Lefkoşa 37°USD47,72EUR55,15GBP64,55GRAM ALTIN6.643,76 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Bir sarayın başına gelebilecek en güzel şey

Bir zamanlar protokolün ve siyasal otoritenin mekânı olan bina, şimdi sanatın, sanatçının ve toplumun mekânına dönüşebilir.İlk sergi açıldı.Gittim,...

4 dakika okumaHaber: Cenk Mutluyakalı
Paylaş
Bir sarayın başına gelebilecek en güzel şey

İlk sergi açıldı.
Gittim, gezdim, umutlandım.

Eski Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan söz ediyorum.

İngiliz sömürge döneminden kalma bir bina…

Hani eski ismiyle hatırlansa da "Silihdar Kültür Sarayı” olsa mesela!

Kıbrıs İngiliz Kolonisi’nin amblemindeki iki aslan figürü hâlâ duruyor girişinde.

Aslında bina, yalnızca mimarisiyle değil, katmanlarıyla da Kıbrıs’ın yakın tarihini anlatıyor. Osmanlı’dan İngiliz sömürgesine, Kıbrıs Cumhuriyeti’nden Kıbrıs Türk yönetimine, federe devletten bugüne…

O nedenle burası bir kültür merkezine dönüşecekse, binanın kendi hikâyesini de görünür kılmak gerekiyor.

İnsan burayı gezerken yalnızca sanata değil, Kıbrıs’ın tarihine de bakabilmeli.

***
Bina bir sergiyle yeniden açılmış: “Resmin Kamusal Hafızası.”

Kıbrıslı Türk bir ressamın bilinen ilk kişisel sergisi, 1949 yılında İsmet Vehit Güney tarafından açılmış. Kıbrıslı Türk ressamların ilk karma sergisi ise 1961 yılında Kıbrıs Arkeoloji Müzesi’nde…

Öyle yüzyıllar öncesine uzanmıyor hikâye.

Kurumsal hafızamız ise daha da genç, üstelik oldukça dağınık.

Sanat danışmanları Esra Plümer Bardak ve Derya Ulubatlı, iki aylık yoğun bir çalışmayla hazırlamış sergiyi.

Birlikte geziyoruz, konuşuyoruz.

Sergi tasarımının Güner Ersen’e ait olduğunu da hemen not düşelim.

Kolay değil yaptıkları.

Çünkü kaynaklara ulaşmak başlı başına mesele.

Bireysel hatıralar var, sanatçıların ya da ailelerinin sakladıkları var, özel arşivler ve koleksiyonlar var…

Ama bütün bunları sistematik biçimde bir araya getiren, araştıran, belgeleyen kapsamlı bir “Kıbrıs Türk Sanat Tarihi” külliyatımız yok örneğin.

İşte serginin belki de en önemli taraflarından biri burada ortaya çıkıyor.

Bitmiş bir tarih anlatmıyor.

Tam tersine, eksik olduğunu kabul eden bir hafıza çalışması öneriyor.

Bu hikâyeyi birlikte tamamlayalım. Katkı sağlamak için bilgi ve belgelerinizi paylaşabilirsiniz” çağrısı yapılıyor.

Esra Plümer Bardak aynı açıklıkla söylüyor: “Gelin burada birlikte hatırlayalım.

Bence kıymetli olan tam da bu.

Çünkü hafıza, yukarıdan yazılan bir tutanak değil, birlikte kurulur.

***
“Resmin Kamusal Hafızası”, resim sanatının kamusal alandaki dolaşımının izini sürerek kısa tarihinden bir seçki sunuyor.

Özel koleksiyonlardan eserler bir araya getirilmiş.
Bir zaman çizelgesi hazırlanmış.

Eski bir Kıbrıs düğününden esir kampına, eski Lefkoşa’dan gelincik tarlasına uzanan resimler... 1949’dan itibaren yaklaşık yarım yüzyıllık bir serüven.

İsmet Vehit Güney’den Cevdet Çağdaş’a, Aylin Örek’ten Emin Çizenel’e, Emel Samioğlu’ndan Güner Pir’e pek çok ressamın eserleri…

Kimi bir ilk gün zarfında ya da pulda çıkıyor karşımıza, kimi bir dergi kapağında, kimi özel bir koleksiyondan gelen tabloda…

Bu elli yılda Kıbrıslı Türk resmine damgasını vurmuş kimi isimlerin eksikliğini de hissetmiyor değilim.

