Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN) Başkanı Yard. Doç. Dr. Mustafa Rıza, DAÜ’nün en üst karar organı olan VYK’nın kurumsal bir kurul gibi çalışamaz hale geldiğini söyleyerek, “Önceliğimiz kişilerin değiştirilmesi değil, VYK’nın derhal ve sağlıklı biçimde çalışır hale gelmesidir. Bunun anlamı yalnızca nisabın sağlanması değildir; üyeler hukuka, üniversitenin kurumsal iradesine ve akademik kurulların görüşlerine saygı göstermelidir” diye konuştu.
“Toplantıyı terk ederek nisabı düşürme, kararları engelleme veya siyasi telkinleri kurumsal iradenin önüne koyma” anlayışı sürerse, atama makamlarının VYK üyelerine dair gerekli değerlendirmeyi yapmasının kaçınılmaz olacağının altını çizen Yard. Doç. Dr. Rıza, VYK’nın, farklı görüşlerin özgürce tartışıldığı fakat üniversitenin çıkarlarının ortak payda kabul edildiği bir yapıya dönmesi gerektiğini vurguladı.
Yard. Doç. Dr. Rıza, DAÜ’de, doğru planlama, şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirlikle yönetilebilecek sorunların, yanlış yönetim tercihleri ve siyasi müdahaleler nedeniyle, sürekli yeniden üretildiğini dile getirerek, “DAÜ’nün ihtiyaçları bellidir: Yükseköğretim yönetimini bilen, mali yeniden yapılanma konusunda deneyimli, hukuka ve üniversite özerkliğine bağlı, uluslararası öğrenci politikalarını ve akademik kalite süreçlerini anlayan bağımsız bir VYK’ya ihtiyaç vardır” dedi.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın, bütün VYK üyelerini, krizin çözümüne katkı koymaları amacıyla, Cumhurbaşkanlığı’na davet ettiğini kaydeden Yard. Doç. Dr. Rıza, bu girişimi, önemli ve sorumlu bir adım olarak değerlendirdiklerini belirtti.
Yard. Doç. Dr. Rıza, şu ifadeleri kullandı:
“İhtiyaç duyulan şey; siyasi müdahaleden arındırılmış, liyakate dayalı, şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıdır. Hükümet, VYK, Rektörlük ve üniversitenin tüm bileşenleri sorumluluklarını yerine getirirse DAÜ’nün geleceği güvence altına alınabilir. ‘DAÜ güvendedir’ demek bizi rehavete sürükler; ‘DAÜ’nün geleceği yoktur’ demek ise bu kuruma ve çalışanlarının mücadelesine haksızlık olur. DAÜ’nün geleceği bugün alınacak kararlara bağlıdır. Bu nedenle mesele yalnızca bugünü yönetmek değil, üniversitenin uzun vadeli kurumsal geleceğini korumaktır.”
“Aynı risklerle yeniden karşı karşıyayız”
Soru: DAÜ’deki sorunun artık mali krizden öte bir yönetim krizine dönüştüğünü düşünüyor musunuz? Bugün üniversitenin önündeki en büyük sorun sizce mali yapı mı, yönetim mi, siyasi müdahale mi?
Yard. Doç. Dr. Rıza: Bu üç sorun birbirinden bağımsız değildir. Ancak bugün yaşadığımız tablonun merkezinde, açık biçimde, bir yönetim ve yönetişim krizi bulunmaktadır. Mali sorunlar uzun yıllardır vardır; fakat doğru planlama, şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirlikle yönetilebilecek sorunlar, yanlış yönetim tercihleri ve siyasi müdahaleler nedeniyle sürekli yeniden üretilmektedir.
Çalışanların yaptığı ciddi fedakarlıklar ve hükümetle imzalanan protokol sayesinde, mali açıdan belirli bir rahatlama sağlandı. Buna rağmen kurumsal yönetim anlayışında gerekli değişim gerçekleşmediği için aynı risklerle yeniden karşı karşıyayız. Hukukun ve yetki sınırlarının zorlandığı, kurumsal teamüllerin yeterince gözetilmediği, kararların yetkili kurullar yerine kişisel tercihlerle şekillenebildiği ve çok sayıda yöneticiliğin uzun süre vekaleten yürütüldüğü bir yapıda kalıcı mali sürdürülebilirlik sağlanamaz.
“Mali disiplin ile kurumsal yönetim birbirinden ayrı düşünülemez”
Dolayısıyla mali kriz, daha büyük bir yönetim ve yönetişim sorununun sonucudur. Siyasi müdahaleler ise bu krizi besleyen ve üniversitenin kendi karar mekanizmalarını zayıflatan temel etkenlerden biridir. DAÜ’nün ihtiyacı yalnızca mali kaynak değil; hukukun, liyakatin, şeffaflığın, hesap verebilirliğin ve kurumsal özerkliğin esas alındığı sağlıklı bir yönetim anlayışıdır. Mali disiplin ile kurumsal yönetim birbirinden ayrı düşünülemez; yönetim zaafları devam ettiği sürece bugün sağlanan mali rahatlama da kalıcı olmayacaktır.
“Kurumsal özerkliğe doğrudan müdahale”
Soru: Siyasi müdahale derken, üniversitenin kurullarının işlevsizleştirildiğinden bahsederken neyi kastediyorsunuz? Bunu net bir örnekle anlatabilir misiniz?
Yard. Doç. Dr. Rıza: Bunun en somut örneklerinden biri, 65 yaşını dolduran akademik personelin sözleşmeleri ile seçkin profesör ve kıdemli öğretim üyesi statüleri konusunda yaşanan süreçtir. Hükümetle imzalanan protokolde Eşgüdüm ve İstişare Komitesi’ne akademik kadrolar hakkında karar verme yetkisi verilmemiştir. Buna rağmen bu konuların üniversitenin yetkili kurulları yerine bu mecralarda tartışılması ve burada karara bağlanmak istenmesi, kurumsal özerkliğe doğrudan müdahaledir.
“Her kurulun ve her makamın görev ve yetki sınırı bellidir”
Her kurulun ve her makamın görev ve yetki sınırı bellidir. Akademik kadrolar, sözleşmeler ve statülerle ilgili değerlendirmelerin yapılacağı yerler başta Üniversite Yönetim Kurulu ve Senato olmak üzere üniversitenin kendi yetkili organlarıdır. Mevcut düzenlemelerde aksaklık varsa çözüm bu kurulları devre dışı bırakmak değil, mevzuata uygun düzenleme yapmaktır.
Kurumsal özerkliği koruyacak makamların başında Rektörlük ve VYK gelir. Rektör üniversitenin akademik iradesini ve mevzuatını savunmalı; VYK üyeleri de kendilerini göreve getiren siyasi makamların beklentilerine göre değil, DAÜ’nün hukuku ve çıkarları doğrultusunda hareket etmelidir. Ne yazık ki Sayın Rektörün ve birçok VYK üyesinin bu konuda yeterli bir kurumsal özerklik anlayışı ortaya koyduğunu söylemek mümkün değildir. Siyasi müdahale derken kastettiğimiz tam olarak budur; üniversitenin kendi kurullarında alınması gereken kararların, yetkisi olmayan siyasi veya idari mekanizmalarda şekillendirilmesi. Buradaki mesele herhangi bir siyasi görüşün varlığı değil, yetkinin üniversitenin yasal organlarından dışarı taşınmasıdır.

“Esas sorun, VYK’nın kurumsal bir kurul gibi çalışamaz hale gelmesidir”
Soru: VYK Başkanı Şemi Bora, rektörü ve çevresindeki bazı kişileri eleştirerek, DAÜ’nün sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasının önündeki en büyük engel olduklarını söylemişti ancak ardından VYK üyeleri açıklama yaparak, başkanla aynı fikirde olmadıklarını beyan etmişlerdi. Şimdi de, son iki VYK toplantısında beş üyenin toplantıyı terk ettiğini ve nisabın düştüğünü söylüyorsunuz. Esas sorun nedir?
Yard. Doç. Dr. Rıza: Esas sorun, DAÜ’nün en üst karar organı olan VYK’nın kurumsal bir kurul gibi çalışamaz hale gelmesidir. Üyelerin başkanla veya birbirleriyle aynı düşüncede olması gerekmez. Farklı görüşler toplantıda tartışılır, oylanır ve herkesin tutumu tutanağa geçirilir. Ancak tartışmak ve oy kullanmak yerine toplantıyı terk ederek nisabı düşürmek, karar alma mekanizmasını fiilen kilitlemektedir.
Yakın geçmişi de hatırlamak gerekir. Bir önceki VYK Başkanı Dr. Erdal Özcenk ile diğer VYK üyelerinin tamamı görevden alınmıştı ve bunun hangi koşullarda yaşandığı hala hafızalardadır. O dönemde kurul, Sayın Bakan’ın mevzuatla bağdaşmayan taleplerini yerine getirmek yerine üniversitenin hukukuna ve kurumsal özerkliğine bağlı kalmayı tercih etmişti. Bugün, benzer bir tabloyu, Sayın Şemi Bora üzerinden yeniden yaşıyoruz. Bugüne kadarki tutumu, mevzuata ve DAÜ’nün kurumsal çıkarlarına uygun hareket etme yönünde olmuştur.
Önce hukuk danışmanının, ardından akademik danışmanının görevden alınmasının gündeme getirilmesi, ve bu talepler kabul edilmediğinde toplantının terk edilerek nisabın düşürülmesi, Başkan’ın kurumsal hareket alanını daraltma ve işlevsizleştirme girişimi izlenimi vermektedir. Verilen mesajın giderek “bu şekilde devam edersen görevi sürdüremezsin” noktasına geldiğini düşünüyoruz.
DAÜ-SEN olarak ölçümüz kişiler değildir. Hukuku, liyakati, üniversitenin özerkliğini ve DAÜ’nün çıkarlarını kim savunuyorsa onun yanında durmak bizim görevimizdir. Bu nedenle bugün Başkan’ın yanında durmamız kişisel bir tercih değil, savunduğumuz ilkelerin doğal sonucudur.







