Prologue Consulting’den Mine Yücel, Eylül 2026 anket sonuçlarından hareketle toplumda son dönemde daha görünür hale gelen öfke ve saldırganlığın nedenlerini değerlendirdi. Yücel, şiddet olaylarının artması, trafik veya okulda park yeri gibi gündelik anlaşmazlıkların fiziksel kavgalara dönüşebilmesi karşısında, toplumsal öfkenin nedenlerinin araştırılması ve çözüm yollarının tartışılması gerektiğini belirtti.
Toplumsal öfke ve şiddetin yalnızca bireylere indirgenmesinin yanıltıcı olacağını kaydeden Yücel, insanların neden öfkeli veya çaresiz hissettiklerine odaklanılması gerektiğini ifade etti. Eylül 2026 anketinin bu konuda önemli göstergeler ortaya koyduğunu belirten Yücel, gelecek beklentisinin bozulması, adaletsizlik duygusu, kurumlara güvenin aşınması, kontrol kaybı ve biriken sorunları öfkenin temel kaynakları arasında sıraladı.
GELECEK BEKLENTİSİNİN BOZULMASI ÖFKEYİ BESLİYOR
Yücel, insanların yalnızca mevcut yaşam koşullarına değil, gelecekte daha iyi bir hayat kurup kuramayacaklarına ilişkin beklentilerine de tepki verdiğine işaret etti. Çalışanların haklarını alamaması, ekonominin iyiye gideceğine ilişkin beklentinin düşük olması ve gençlerin ülkeden ayrılması gibi sonuçların daha önce açıklanan anket raporunda da yer aldığını belirtti.
Ekonomik sorunların zaman içinde yalnızca maddi sıkıntı olmaktan çıkarak “gelecek kaybı” duygusuna dönüşebileceğini kaydeden Yücel, bu durumun toplumdaki öfkenin anlaşılmasında temel unsurlardan biri olduğunu değerlendirdi.
ADALETSİZLİK DUYGUSU ÖNE ÇIKIYOR
Toplumsal öfkenin yalnızca yoksullukla açıklanamayacağını belirten Yücel, insanların kuralların herkese eşit uygulanmadığını düşünmesinin çok daha güçlü bir etken olabileceğini ifade etti.
Yücel, son ankette kullanılan yeni soruların toplumdaki adaletsizlik duygusunun yaygınlığını ortaya koyduğunu belirterek, bu algının güçlenmesi halinde ekonomik sorunların aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir adaletsizlik meselesine dönüştüğünü kaydetti.
YÜZDE 75,4 HÜKÜMETİN SORUNLARI ETKİN ÇÖZEBİLDİĞİ GÖRÜŞÜNE KATILMADI
Yücel’in analizinde öne çıkan başlıklardan biri de kurumlara duyulan güven oldu. Eylül 2026 anketinde katılımcıların yüzde 75,4’ü “hükümet ülkedeki sorunları etkin bir şekilde çözebiliyor” ifadesine katılmadığını belirtti.
Kurumlara güven azaldıkça insanların sorunlarını çözmek için başvurabilecekleri meşru kanalların da zayıfladığını kaydeden Yücel, ortaya çıkabilecek süreci şöyle tarif etti:
“Sorun → başvuru → çözüm yerine, sorun → başvuru → sonuçsuzluk → hayal kırıklığı → öfke döngüsü oluşabilir.”
YÜZDE 67,2: İŞLER KONTROL ALTINDA DEĞİL
Analizde yer alan bir diğer anket sonucuna göre, katılımcıların yüzde 67,2’si ülkede işlerin kontrol altında olmadığını belirtti.
Yücel, öfkenin önemli kaynaklarından birinin kişinin veya toplumun kendi yaşamı üzerinde kontrol sahibi olmadığı hissi olduğunu kaydederek, bu duygunun özellikle uzun süren ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlarda önem kazandığını ifade etti.
“BİRİKMİŞ ÇARESİZLİK”
Ekonomik krizin tek başına belirli bir düzeyde tolere edilebileceğini belirten Yücel, ekonomik sorunlara siyasal belirsizlik, Kıbrıs sorunu, işsizlik, göç, barınma, kamu hizmetlerinin yetersizliği, liyakat tartışmaları, yolsuzluk algısı, kimlik ve aidiyet sorunları ile sosyal eşitsizliğin eklenmesi halinde toplumda sorunların hiçbirinin çözülmediği düşüncesinin güçlenebileceğini kaydetti.
Yücel bu durumu “birikmiş çaresizlik” kavramıyla açıkladı.