***
İnsanlar için önemli bir mekân burası, kamusal bir mekân… O nedenle kamusal görünürlüğü olan sanatla bütünleştirdik” diyor Derya Ulubatlı…

Sonra geleceğe bakıyor: “Oda konserleri ya da bahçede özel gösteriler, heykeller bizim de hayalimiz…”

Benim de asıl heyecanım burada başlıyor zaten.

Sergiden çok, serginin açabileceği kapıda…
Bu tarihi binanın gerçek anlamda bir kültür ve sanat merkezine dönüşmesi fikrinde.

Resimle sınırlı kalmayan; müziği, edebiyatı, tiyatroyu, dansı, fotoğrafı, heykeli, sinemayı, performansı ve çağdaş sanatın farklı disiplinlerini toplumla buluşturan yaşayan bir mekân…

Bahçesi özellikle canlı performanslar için son derece uygun.

Atölyeler yapılabilir.
Enstalasyonlar kurulabilir.
Oda konserleri, söyleşiler, dinletiler, film gösterimleri düzenlenebilir.
Heykeller yerleşebilir.
Çocuklar gelebilir.
Genç sanatçılar üretim yapabilir.
Okullar burayı ziyaret edebilir.

Bir bina ancak insan girip çıktıkça yaşar çünkü.
Hele kültür binasıysa…

***
Daha önce de yazmıştım.

Girne Kapısı’na doğru uzanan yapılar da mutlaka bu anlayışla değerlendirilmeli.

Kıbrıs Sanatçı Yazarlar Birliği’nin bildiğim kadarıyla kendine ait gerçek bir çalışma mekânı yok.

Kıbrıs’ta Barış İçin İki Toplumlu Koro’nun da…

Halk Dansları Federasyonu’nun var mı?

Has-Der’in yıllar içerisinde ortaya çıkardığı eşsiz araştırmalarına, arşivlerine, halk kültürü birikimine ayrı bir mekân yaratılamaz mı?

Neden burası giderek bir kültür mahallesine dönüşmesin?

Mesele her örgüte bir oda dağıtmak da değil elbette.

Tam tersine…

Ortak çalışma alanları, arşivler, prova ve gösteri mekânları, sergi salonları, sanatçı buluşmaları, çocuk atölyeleri yaratmak…

Kültürü yalnızca özel günlerde hatırlanan bir “etkinlik” olmaktan çıkararak gündelik hayatın parçası yapmak.

Çünkü bir yere “Kültür Sarayı” tabelası asmak kolaydır. Zor olan, orada bir kültür kurumu yaratmaktır.

Bunun için elbette personele ihtiyaç var.
Biraz daha yatırıma…

Şu anda sanat danışmanları dışında binada sürekli görev yapacak personelin bulunmaması önemli bir eksiklik.

Ama hepsinden önemlisi organizasyon ve süreklilik...
Bir de nitelik ve estetik elbette...
Bağımsız ve nitelikli bir kültür yönetimi...

Esra Plümer Bardak, Derya Ulubatlı, Güner Ersen ve kültür-sanat alanında yıllardır çalışan pek çok insan düşünüldüğünde, bu toplumun böylesi bir yapıyı yaşatabilecek insan kaynağı olduğuna kuşku yok.

Yeter ki bu heyecan gelip geçici kalmasın.

***
Bu kadar hayal arasında resimleri de unutmayalım.

Sergiye gidin.

Ekim sonuna dek cumartesi sabahları 09.00-12.00 arasında gezebilirsiniz.
Pazartesi ve çarşamba günleri de 16.00-19.00 saatlerinde açık.

Üstelik aracınızla binanın içerisine girebildiğiniz için park sorunu da yaşamıyorsunuz.

Resimlere bakın.
Zaman çizelgesini okuyun.
Sonra biraz da binaya bakın.

Kapıdaki aslanlara…
Duvarlara…
Bahçeye…

Bir zamanlar siyasal otoritenin temsil edildiği bu mekânda şimdi toplum kendi hafızasına bakıyor.

Bundan sonrası umarım daha da iyi olacak...

Bir sarayın başına gelebilecek en güzel şey de belki bu…
İçinden iktidarın çıkması…
Sanatın, kültürün ve insanların girmesi.

img-8595.jpeg

Bu yazı toplam 73 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler