Lefkoşa 23°USD49,01 ₺▲EUR55,71 ₺▼GBP64,90 ₺▼GRAM ALTIN6.520,76 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Toplumsal öfke analizinde çarpıcı tablo: Yüzde 75,4 hükümetin sorunları etkin çözebildiği görüşüne katılmadı

Bugün Kıbrıs Prologue Consulting’den Mine Yücel, Eylül 2026 anket sonuçlarından hareketle toplumda son dönemde daha görünür hale gelen öfke ve saldırganlığın nedenlerini değerlendirdi.

4 dakika okumaHaber: Emine Yüksel
Paylaş
Toplumsal öfke analizinde çarpıcı tablo: Yüzde 75,4 hükümetin sorunları etkin çözebildiği görüşüne katılmadı

Prologue Consulting’den Mine Yücel, Eylül 2026 anket sonuçlarından hareketle toplumda son dönemde daha görünür hale gelen öfke ve saldırganlığın nedenlerini değerlendirdi. Yücel, şiddet olaylarının artması, trafik veya okulda park yeri gibi gündelik anlaşmazlıkların fiziksel kavgalara dönüşebilmesi karşısında, toplumsal öfkenin nedenlerinin araştırılması ve çözüm yollarının tartışılması gerektiğini belirtti.

Toplumsal öfke ve şiddetin yalnızca bireylere indirgenmesinin yanıltıcı olacağını kaydeden Yücel, insanların neden öfkeli veya çaresiz hissettiklerine odaklanılması gerektiğini ifade etti. Eylül 2026 anketinin bu konuda önemli göstergeler ortaya koyduğunu belirten Yücel, gelecek beklentisinin bozulması, adaletsizlik duygusu, kurumlara güvenin aşınması, kontrol kaybı ve biriken sorunları öfkenin temel kaynakları arasında sıraladı.

GELECEK BEKLENTİSİNİN BOZULMASI ÖFKEYİ BESLİYOR
Yücel, insanların yalnızca mevcut yaşam koşullarına değil, gelecekte daha iyi bir hayat kurup kuramayacaklarına ilişkin beklentilerine de tepki verdiğine işaret etti. Çalışanların haklarını alamaması, ekonominin iyiye gideceğine ilişkin beklentinin düşük olması ve gençlerin ülkeden ayrılması gibi sonuçların daha önce açıklanan anket raporunda da yer aldığını belirtti.

Ekonomik sorunların zaman içinde yalnızca maddi sıkıntı olmaktan çıkarak “gelecek kaybı” duygusuna dönüşebileceğini kaydeden Yücel, bu durumun toplumdaki öfkenin anlaşılmasında temel unsurlardan biri olduğunu değerlendirdi.

ADALETSİZLİK DUYGUSU ÖNE ÇIKIYOR
Toplumsal öfkenin yalnızca yoksullukla açıklanamayacağını belirten Yücel, insanların kuralların herkese eşit uygulanmadığını düşünmesinin çok daha güçlü bir etken olabileceğini ifade etti.

Yücel, son ankette kullanılan yeni soruların toplumdaki adaletsizlik duygusunun yaygınlığını ortaya koyduğunu belirterek, bu algının güçlenmesi halinde ekonomik sorunların aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir adaletsizlik meselesine dönüştüğünü kaydetti.

YÜZDE 75,4 HÜKÜMETİN SORUNLARI ETKİN ÇÖZEBİLDİĞİ GÖRÜŞÜNE KATILMADI
Yücel’in analizinde öne çıkan başlıklardan biri de kurumlara duyulan güven oldu. Eylül 2026 anketinde katılımcıların yüzde 75,4’ü “hükümet ülkedeki sorunları etkin bir şekilde çözebiliyor” ifadesine katılmadığını belirtti.

Kurumlara güven azaldıkça insanların sorunlarını çözmek için başvurabilecekleri meşru kanalların da zayıfladığını kaydeden Yücel, ortaya çıkabilecek süreci şöyle tarif etti:

“Sorun → başvuru → çözüm yerine, sorun → başvuru → sonuçsuzluk → hayal kırıklığı → öfke döngüsü oluşabilir.”

YÜZDE 67,2: İŞLER KONTROL ALTINDA DEĞİL
Analizde yer alan bir diğer anket sonucuna göre, katılımcıların yüzde 67,2’si ülkede işlerin kontrol altında olmadığını belirtti.

Yücel, öfkenin önemli kaynaklarından birinin kişinin veya toplumun kendi yaşamı üzerinde kontrol sahibi olmadığı hissi olduğunu kaydederek, bu duygunun özellikle uzun süren ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlarda önem kazandığını ifade etti.

