Şahap Aşıkoğlu, Kıbrıs Türk siyasetindeki siyasi refleksleri “Beş Maymun” hikâyesi üzerinden ele aldı.
Aşıkoğlu, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a yönelik tepkilerden sağ ve sol siyasetteki kalıplaşmış söylemlere, New York temaslarından değişen Doğu Akdeniz dengelerine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
Aşıkoğlu, “Kıbrıs Türk siyasetinin ihtiyacı yeni bir ezber değildir” derken, siyasi düşüncenin kişiye göre değil, fikrin bugün hâlâ doğru olup olmadığına göre değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Şahap Aşıkoğlu, “bir insan aynı anda federal çözümü savunabilir ve Hristodulidis’i eleştirebilir. Siyasi eşitliği isteyip kapsamlı çözüm arayabilir. Müzakereyi destekleyip kötü yürütülen müzakereye itiraz edebilir. Bunların hiçbiri birbirine aykırı değil.” Dedi.

“BEŞ MAYMUN VE BİZİM SİYASETİMİZ”
Şahap Aşıkoğlu’nun Kıbrıs Postası’na yaptığı değerlendirme şöyle:
“Yıllardır anlatılan bir hikâye vardır.
Bir kafeste beş maymun vardır. Ortada bir merdiven, merdivenin tepesinde de bir salkım muz.
Maymunlardan biri ne zaman merdivene tırmansa, hepsinin üzerine soğuk su sıkılır.
Bir süre sonra içlerinden biri merdivene yaklaşınca diğerleri onu engellemeye başlar.
Sonra soğuk su kesilir.
Eski maymunlardan biri çıkarılır, yerine yenisi konur. Yeni gelen muzu görür ve merdivene yönelir. Daha ilk adımında diğerleri tarafından durdurulur.
Nedenini bilmez.
Ama şunu öğrenir:
O merdivene çıkılmaz.
Sonra diğer maymunlar da değiştirilir.
Günün sonunda kafeste üzerine tek damla su sıkılmamış maymunlar vardır.
Ama hiçbiri merdivene çıkmaz. Çıkmaya çalışanı da diğerleri döver.
Eğer konuşabilseler ve onlara “Neden?” diye sorsak, herhalde verecekleri cevap şudur:
“Bilmiyoruz. Burada hep böyle yapılır.”
Aşıkoğlu, hikâyenin kökenine ilişkin tartışmaya da değinerek şöyle devam etti:
Hikâyenin kökeni 1960’larda G. R. Stephenson’ın yaptığı bir çalışmaya bağlanıyor, ama bugün anlatıldığı hâliyle bir metafordan ibaret. Yine de toplumsal davranış hakkında çok önemli ipuçları veriyor.
Bu hikâyenin anlattığı şeyi Kıbrıs Türk siyasetinde yıllardır görüyoruz. Bu birbirimizi dövme sanatı bizim ata sporumuz haline geldi.
Sayın Cumhurbaşkanına sol cenahın bazı kesimlerinden gelen tepkilerde de bu refleksin izlerini görüyorum.
Sorun Sayın Erhürman değil.
Sorun Sayın Akıncı da değildi.
Sorun Sayın Talat da değildi.
Sorun, bence bu toplumda siyaset yapma biçimimizin kendisi.
“MAKAM DEĞİŞİYOR, İSİM DEĞİŞİYOR, AMA REFLEKS DEĞİŞMİYOR”
Makam değişiyor. İsim değişiyor. Dönem değişiyor. Ama refleks değişmiyor. Birisi bulunduğu siyasi mahallenin alışılmış sınırlarının biraz dışına çıktığı anda hemen aynı sorular başlıyor:
“Ne oldu buna?”
Aslında çoğu zaman tartıştığımız şey fikir değil. Kişinin, bizim kafamızdaki yerine sadık kalıp kalmadığı. Daha doğrusu bizim kafamızdaki kalıplara ve ezberimize sadık kalıp kalmadığı. Ve bence 5 maymun hikâyesi tam da bunu anlatıyor.
“MESELE SAYIN ERHÜRMAN DEĞİL, TEKRARLANAN REFLEKS”
New York’taki tutumu, Rum tarafına yönelik eleştirileri ve müzakere sürecine ilişkin daha temkinli yaklaşımı üzerinden “Tufan değişti” tartışması yürütülüyor.
Ama bu ilk kez olmuyor. Mustafa Akıncı cumhurbaşkanı olduğunda da kendi siyasi mahallesinden beklentiler vardı.
Belli cümleleri söylemesi, belli sınırlar içinde kalması bekleniyordu. Bazen Türkiye’ye karşı yeterince sert bulunmadı, bazen fazla sert bulundu.
Bazen çözüm konusunda fazla tavizkâr olmakla suçlandı, bazen yeterince ilerlememekle.
Bence her dönemde, başka bir biçimde aynı mekanizma çalıştı.
Yani mesele kişinin kim olduğu değil.
Mesele şu;
Kıbrıs sorunu yıllar içinde yalnızca siyasi görüş üretmedi, mahalle üretti. Sağın mahallesi, solun mahallesi. Ve her mahallenin kabul edilen cümleleri oluştu. Federal çözüm diyorsan soldasın. Rum tarafını sert eleştiriyorsan sağdasın.
