti, mümkün olduğu ölçüde istihdam ve mezunların diplomalarıyla eğitim veya kariyerlerine devam edebilme durumlarını izleyip yayımlaması gerekir.
Belki de bundan sonraki hedefimiz yeniden büyümek değil, kaliteyi yoğunlaştırmak olmalı.
Daha fazla üniversite, bölüm ve öğrenci her zaman daha güçlü bir sistem demek değildir.
Öğrencisi olmayan veya akademik kapasitesi yetersiz programlarda önce iyileştirme, iş birliği ve kaynak paylaşımı denenmelidir. Bunların sonuç vermediği yerde programların birleştirilmesi ya da kapatılması da tabu olmamalıdır.
Üniversiteler için de açık ve önceden ilan edilmiş kalite eşikleri bulunmalıdır.
Tam zamanlı öğretim üyesi sayısı, öğrenci/öğretim üyesi oranı, programların akreditasyonu, bilimsel üretim, doktora kapasitesi, mali yeterlilik, öğrenci sayısının sürdürülebilirliği ve mümkün olduğu ölçüde mezuniyet ile istihdam göstergeleri...
Bunlar ölçülebilir şeylerdir.
Eşiğin altında kalan kurumlara önce iyileşmeleri için makul ve denetlenebilir bir süre tanınmalıdır. Ortak programlar, kaynak paylaşımı ve güçlü kurumlarla kurumsal iş birliği yolları denenmelidir.
Ama bütün bunlara rağmen sürdürülebilir olmayan küçük yapıların sonsuza kadar yalnızca tabela korumak adına yaşatılmasının da yükseköğretime bir yararı yoktur.
Gerektiğinde devlet, öğrencilerin ve çalışanların haklarını güvence altına alan açık bir geçiş modeliyle bu kurumların akademik kapasitesi daha güçlü üniversitelerin bünyesine alınmasını da gündeme getirebilmelidir.
Amaç üniversite kapatmak değildir.
Amaç öğrenciyi, akademik niteliği ve diplomanın değerini korumaktır.
Yeni bir üniversite açılması gündeme geldiğinde de önce ülkenin ihtiyacına bakılmalıdır.
Birbirinin benzeri yeni genel üniversiteler yerine sağlık bilimleri, teknoloji, denizcilik, turizm, tarım veya yaratıcı endüstriler gibi alanlarda uzmanlaşan tematik üniversiteler çok daha anlamlı olabilir.
Küçük bir ülkenin akademik ve mali kaynakları sınırsız değil.
O halde sayıyı değil, kaliteyi büyütmek zorundayız.
KKTC yükseköğretiminin başarılarını küçümsemiyorum.
Tam tersine, bütün bu soruları o başarıların kalıcı olabilmesi için soruyorum.
İlk dönem üniversite kurmak ve öğrenci çekmekti.
Bunu önemli ölçüde başardık.
Şimdi büyüyen sistemi ölçmenin, eksiklerini ayıklamanın ve kaliteyi güvence altına almanın zamanı.
Artık yalnız üniversiteleri değil, üniversiteleri planlayan, denetleyen ve öğrenciyi takip eden sistemi de sorgulamak zorundayız.
YÖDAK kalabilir, değişebilir veya yerini daha iyi bir modele bırakabilir.
Belirleyici olan kurumun adı değil; bağımsızlığı, şeffaflığı, denetim kapasitesi ve ürettiği sonuçtur.
Çünkü mesele YÖDAK’ı değil, diplomalarımızın itibarını korumaktır.
Bunun da ötesinde, bu ülkeye “öğrenci” diye gelen her gencin gerçekten eğitim sisteminin içinde olduğundan ve sömürüye karşı korunabildiğinden emin olmaktır.
Kırk yıl önce hedefimiz üniversite kurmaktı; başardık.
Sonra dünyadan öğrenci getirdik; onu da önemli ölçüde başardık.
