Lefkoşa 38°USD48,08EUR56,19GBP65,65GRAM ALTIN7.107,39 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Şiddet döngüsü

Aile Danışmanı ve Cinsel Danışman Uzm. Nilsu Atıcı yazdı: Şiddet döngüsü

5 dakika okumaHaber: YENİDÜZEN
Paylaş
Şiddet döngüsü

Bir ilişkide şiddet denildiğinde çoğumuzun zihninde ilk olarak fiziksel saldırı canlanıyor; itmek, tokat atmak, vurmak, eşya fırlatmak… Oysa şiddet, her zaman gözle görülür bir iz bırakmak değildir. Bazen telefonun kontrol edilmesi, kimlerle görüşüldüğünün sorgulanması, kıyafete müdahale edilmesi, sürekli kıskançlık gösterilmesi, tehdit edilmek, cinsel davranışa zorlanmak ya da kişinin kendisini sürekli suçlu hissetmesine neden olmak da şiddetin kendisidir.

Şiddet içeren ilişkiler yalnızca kötü geçen günlerden oluşmaz. Bazen çok güzel anların, yoğun sevginin, özürlerin, hediyelerin ve ‘bir daha asla olmayacak’ sözlerinin arasında yaşanıyor. İşte şiddeti fark etmeyi zorlaştıran en önemli noktalardan biri de bu. Şiddet bazen bir olaydan çok, tekrar eden bir döngü şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu döngüye şiddet döngüsü adı veriliyor.

Şiddet döngüsü genel olarak gerilim, şiddet, barışma ve sakinlik aşamalarından oluşuyor. Ancak bu aşamalar her ilişkide aynı şekilde, aynı sırayla veya aynı yoğunlukta yaşanmak zorunda değil. Bazı ilişkilerde barışma aşaması hiç gerçekleşmeyebilir. Bu nedenle şiddet döngüsünü bir ‘şiddeti önceden tahmin etme formülü’ olarak değil ilişkilerde güç ve kontrol davranışlarını fark etmeye yardımcı olan bir çerçeve olarak düşünmek gerekiyor.

  1. Gerilim

Döngünün ilk aşaması genellikle gerilimin arttığı dönem. İletişimde kopukluklar, öfke, huzursuzluk, kaygı, kıskançlık, baskı veya tehdit hissi giderek belirginleşebiliyor. Şiddete maruz bırakılan kişi, ortamın daha fazla gerilmemesi için partnerinin davranışlarını kontrol etmeye, onu sakinleştirmeye veya isteklerini yerine getirmeye çalışabiliyor.

  • ‘Şimdi karşı çıkarsam daha çok sinirlenecek’
  • ‘En iyisi bu konuyu hiç açmayayım’
  • ‘Onu biraz sakinleştirmeliyim’

Bu düşünceler dışarıdan bakıldığında anlaşılması zor gelebilir. Fakat kişi kendisini güvende tutabilmek için böyle bir strateji geliştiriyor olabilir. Burada önemli olan kişinin neden daha önce itiraz etmediğini sorgulamak değil; neden kendisini böyle bir durumda hissetmek zorunda kaldığını anlamaktır.

  1. Şiddet

Gerilim yükseldiğinde fiziksel, duygusal, cinsel veya dijital şiddet ortaya çıkabilir. Bazen bir tehdit, bazen aşağılayıcı sözler, bazen fiziksel bir saldırı, bazen de kişinin telefonunun zorla alınması veya özel bilgilerinin paylaşılması şeklinde gerçekleşebilir. Burada altını çizmemiz gereken önemli bir nokta var: Şiddet bir seçimdir ve sorumluluğu şiddeti uygulayana aittir.

  • ‘Kıskandığım için yaptım’
  • ‘Beni çok sinirlendirdi’
  • ‘Beni dinleseydi böyle olmazdı’
  • ‘Öfkemi kontrol edemedim’

Bu cümleler şiddetin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Öfke, kıskançlık, stres veya tartışma yaşanması şiddeti kaçınılmaz hale getirmez. İnsanlar öfkelenebilir, kırılabilir, kıskanabilir veya tartışabilir; ancak bunların hiçbiri bir başkasına zarar vermenin gerekçesi değildir.

  1. Barışma

Şiddet sonrasında kişi özür dileyebilir, pişman olduğunu söyleyebilir, değişeceğine söz verebilir, hediyeler alabilir veya ilişkinin yeniden güzel günlere dönmesini sağlayabilir. Bazen de ‘bir daha asla olmayacak’ denir. Fakat burada özür ile sorumluluk arasındaki farkı görmek önemli. ‘Beni kıskandırdığın için öyle yaptım’ demek, özür gibi görünse de sorumluluğu şiddete maruz bırakılana yükler. Gerçek bir sorumluluk ise davranışın bahanesini başkasında aramadan kabul edilmesini ve davranışı değiştirmek için somut adımlar atılmasını gerektirir. Üstelik bu aşamada şiddete maruz bırakılan kişi yaşananları küçümseyebilir:

  • ‘En azından bana vurmadı’
  • ‘Çok öfkeliydi, aslında kötü biri değil’
  • ‘Beni gerçekten seviyor’
  • ‘Bu kez değişecek’

Bunları düşünmek kişiyi suçlanacak biri yapmaz. Bir insanın sevdiği kişiye inanmak istemesi, ilişkinin güzel taraflarını hatırlaması ve değişim umudunu koruması son derece insani bir durumdur.