Türkiye’nin güvenlik kaygısından söz ediyorsan milliyetçisin. Müzakereye itiraz ediyorsan çözüm istemiyorsun.
Bunları o kadar uzun süredir tekrarlıyoruz ki artık bir fikri içeriğine göre değil, kimden çıktığına göre tartıyoruz. Oysa bir insan aynı anda federal çözümü savunabilir ve Hristodulidis’i eleştirebilir. Siyasi eşitliği isteyip kapsamlı çözüm arayabilir. Müzakereyi destekleyip kötü yürütülen müzakereye itiraz edebilir. Bunların hiçbiri birbirine aykırı değil.
“NEW YORK BU ESKİ REFLEKSİ YENİDEN GÖSTERDİ”
Biz siyasetçileri söylediklerine göre değil, onlardan ne söylemesini beklediğimize göre değerlendiriyoruz.
Sol ve sağ siyasetin bu kalıpları yıllardır değişmedi.
New York Bu Eski Refleksi Yeniden Gösterdi
New York öncesinde Tufan Erhürman ile Nikos Hristodulidis birkaç kez görüştü.
Güven yaratıcı önlemler, müzakerenin nasıl ilerleyeceği ve Kıbrıs sorununun özü konuşuldu.
Temel görüş ayrılıkları ortadan kalkmadı.
New York’ta Guterres iki liderle ayrı ayrı görüştü.
Üçlü bir görüşme ihtimali doğdu ama gerçekleşmedi.
Rum tarafı Erhürman’ın toplantıya sıcak bakmadığını söyledi.
Erhürman ise önerinin Guterres’ten değil Hristodulidis’ten geldiğini, kendisinin de reddetmediğini söyledi. Ama sonuç üretme ihtimali olmayan bir toplantının yalnızca fotoğraf vermek için yapılmasını anlamlı bulmadığını ekledi.
Ve tartışma bir anda Erhürman’ın söylediğinin içeriğinden çıkıp ‘Tufan değişti mi?’ meselesine döndü,
Çünkü biz siyasetçiden düşünsel tutarlılık değil, rol sadakati bekliyoruz.
Buradaki asıl sorun bence budur.
Soldaysan belli şeyleri söyle.
Sağdaysan belli şeyleri söyle.
Devletçiysen belli sınırların dışına çıkma.
Federalistsen Rum tarafına fazla sert yüklenme.
Milliyetçiysen müzakerenin faydasını fazla övme.
Yani iki taraf da aslında aynı yöntemi kullanıyor.
Sadece yasak merdivenleri farklı. Merdivene çıkanı dövüyoruz.
Bu yüzden bugün sayın Erhürman üzerinden yaşanan tartışmayı bence kişisel okumamak gerekiyor.
Başka liderlerde de gördük.
“KIBRIS ARTIK SADECE KIBRIS’TAN İBARET BİR MESELE DEĞİL”
1974’ün dünyası başka bir dünyaydı.
2004 Annan Planı dönemi başka bir dünyaydı.
2017 Crans-Montana başka bir dünyaydı.
2026’nın Doğu Akdeniz’i ise bambaşka.
İsrail’in bölgede oynadığı rol değişti.
Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail ilişkileri değişti.
Türkiye-İsrail ilişkileri değişti.
Enerji ve savunma politikaları değişti.
Kıbrıs artık sadece Kıbrıs’tan ibaret bir mesele değil.
Rum tarafı, “Ben adım atarsam Türk tarafı karşılık verir mi?” diye düşünüyor; Türk tarafı da aynı soruyu karşı tarafa soruyor. Türkiye, Yunanistan ve diğer aktörler açısından da tablo çok farklı değil. Rum tarafı gücü paylaşmaktan çekiniyor, biz ise egemenliğimizi kaybetmekten korkuyoruz. Böyle olunca herkes kendi güvenli alanında kalıyor ve statüko devam ediyor. Kimsenin tam olarak memnun olmadığı ama herkesin öngörebildiği bir düzen sürdürülüyor. Üstelik Güney’den gelen her yeni güvensizlik işareti de karşılıklı adım atmayı daha da zorlaştırıyor. Bu durum Talat döneminde de vardı, Akıncı döneminde de; bugün Erhürman’ın karşı karşıya olduğu tablo da bundan çok farklı değil.
Mesele bu kadar karmaşıkken biz, ezberlediğimiz fikirler üzerinden başkalarını dövmeye devam ediyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanının başına gelen de tıpkı diğerleri gibi bu.
Dünya bu kadar değişmişken bizim hâlâ aynı cümlelere tutunmamız ne kadar sağlıklıdır? Daha önemlisi, yıllardır aynı şeyi tekrarlamak ne zamandan beri ilericilik, devrimcilik veya vatanseverlik ölçüsü oldu?”
“İHTİYACIMIZ YENİ BİR EZBER DEĞİL”
Kıbrıs Türk siyasetinin ihtiyacı yeni bir ezber değildir. İhtiyacımız, bir fikri kimin söylediğine değil, bugün hâlâ doğru olup olmadığına bakabilecek siyasi olgunluktur. Çünkü dünya değişiyor, aktörler değişiyor, dengeler değişiyor. Eğer bizim düşünme biçimimiz değişmiyorsa, sadece maymunlardan biriyiz.