Şimdi üçüncü aşamanın zamanı:
Kalite. Güven. Bilim. Akreditasyon. İtibar.
Ve bütün bunların merkezinde insan onuru.
Bundan sonra KKTC yükseköğretiminin başarısını kaç üniversitemiz olduğuyla değil, o üniversitelerin ne kadar iyi olduğuyla ölçmeliyiz.
Yeni yatırımlarda da sayıdan önce ihtiyaç, uzmanlaşma ve gerçek akademik kapasiteye bakmalıyız.
Bazen güçlenmenin yolu daha çok büyümekten değil, daha iyi olmaktan geçer.
Kaynakça
Devlet Planlama Örgütü. (2025). 2025 Geçiş Yılı İzleme ve Değerlendirme Programı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanlığı. https://www.devplan.org/arsiv/yillik-program/YP25.pdf
Doğuş Derya: Kadınlar öğrenci olarak kaydedilip fuhuş yaptırılıyor. (2025, 4 Mart). Kıbrıs Postası. https://www.kibrispostasi.com/c35-KIBRIS_HABERLERI/n552716-derya-18-yasindan-kucuk-kadinlar-ogrenci-olarak-kaydedilip-gece-kulubunde-calistiriliyor
European Association for Quality Assurance in Higher Education. (n.d.). YÖDAK: Higher Education Planning, Evaluation, Accreditation and Coordination Council. 12 Ağustos 2026 tarihinde erişildi. https://www.enqa.eu/membership-database/yodak-higher-education-planning-evaluation-accreditation-and-coordination-council/
Mutluyakalı, C. (2026, 16 Haziran). Lefke’de bir “HIV” meselesi. YENİDÜZEN. https://www.yeniduzen.com/lefkede-bir-hiv-meselesi-25657yy.htm
U.S. Department of State. (2024). 2024 Trafficking in Persons Report: Cyprus. https://2021-2025.state.gov/reports/2024-trafficking-in-persons-report/cyprus/
U.S. Department of State. (2025). 2025 Trafficking in Persons Report: Cyprus. https://www.state.gov/reports/2025-trafficking-in-persons-report/cyprus
Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu. (n.d.). Üniversitelerimiz. 12 Ağustos 2026 tarihinde erişildi. https://yodak.gov.ct.tr/universiteler.html
Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu. (2018). YÖDAK Stratejik Planı Taslak (2019–2023). https://yodak.gov.ct.tr/kurumsal-hizmetler/raporlar.html?download=98%3Ayodak-stratejik-plan-2019-2023-taslak-raporu
Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu. (2024, 30 Ağustos). YÖDAK-YÖK iş birliğinde Yüksek Öğrenim Akademik Bilgi Sistemi oluşturuldu. https://yodak.gov.ct.tr/haberler/item/274-yodak-yok-i-s-birliginde-yuksek-ogrenim-akademik-bilgi-sistemi-olusturuldu.html
Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu. (2025a, 4 Nisan). KSTU hakkında hazırlanan denetim raporu sonucunda YÖDAK önemli kararlar aldı. https://yodak.gov.ct.tr/haberler/duyurular/item/317-kstu-hakkinda-hazirlanan-denetim-raporu-sonucunda-yodak-onemli-kararlar-aldi.html
Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu. (2025b, 23 Kasım). YÖDAK’tan KKTC üniversitelerine uluslararası sıralamalardaki başarıları için tebrik mesajı. https://www.yodak.gov.ct.tr/haberler/item/376-yodak-tan-kktc-universitelerine-uluslararasi-siralamalardaki-basarilari-i-cin-tebrik-mesaji.html
Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu. (2025c, 26 Ağustos). Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçları açıklandı. https://yodak.gov.ct.tr/haberler/item/347-yuksekogretim-kurumlari-sinavi-yks-yerlestirme-sonuclari-aciklandi.html
Bu yazı toplam 429 defa okunmuştur.