Aslında Kıbrıs Sorunu çok daha eskilere dayanıyor. Kökleri modern Kıbrıs tarihine ve etnik toplumların çatışan gelecek tahayyüllerine uzanıyor.
Çatışma, savaş ve göçlere yol açan, Kıbrıs insanına büyük travmalar yaşatan bu çatışma süreci maalesef farklı boyutlarda hala devam ediyor.
Tarihsel Arka plan
Bir zamanlar Hakim-Millet olan Kıbrıslı Türkler ada Britanya’ya devredildiği daha ilk günden beri Kıbrıslı Rumlarla eşit olmak için mücadeleye atıldılar. Enosis’e karşı oldukları gibi, özyönetime de itiraz ediyorlardı, çünkü azınlık konumuna düşmek istemiyorlardı.
Nitekim, Kıbrıslı Türkler demografik dezavantajlarına rağmen 1960 yılında kurulan ve yapısında federal öğeler barındıran bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nde azınlık değil “orantısal eşitlik” temelinde devlet yönetimine katılan iki unsurdan biri oldu.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ne giden yolda azınlık haklarının ötesine geçerek Kıbrıslı Rumlarla eşit toplum statüsünü elde etmeyi başarmaları sadece kendilerine ait bir başarı değildi. Bunun için bir dizi başka faktörün devreye girmesi gerekti.
Örneğin, Büyük Britanya’nın “son koloniyi asla” elden bırakmama kararlılığıyla izlediği böl-yönet politikasıyla iki toplumu ve Türkiye ile Yunanistan’ı karşı karşıya getirmesi, Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde Batı dünyası içindeki ağırlığı ve jeo-politik konumu, Kıbrıslı Türklerin azınlık olmamak için sergilediği inatçı direniş ve de etnik şiddetin yaygınlaşması gibi olgular böyle bir sonucun alınmasında etkili oldu.
Fakat, Kıbrıslı Rumların çoğu, bugün federasyon için söylediği “adil değil” yönündeki görüşü, o zaman Zürih-Londra Anlaşmaları için söylüyordu ve Kıbrıslı Türklerin eşit olmasıyla Enosisin yasaklanmasını kabul etmiyordu.
Nitekim, Başpiskopos Makarios Kıbrıslı Türkleri devletin yönetici ortağından sıradan bir azınlığa indirmek için 1963 yılının Kasım ayında 13 maddelik anayasa değişikliği önerdi ve ardından da toplumlararası çatışmalar başladı. Çatışmalar sonucunda Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin dışında kaldılar/itildiler ve Kıbrıslı Rumlar devleti tek başına yönetmeye koyuldular.
Kıbrıs Rum liderliği 1974’e kadar Zürih ve Londra Anlaşmalarını feshetmek için uğraşıyordu. Enosis gerçekleştirilebilir değilse, bağımsız Kıbrıs devleti yaşatılabilirdi ama bir şartla: Anayasada köklü değişiklikler yapılacak ve Kıbrıslı Türkler azınlık statüsüne indirilecek!
Kıbrıs Türk tarafı ise Zürih ve Londra Anlaşmalarının olduğu gibi kalmasını talep ediyordu. Bu mümkün olmayınca, devletin federasyona dönüştürülmesini savunuyordu. Fakat, sonunda otonom yerel yönetime razı olmak zorunda kaldı. Gelgelelim, Başpiskopos Makarios bunu da kabul etmiyordu ve “daha fazlasını” istiyordu.
Federasyon Gerçekten Kıbrıslı Rumların Verdiği Büyük Bir Taviz Mi?
Kıbrıs Rum toplumunda federasyon fikrinin “haksızlık” olduğuna inanan çok kişi vardır. Federasyonu kabul edenler de buna “acı bir uzlaşma” veya “son taviz” diyor.
Eğer yukarıda özetlediğimiz yakın Kıbrıs tarihini yok sayarsanız veya uzaydan gelmiş biriyseniz, %80’lik Kıbrıs Rum toplumunun %20’lik Kıbrıs Türk toplumu ile siyasi eşitliğe dayalı federasyon kurmasını ilk bakışta “acı bir uzlaşma” veya “büyük bir taviz” olarak görebilirsiniz. Fakat, ayağınız tarihe basarsa, iki toplum arasındaki ilişkilerin seyrini dikkate alırsanız, böyle bir iddiada bulunmakta zorlanırsınız.
Gelgelelim, Kıbrıs Rum toplumunda federasyon fikrine ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğine hala itiraz edenler vardır ve bu da çözüm ve barış arayışını zorlaştıran bir unsurdur.
Türk Tarafı Federasyonu Aşan Bir Çözüm Elde Edebilir Mİ?






