ABD ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin ABD Başkanı Donald Trump’ı ülkesini Rusya karşısında teslim olmaya zorlamakla suçlamasının ardından yeni bir gerilim dönemine girdi.
Öte yandan Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i bir araya getirecek olası zirveye ilişkin haberlerle gündeme geldi. Ukrayna’nın katılımının öngörülmediği belirtilen bu girişim, Moskova üzerindeki ekonomik kısıtlamaların hafifletilmesi ve savaşın geleceğine ilişkin tartışmaları daha da alevlendirdi.
Washington’un Moskova’ya yönelik ekonomik teşvikleri, Kiev’den Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını istemesi, Ukrayna’nın savunma malzemeleri tedarikinde yaşadığı sıkıntılar ve istihbarat paylaşımına ilişkin şikâyetler, ABD’nin dengeli bir müzakere yoluyla mı çözüm aradığı, yoksa Ukrayna üzerindeki baskıyı artırarak savaşı hızla sona erdirmeyi mi hedeflediği sorularını gündeme getiriyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Bloomberg’e verdiği röportajda, “Ukrayna’yı teslim olmaya ikna etmek için bazı adımlar atıldığını düşünüyorum” dedi. Washington’un savaşı ülkesinin çıkarları pahasına hızla sona erdirmeye çalıştığına inanmak istemediğini belirten Zelensky, “Ancak görünen tablo bu” ifadelerini kullandı.
Zelenskiy, gazeteci Piers Morgan’a verdiği dikkat çekici bir başka röportajda ise Trump tarafından “ihanete uğramış” hissettiğini söyledi.
Bu açıklamalar, iki liderin bir hafta boyunca karşılıklı sert eleştiriler yönelttiği bir dönemde, Ukrayna yönetiminin ABD’nin niyetlerine ilişkin kamuoyu önündeki kuşkularının daha önce görülmemiş ölçüde arttığını ortaya koydu. Zelenskiy, Trump’ı otoriter liderlere yakın olmakla suçlarken, ABD Başkanı da Ukraynalıları ülkelerinin liderini seçim yoluyla değiştirmeye çağırdı.
MOSKOVA’YA TEŞVİKLERDEN KİEV’E BASKIYA
Son gerilim, Trump’ın 9 Ekim’de ABD’nin Rusya’dan dizel yakıt satın alacağını açıklamasıyla başladı. Trump, bu adımın 3 Kasım’da yapılacak ara seçimler öncesinde akaryakıt fiyatlarını düşürmeye yardımcı olacağını belirtti.
Karar Ukrayna’nın tepkisine yol açtı. Rus petrol ürünlerinin daha büyük miktarlarda yeniden piyasalara girmesinin Moskova’ya ek gelir sağlayabileceği, bunun da Rusya’nın savaş finansmanını sınırlandırmayı amaçlayan Batı yaptırımlarının etkisini azaltabileceği değerlendiriliyor.
Anlaşmazlık ekonomik konularla sınırlı kalmadı. Trump, Kiev’den Rus rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını da istedi. Ukrayna, Rus ekonomisi üzerinde baskı kurmak ve Moskova’nın askerî operasyonlarını finanse etme kapasitesini zayıflatmak amacıyla bu saldırılardan yararlanıyor.
Ukrayna açısından bakıldığında, Rusya’ya ekonomik teşvikler sunulurken Kiev’den bu baskı aracından vazgeçmesinin istenmesi, taraflar arasındaki baskı dengesini Moskova lehine değiştirebilir.
ABD Başkanı Donald Trump, pazar akşamı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Rusya’ya yakınlaşmasının gerekçesini şöyle açıkladı:
“Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek için müzakereler yürütüyorum. Rusya’nın müzakere masasından aptalca bir şekilde uzaklaşmasına yol açacak hiçbir adım atmak istemiyorum.”
Trump ayrıca Zelenskiy’nin savaşı sona erdirmek istemediğini, hatta belki de hiçbir zaman istememiş olduğunu öne sürdü.
Bu açıklamalar, iki tarafın barış kavramına farklı yaklaştığını gösteriyor. Beyaz Saray, müzakereler yoluyla çatışmaların sona erdirilmesine öncelik verirken Kiev, herhangi bir anlaşmanın Rusya’ya ileride savaşı yeniden başlatmasına imkân verecek toprak veya güvenlik kazanımları sağlamaması gerektiğini savunuyor.
Bu durum ABD yönetimi açısından bir ikilem yaratıyor. Ekonomik teşvikler Moskova’yı müzakereye yöneltebilir; ancak bu teşviklerin saldırıların durdurulması veya uygulanabilir güvenlik garantilerinin kabul edilmesi gibi somut Rus tavizlerine bağlanmaması, yaptırımların etkisini zayıflatabilir.
ÜÇLÜ ZİRVE VE “YENİ YALTA” ENDİŞESİ
Trump, Putin ve Şi Cinping arasında olası bir zirveye ilişkin haberler, ABD-Ukrayna anlaşmazlığına daha hassas bir boyut kazandırdı.
Şarku’l Avsat'ın Wall Street Journal’da dün yer alan haberden aktardığına göre Putin, 9 Ekim’de Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde, kasım ayında Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi kapsamında üçlü bir toplantı yapılmasını önerdi. 18-19 Kasım tarihlerinde düzenlenmesi planlanan zirvede Ukrayna savaşının Moskova’nın koşullarına uygun biçimde sona erdirilmesinin ele alınması öngörülüyor.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, önerinin gayriresmî olarak görüşüldüğünü doğruladı. Ancak toplantının gerçekleştirilmesi veya gündemi konusunda henüz anlaşmaya varılmadığını belirtti. Gazeteye konuşan bir ABD'li yetkiliye göre Trump da toplantıya katılmayı henüz kabul etmedi. Dolayısıyla söz konusu zirve, kesinleşmiş bir diplomatik düzenleme değil, Rusya tarafından ortaya atılmış öneri niteliği taşıyor.
Buna rağmen, önerilen formatta Ukrayna’nın yer almaması, büyük güçlerin başka ülkelerin geleceğini kendi aralarında belirlediği anlaşmalara ilişkin kaygıları yeniden gündeme getirdi.
Bu kaygılar, 1945’te ABD Başkanı Franklin Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin’in bir araya geldiği Yalta Konferansı’nı hatırlatıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın düzeninin şekillendirildiği toplantıda Almanya’nın, Polonya’nın ve Nazi işgalinden kurtarılan ülkelerin geleceği ele alınmıştı.
Wall Street Journal’a göre Kiev’in temel endişesi, böyle bir toplantının yapılmasından çok, müzakerelerin Ukrayna’nın kabul edebileceği bir anlaşma arayışından çıkarak ABD, Rusya ve Çin arasında olası bir uzlaşmanın sınırlarını belirleme sürecine dönüşmesi. Böyle bir durumda Zelenskiy üzerinde, ortaya çıkacak sonuçları kabul etmesi için baskı kurulabileceği değerlendiriliyor.
Putin açısından ise zirve, henüz bir anlaşmaya varılmadan diplomatik kazanım sağlayabilir. Rusya’nın dünyanın en büyük iki ekonomik gücüyle doğrudan müzakere eden bir aktör olarak konumunu pekiştirmesi mümkün olabilir. Çin de Moskova’yı önemli tavizler vermeye zorlamaya hazır olduğu anlamına gelmeksizin, uluslararası arabulucu rolünü güçlendirebilir.
PATRİOT FÜZELERİ VE İSTİHBARAT PAYLAŞIMI KRİZİ
Diplomatik gelişmeler, Ukrayna’nın kendisini savunma kapasitesini ilgilendiren daha hassas bir anlaşmazlıkla eş zamanlı olarak gelişti.