  1. Sakinlik

Barışmanın ardından sakinlik dönemi başlayabilir. Bir süre hiçbir şey olmamış gibi yaşanabilir. Birlikte güzel vakit geçirilebilir, sevgi gösterilebilir, gelecek planları yapılabilir. Tam da bu nedenle kişi ‘aslında ilişkimiz güzel’ diye düşünebilir. Ve evet, şiddet içeren bir ilişkinin içinde güzel anlar gerçekten olabilir. Fakat; bir ilişkinin içinde sevgi, mutluluk ve güzel anların bulunması o ilişkide şiddet olmadığı anlamına gelmez. İnsanlar aynı anda hem korku hem de sevgi yaşayabilir. Partnerini sevmek, onun davranışlarının zarar verici olmadığı anlamına gelmez. Bir ilişkinin tamamını yalnızca ‘iyi’ veya ‘kötü’ olarak değerlendirmek yerine, ilişkideki güç ve kontrol dinamiklerine bakmak gerekir. Çünkü sakinlik döneminin ardından gerilim yeniden başlayabilir ve döngü tekrar edebilir.

Peki neden fark etmek bu kadar zor?

Dışarıdan baktığımızda bazı ilişkilerdeki döngüyü görmek kolay olabilir. Ancak ilişkinin içinde olan kişi için durum daha karmaşıktır. Çünkü şiddet her zaman aynı biçimde gerçekleşmez. Her şiddet olayından sonra özür gelmez. Her zaman sakinlik yaşanmaz. Bazı ilişkilerde şiddetin yoğunluğu zamanla artarken, bazı ilişkilerde farklı şiddet türleri birbirinin yerini alabilir. Ayrıca şiddet yalnızca fiziksel olduğunda fark edilebileceği düşüncesi de önemli bir engeldir. Oysa sürekli aşağılanmak, tehdit edilmek, arkadaşlardan ve aileden uzaklaştırılmak, telefon ve sosyal medya hesaplarının kontrol edilmesi, cinsel davranışlara zorlanmak veya kişinin ekonomik olarak kontrol edilmesi de şiddettir.

Bir başka engel ise toplumsal kabuller. ‘Kıskanıyorsa seviyordur’, ‘ilişkilerde tartışma olur’, ‘bir kere olmuş büyütülecek ne var’ gibi cümleler şiddeti normalleştirebilir. Oysa bir davranışın tek sefer gerçekleşmiş olması, onu önemsiz hale getirmez.

‘Neden ayrılmadı?’ yerine başka sorular sormamız gerekir

Şiddet içeren ilişkiler hakkında konuşurken belki de değiştirmemiz gereken en önemli cümlelerden biri bu.

  • ‘Neden ayrılmadı?’
  • Neden daha önce söylemedi?’
  • ‘Neden tekrar barıştı?’

Bu sorular, farkında olmadan sorumluluğu şiddete maruz bırakılan kişiye yükleyebilir. Bunun yerine ‘nasıl destek olabilirim?’, ‘şu anda kendini güvende hissediyor musun?’, ‘’ihtiyacın olan desteğe nasıl ulaşabiliriz?’ diye sormak çok daha kapsayıcıdır. Çünkü bir ilişkiden ayrılmak her zaman yalnızca ‘gitmeye karar vermek’ değildir. Korku, ekonomik bağımlılık, tehdit, sosyal destek eksikliği, birlikte yaşama koşulları, çocuklar, çevresel baskılar veya ayrılma girişiminin yeni şiddet davranışlarını tetikleyebileceğine ilişkin kaygılar kişinin seçeneklerini ciddi biçimde etkileyebilir. Bu nedenle şiddete maruz bırakılan kişiye ‘neden hala ordasın?’ demek yerine güvenliğini ve ihtiyaçlarını merkeze almak gerekir.

‘Yaşadıkların önemsiz değil!’

Şiddet döngüsünü bilmek, yaşananları anlamlandırmak için önemli bir araç olabilir. Ancak bu döngüyü bilmemek ya da döngüyü daha önce fark edememiş olmak hiç kimseyi suçlu yapmaz.

  • Birinin değişeceğine inanmış olabilirsin
  • Yaşananları küçümsemiş olabilirsin
  • Onu sakinleştirmenin seni koruyacağını düşünmüş olabilirsin
  • İlişkinizin güzel günlerine tutunmuş olabilirsin

Bunların hiçbiri yaşadığın şiddeti hak ettiğin anlamına gelmez. Şiddetin sorumluluğu şiddeti uygulayan kişiye aittir.

Belki de şiddet döngüsü hakkında konuşurken en önemli şey, insanlara ilişkilerinin ‘yeterince kötü’ olup olmadığını sormak değil; kendilerini güvende, özgür ve değerli hissedip hissetmediklerini sormaktır.

Çünkü sevgi korkuyla birlikte yaşamak zorunda değildir.

Kıskançlık kontrol etmek değildir.

Özür, değişim gerçekleşmediği sürece tek başına yeterli değildir.

Bir ilişkide yaşanan şiddet, adı konulmadığında da şiddettir.

Yaşadıkların önemsiz değil. Hissettiklerin abartı değil. Yardım istemek zayıflık değil. Bazen döngüyü kırmanın ilk adımı, yaşananlara ilk kez doğru adı vermektir; şiddet.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler