Lefkoşa 22°USD49,56 ₺▲EUR55,77 ₺▲GBP66,15 ₺▲GRAM ALTIN6.633,21 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Üç kitap, koca bir evren: Safir

Kemal B. Caymaz, 2016’da Müjdelenen Zaman ile başlayan ve Çobanyıldızı Krallığı ile tamamlanan 10 yıllık Safir...

6 dakika okumaHaber: Yusuf Bahadır AYDIN
Paylaş
Üç kitap, koca bir evren: Safir

SAFİR’İN VEDASI… Kemal B. Caymaz, Safir’in 10 yıllık serüvenini ve karakterlerine vedasını şu sözlerle anlattı: Ben bir karaktere veda ederken, bir okur onunla ilk kez tanışabiliyor. Benim için biten yolculuk, başka birinin kitaplığında yeniden başlayabiliyor. Ve belki de edebiyatın en güzel yanı bu; gerçek hayatta yollarımız ayrılsa bile sevdiğim insanlar, Safir’in sayfalarında yaşamaya devam ediyor.

Aliye ÖZENCİ

Kıbrıs fantastik edebiyatında kendine özgü bir dünya kuran Safir serisi, on yıllık yolculuğunu tamamladı. Serinin üçüncü ve son kitabı “Çobanyıldızı Krallığı”, geçtiğimiz haftalarda Işık Kitabevi tarafından yayımlandı.

Serinin yaratıcısı Kemal B. Caymaz, Safir’in on yıllık serüvenini, bu süreçte değişen yazarlık anlayışını, karakterlerine vedasını ve “Çobanyıldızı Krallığı” ile noktalanan uzun yolculuğun ardında bıraktığı izleri KIBRIS’a verdiği röportajda samimi bir dille anlattı.

Ben büyüdükçe Safir büyüdü

   Soru: Safir’in hikâyesi 2016’da “Müjdelenen Zaman” ile başladı. O günlerde zihninizde nasıl bir Safir dünyası vardı? Bugün geriye baktığınızda ilk kitabı yazan Kemal ile final kitabını yazan Kemal arasında nasıl bir değişim görüyorsunuz?
CAYMAZ: İlk kitabı yazan Kemal, çaylak ve hayalperest bir gençti; final kitabını yazan Kemal ise daha deneyimli ve olgun bir adam. 2016’da Müjdelenen Zaman yayımlandığında zihnimde bugünkünden çok daha küçük ama sınırları olmayan bir dünya vardı. Safir’in nereye ulaşacağını bilmiyordum, yalnızca büyüyebileceğini hissediyordum. Bugün geriye baktığımda, ilk kitabı yazarken daha cesur, sabırsız ve kendini kanıtlamaya çalışan birini görüyorum. Final kitabında ise artık bir şey kanıtlamaktan çok, on yıl boyunca kurduğum bu dünyayı hak ettiği yere ulaştırmaya çalışıyorum. Bu yüzden Safir’in yolculuğuyla benim yolculuğumu birbirinden ayıramıyorum. Ben büyüdükçe Safir büyüdü; Safir büyüdükçe ben de değiştim.

Fantastik romanın çıkış hikayesi

   Soru: Kıbrıs’ın ilk fantastik roman serisi olarak anılan Safir’de, Kıbrıs’ın coğrafyasını, mitlerini, kültürünü ve tarihsel dokusunu fantastik bir dünyayla buluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?

CAYMAZ: Çocukluğumdan beri fantastik edebiyatı çok sevdim; ancak okuduğum eserlerde çoğunlukla başka coğrafyaların mitleri ve kültürleriyle karşılaşıyordum. Bir noktada kendime, “Neden Kıbrıs’ın da kendi fantastik dünyası olmasın?” diye sordum. Çünkü Beşparmak Dağları’ndan kalelerimize, antik kentlerden efsanelere kadar Kıbrıs zaten fantastik bir evren kurmak için çok zengin bir coğrafyaya sahip. Ben de St. Hilarion Kalesi, Lefkara nakışı, mitolojik unsurlar ve adanın çok katmanlı kültürel mirasından beslenerek Safir evrenini oluşturdum.
Soru: İlk iki kitabın konusunu kısaca hatırlatacak olursanız, okurlara neler söylersiniz?
   CAYMAZ: İlk kitap Müjdelenen Zaman, Lefkoşa Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde resim öğrencisi olan Seçkin Saral’ın, sıradan sandığı hayatının çok daha büyük bir kaderin parçası olduğunu keşfetmesiyle başlıyor. Göçmen cin ParuParu’yla karşılaşmasıyla cinlerin, perilerin ve sihirli varlıkların yaşadığı dünyanın kapıları açılıyor. İkinci kitap Yegâne Aşk ise bu evreni genişleterek bizi St. Hilarion Kalesi’nin harabelerine hapsolmuş Çobanyıldızı Krallığı’na, Prens Safir ve onun yegâne aşkı Prenses Lâl’in hikâyesine götürüyor. Kıbrıs’ın antik tarihinden esinlenen yedi krallık da ilk kez burada karşımıza çıkıyor ve böylece final kitabındaki büyük savaşın temelleri atılıyor.

Soru: Ressam olmanız, Safir’in dünyasını kurarken size nasıl bir avantaj sağladı? Önce hikâyeyi mi, yoksa sahneyi ve karakterleri mi görüyorsunuz?

CAYMAZ: Ben hikâyeleri yalnızca kelimelerle düşünmüyorum; onları görüyorum. Yazarken bir sahne çoğu zaman zihnimde bir film karesi ya da bir tablo gibi beliriyor. Mekânın ışığını, karakterin kostümünü, renkleri, mimariyi hatta bazen havanın nasıl olduğunu bile görebiliyorum.
Ressam olmamın Safir’e en büyük katkısı da bu görsel düşünme biçimi oldu. Bir karakter yaratırken yalnızca kişiliğini değil, yüzünü, kostümünü, yaşadığı mekânı ve etrafındaki renk dünyasını da düşünüyorum. Bu nedenle resim ve edebiyat benim için birbirinden ayrılan iki alan değil. Safir’de ikisi sürekli birbirini besledi.

Soru: Final kitabına geldiğinizde en zor olan neydi: Hikâyeyi bitirmek mi, karakterlere veda etmek mi?
CAYMAZ: Kesinlikle karakterlere veda etmek. Bir hikâyenin nerede biteceğine karar verebilirsiniz; fakat on yıl boyunca sizinle yaşayan karakterlere “Artık hikâyeniz tamamlandı” demek çok daha zor.
Çünkü Safir’deki bazı karakterler, gerçek hayatımda sevdiğim insanların yansımalarını taşıyor. Özellikle birkaç karakterle vedalaşmak benim için çok ağırdı; çünkü onlara ilham veren insanlar bugün artık hayatımda değiller. Bu nedenle gerçek hayatta yaşadığım vedaların hikâyeye de yansıması kaçınılmazdı.
Bu karakterler benimle hayatımın neredeyse üçte biri boyunca yaşadı. Ben değişirken onlar da değişti. Bu yüzden son bölümleri yazarken yalnızca bir romanı değil, Hayatımın çok uzun bir döneminin kapısını kapatıyormuşum gibi hissettim.
Ama bunun çok da güzel bir tarafı var: Ben bir karaktere veda ederken, bir okur onunla ilk kez tanışabiliyor. Benim için biten yolculuk, başka birinin kitaplığında yeniden başlayabiliyor. Ve belki de edebiyatın en güzel yanı bu; gerçek hayatta yollarımız ayrılsa bile sevdiğim insanlar, Safir’in sayfalarında yaşamaya devam ediyor.

“Kader ve seçim”

Soru: Serinin başlangıcında iyilik, kötülük, aşk, büyü ve macera üzerinden kurulan dünya, final kitabında size göre daha çok hangi duygunun veya düşüncenin hikâyesine dönüşüyor?
CAYMAZ: Bence finalde Safir, en çok kader ve seçim üzerine bir hikâyeye dönüşüyor. Seri başından beri göçmenlik, LGBT hakları ve ırkçılık gibi toplumsal meseleleri fantastik dünyanın içinde ele alıyor. Örneğin Kıbrıslıların göç temasından ilhamla yarattığım göçmen cin ParuParu, ait olduğu krallığa yeniden dönebilme arzusuyla bu temanın en güçlü metaforlarından birini oluşturuyor. Bunun yanında sevgi de hikâyenin temelinde yer alıyor; ancak yalnızca romantik anlamda değil. Dostluk, sadakat, aile, fedakârlık ve bir başkası için mücadele edebilmek de bu sevginin parçaları. Ametist’in Prens Safir’e duyduğu büyük sevgi nedeniyle kedere kapılması ve yanlış seçimler yapması bunun en belirgin örneklerinden biri. Finalde ise farklılıklarına rağmen krallıkların ve ırkların kötülüğe karşı bir araya gelebildiklerini görüyoruz. Böylece hikâyenin temel sorusu şu noktaya geliyor: İnsan kendisine yazıldığı söylenen kaderi mi yaşar, yoksa yaptığı seçimlerle o kaderin anlamını değiştirebilir mi? Çünkü bütün kehanetlerin, krallıkların ve büyük mücadelelerin ardında hikâyenin yönünü belirleyen şey, karakterlerin birbirleri için yaptıkları seçimler oluyor.

SORU: Safir’in geçirdiği dönüşüm kapak tasarımlarına da yansıyor. Üç kapağı yan yana koyduğunuzda, bu görsel değişim size ne anlatıyor?

CAYMAZ: Bu değişim kendisini kapak tasarımlarında da açıkça gösteriyor. Hocam Gökçe Keçeci ile en başından beri ortak düşüncemiz, hikâye giderek karanlıklaşırken kapakların renk paletinin de onunla birlikte koyulaşmasıydı. Böylece her kapak yalnızca ait olduğu kitabı temsil etmekle kalmadı, Safir’in adım adım değişen atmosferini de görsel olarak anlattı. Gökçe Hocam, serinin bu dönüşümünü kapaklara çok güçlü ve bütünlüklü bir biçimde yansıttı.
Elbette ben de on yıl önceki Kemal değilim. Yazma biçimim, resimlerim ve hayata bakışım değişti; bunun kitaplara yansımaması mümkün değildi. Bu nedenle üç kitabı yan yana koyduğumuzda yalnızca Seçkin’in değil, yazarın da büyüdüğünü görmek mümkün.

“Safir’in sonu, evrenin sonu değil”

Soru: “Safir’in finali” sizin için bir son mu, yoksa bu evrenin başka hikâyelere kapı bırakması mı?
   CAYMAZ: Safir’in ana hikâyesi açısından bu bir final. Seçkin Saral ve Prens Safir’in Müjdelenen Zaman ile başlayan büyük yolculuğu Çobanyıldızı Krallığı ile tamamlanıyor. Fakat Safir evreni artık yalnızca tek bir karakterden oluşmuyor. On yıl içerisinde o kadar çok krallık, karakter ve hikâye oluştu ki bu dünyanın bütün kapılarını kapatmak benim için zor görünüyor. Dolayısıyla ana serinin finalini bir kapının kapanması gibi değil, büyük bir yolculuğun tamamlanması olarak görüyorum. O evrende anlatılabilecek başka hikâyeler her zaman olabilir.
   Soru: Safir’i ilk kitaptan beri takip eden bir okur, final kitabının son sayfasını kapattığında sizce elinde hangi duygu kalmalı?
   CAYMAZ: Öncelikle hüzünlü bir tamamlanmışlık hissi. Okurun son sayfayı kapattığında, “Evet, bütün bu yolculuk bizi buraya getirmek için yaşandı” diyebilmesini isterim. Ama geride biraz özlem de kalmalı.
Çünkü benim için iyi bir fantastik dünya, kitabı kapattığınız anda tamamen kaybolmaz. Karakterleri düşünmeye, bazı mekânları özlemeye ve bir gün yeniden o dünyaya dönmek istemeye devam edersiniz. Üstelik Safir’deki birçok karakterin gerçek hayattan izler taşıması, benim için bu duyguyu daha da anlamlı kılıyor.
Bu yüzden finalde okurun hem vedayı hem de umudu hissetmesini isterim. Belki de on yıllık bu yolculuğun sonunda söylemek istediğim en önemli şey şu: Hayaller de bazen tamamlanmak ister. Safir, benim için bunun kanıtı oldu.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler