Üstelik üzerimizde henüz kabuk bağlamamış derin bir acının, tarifi imkânsız ağırlığı varken…
Çok yakın zamanda tartışmıştık güvenliği.
Birileri ısrarla “Bu ülke güvenlidir” demişti.
“Güvenlik sorunu siyasidir” diye söylemiştik, pek çoğumuz...
Belki yeniden anlatmak gerekiyor.
Bir sorunun “siyasi” olması ne demektir?
Çünkü “siyasi” dediğiniz zaman, sanki meseleyi partiler arasındaki bir rekabete çekmişsiniz gibi anlaşılıyor.
Öyle değil.
Bir sorunun siyasi olması, o sorunun yönetme biçimiyle ilgili olmasıdır.
Aldığınız ya da almadığınız kararlarla…
Koyduğunuz ya da koymadığınız kurallarla…
Yaptığınız ya da yapmadığınız denetimlerle…
En önemlisi, taşıdığınız sorumlulukla ilgilidir.
İradenizle…
Çapınızla…
Ciddiyetinizle…
O günlerde polisi de tartışmanın içine çekmişlerdi.
Sanki mesele polismiş gibi…
Hükümet, kendi zaafını örtmek için polisi kullanmıştı açıkçası.
Polis Genel Müdürü’nün de kendisini siyaseti aklama çabasının içerisinde bir özne hâline getirmesine üzülmüştüm.
Çünkü polis suçluyu bulur, delil toplar, kamu düzenini korur.
Ama nüfus politikasını polis belirlemez.
Muhacereti, yurttaşlığı, sosyal politikayı, kadına yönelik şiddetle mücadeleyi polis yönetmez.
Bunlar siyasetin işidir.
***
“Bu ülke güvenlidir” dediklerinden birkaç hafta sonra bir gemi battı.
Hayatı karardı insanların…