“BİRİKMİŞ ÇARESİZLİK”
Ekonomik krizin tek başına belirli bir düzeyde tolere edilebileceğini belirten Yücel, ekonomik sorunlara siyasal belirsizlik, Kıbrıs sorunu, işsizlik, göç, barınma, kamu hizmetlerinin yetersizliği, liyakat tartışmaları, yolsuzluk algısı, kimlik ve aidiyet sorunları ile sosyal eşitsizliğin eklenmesi halinde toplumda sorunların hiçbirinin çözülmediği düşüncesinin güçlenebileceğini kaydetti.

Yücel bu durumu “birikmiş çaresizlik” kavramıyla açıkladı.

NÜFUS ARTIŞI VE KAMU HİZMETLERİNDEKİ BASKI
Toplumsal öfkenin kaynaklarının yalnızca ekonomi, yönetim sorunları ve Kıbrıs sorunuyla sınırlı olmadığını belirten Yücel, yıllar içinde nüfusun hızlı biçimde artmasına karşın kamu hizmetleri ve altyapının aynı hızda gelişmemesini de önemli bir etken olarak değerlendirdi.

Nüfus artışının sağlık, eğitim, ulaşım, konut, altyapı, su, enerji, çevre ve kamu güvenliği gibi alanlardaki mevcut kapasite üzerinde baskı oluşturması halinde bunun insanların günlük yaşamına doğrudan yansıdığını belirten Yücel, özellikle hizmetlere erişim, konut ve kira baskısı, trafik, sağlık hizmetleri ve altyapı yetersizliklerinin toplumda mevcut kaynakların artan nüfusa yetmediği düşüncesini güçlendirebileceğini kaydetti.

Yücel, burada öfkenin temelinde yalnızca nüfus artışının bulunmadığını, nüfus artışının planlanması ve yönetilmesi ile kamu hizmetleri kapasitesinin buna göre geliştirilmemesi düşüncesinin belirleyici olduğunu ifade etti.

“SORUNLAR VAR”DAN “SORUNLAR ÇÖZÜLEMİYOR” ALGISINA
Analizde, toplumsal öfkenin tek başına ekonomik sorunlardan kaynaklanan geçici bir memnuniyetsizlik olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtildi. Ekonomik sorunlarla Kıbrıs sorunu ve ülke yönetimine ilişkin sorunların toplumun önemli gündemleri arasında bulunmasının, yaşanan sıkıntıların yalnızca bireysel refah kaybıyla sınırlı kalmadığı değerlendirildi.

Yücel, ekonomik koşulların yarattığı baskının gelecek beklentisindeki belirsizlikle birleşmesinin toplumsal öfkenin temel zeminlerinden birini oluşturduğunu belirterek, öfkenin ekonomik memnuniyetsizliğin ötesinde hayal kırıklığı, güvensizlik ve çözüm üretilemediği düşüncesinin birikmiş sonucu olarak okunabileceğini kaydetti.

Analizde şu değerlendirmeye yer verildi:

“‘Sorunlar var’ algısından ‘sorunlar çözülemiyor’ algısına geçiş, toplumsal öfkenin daha kalıcı hale gelmesi açısından kritik bir noktadır.”

“HEDEF İNSANLARI SAKİNLEŞTİRMEK DEĞİL, ÖFKEYİ ÜRETEN KOŞULLARI AZALTMAK OLMALI”
Mine Yücel, toplumsal öfkeyi azaltmaya yönelik politikaların yalnızca ekonomik göstergeleri iyileştirmeye odaklanmasının yeterli olmayacağını belirtti. Nüfus politikası, kamu hizmetlerinin kapasitesi, altyapı yatırımları ve mekansal planlama arasında daha güçlü bir ilişki kurulması gerektiğini ifade eden Yücel, nüfus hareketlerinin düzenli ve güvenilir şekilde izlenmesinin ve kapasite planlamasının gerçek nüfus verilerine dayandırılmasının önemine işaret etti.

Yücel, çözüm için öngörülebilirlik, adalet, katılım ve çözüm üretme kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Toplumsal öfkenin azaltılması için temel hedef ‘insanları sakinleştirmek’ değil, öfkeyi üreten koşulları azaltmak olmalıdır. Bunun yolu da ekonomik rahatlama kadar adalet duygusunu güçlendirmek, kurumlara güveni artırmak, gençlere gelecek perspektifi sunmak ve insanların karar alma süreçlerinde söz sahibi olduklarını hissetmelerini sağlamaktan geçmektedir.”

Yücel, toplumdaki sıkışmışlık duygusunun önemli nedenlerinden biri olarak değerlendirdiği Kıbrıs sorununun çözümü için de adımların sıklaştırılması ve somut sonuçlar alınmasının önemli olduğunu belirtti.

Toplumsal öfke analizinde çarpıcı tablo: Yüzde 75,4 hükümetin sorunları etkin çözebildiği görüşüne katılmadı

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler