Kitap yazmayı bir birikimin dolmuşluğun dışa taşması olarak değerlendiririm. İlk kitabın “Sırlar Adası” onun bir göstergesiydi. Çalıştık okuduk kaynaklarımızı araştırdık ve belli bir birikime ulaşınca bir vatandaş olarak, Kıbrıs’ı seven Kıbrıslı bir Türk olarak kendi kendime bir katma değer veya kendime veya çocuklarıma bir katma değer verebilme adına yaptığım bir çalışmaydı. Bu süreci geliştirdikçe okudukça toplumsal duyarlılığımı artırdıkça ve geleceğe yönelik birtakım veriler bırakma arzusu içinizde daha da büyük bir ateşle yanmaya başlayınca kitap yazmaya devam ediyorsunuz.
İlk kitabını yayımladıktan sonra özellikle okurlardan ne gibi geri dönüşler almıştı…
İlk kitabım “Sırlar Adası” beklediğimin çok üstünde ilgi gören beni ve ailemi gururlandıran ve belki bir yazar olarak artık ifade edebileceğim şekilde kısa sürede tanınmama vesile olan bir çalışma oldu. Onun bende yarattığı duygu hani ilk kez çocuğunuz olur ve o çocuğunuzu kucağınıza alırsınız ya o tarz bir duyguydu. Söyleyebileceğim “Sırlar Adası” kaç kitap yazarsam yazayım hep gözbebeğim olacak.
Kendisi bir emniyet mensubu. Ve kitabının ilk sayfasına şöyle bir not düşüyor; gerçek olaylara kişi ve kurumlara dayanarak kitabı kurguladığından bahsediyor…
Evet kitap gerçek olaylara hatta son yazdığım kitaplar “Ada Karanlığı” serisi, yani “Sırlar Adası” sonrasındaki yazdığım ve yazmaya devam ettiğim seri gerçek olaylardan ilham alınarak kaleme alınan kitaplardır. Elbette ki bu gerçek olayları anlatırken gerçek kişilerin yaşanmışlıkları vardır ve bu kitapları yazarken neden kurguladığımın sorusu, isimleri kullanmadığım sorusu bana çok yöneltildi. Bunun birkaç sebebi var. Öncelikli sebebi şudur; yazdığımız şeyler kitabın isminden de anlaşılacağı gibi karanlık hikayeler. Yani bu küçücük adada işlenmiş olan cinayetler yolsuzluklar kara paranın akışı gibi konular. Bir emniyet mensubu olarak gözlemleme şansımın olduğu da var, araştırdığım konular da var. Bunları yazarken bu bahsettiğimiz olaylarda ölenler oldu yakınlarını kaybedenler oldu bu olaylardan doğrudan ve dolaylı etkilenen bir sürü insan oldu. Benim derdim hiçbir zaman birilerinin acısını deşmek hiçbir zaman olmadı. Benim derdim bir şeyleri illa ki düzeltmek de olmadı. Sadece yaşanmışlıkları belgelemekti. Bu belgelemeyi yaparken de hassas davranmak zorundaydım. Kimseyi üzmek, cezaevinde olan insanlar var onları yaralamak onların ailelerini rencide etmek veya onlardan dolayı etkilenenleri daha büyük bir travmaya sokmak istemedim. Bu yüzden kitaplarımda isimler değiştirilmiştir. Aynı zamanda yazdığım şeylerden hoşlanmayacak olan kişiler de olabilir. Evet gerçek olaylardan yararlanılmıştır ve ona göre götürülen bir harita vardır ama herkes kendi geçmişinden memnun değildir. Birtakım şeylerin belki de unutulması istenir. Bunlarla ilgili olası bir hukuki sürecin önüne geçmenin bir yaklaşımıydı.
Araştırma aşamasında nasıl bir yol izlemiş bu süreç nasıl geçmişti…
Her kitabın kendine özgü bir araştırma şekli ve süreci vardır. “Sırla Adası” özellikle hem alanda ziyareti de gerektirirdi. “Sırlar Adası”’nda bir Büyük Han’ı anlattığım bir sahne vardır. Veya bir Selimiye Camii’ni anlattığım yanı Ayasofya camisini anlattığım sahneler vardır. Veya Büyük Hamam’ı anlattığı sahneler vardır. Bunları okuduğunuz ve bilgi birikimi olarak biriktirdiğiniz tarihi perspektifin yanında yerinde ve alanında görmeniz gerekir. Yani o duyguyu verebilmeniz için Büyük Hamam’ın akustiğini kitapta anlatırken o akustiği hissetmeniz gerekir.






