A+
A-
Pınar Özdiren
[email protected]
Kırılmaz Döngü
“Kadına şiddete hayır!”
Eminim ki bu sloganı hepimiz en az bir kez duymuşuzdur. Bu cümleye ihtiyaç duymamızdan ziyade, hepimizin aklına kazınmış bir slogan hâline gelmiş olması bile trajik bir durum. Peki sizce şiddete uğrayan kadınların sayısı nedir? İlk aklıma gelen sayılar 10 milyon, 50 milyon veya 100 milyon… Daha fazla olamaz değil mi? En azından olmamalı.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tahminlerine göre dünyadaki yaklaşık her üç kadından biri, hayatının bir döneminde partnerinden gördüğü fiziksel ve/veya cinsel şiddete ya da partneri dışındaki bir kişiden gördüğü cinsel şiddete maruz kalıyor. Bu oranın yaklaşık yüzde 31,6 olduğu ve yaklaşık 840 milyon kadın ve kız çocuğunu kapsadığı tahmin ediliyor. Gerçek durumun rakamlara yansıyandan çok daha yüksek olabileceğini de unutmamak gerekiyor.
2023 yılında ise dünya genelinde ortalama 140 kadın ve kız çocuğunun her gün partneri veya başka bir aile üyesi tarafından öldürüldüğü tahmin ediliyor. 140 sadece bir sayı değil. Hayalleri, duyguları ve ellerinden alınmadan önce yaşamları olan 140 insan. Geride kalan aileler, öksüz çocuklar ve nesilden nesile aktarılabilecek travmalar demek.
Bazı kadın ve kız çocuklarının şiddete maruz kalma riski ise daha yüksek. Ergenlik çağındaki kızlar, yaşlı kadınlar, engelli kadınlar, trans kadınlar ve seks işçisi kadınlar; ayrımcılık ve eşitsizliklerin de etkisiyle farklı risklerle karşı karşıya kalabilir. Şiddet erken yaşlarda başlayabiliyor. Örneğin partneri olan 15-19 yaş arasındaki kız çocuklarının önemli bir bölümünün (5 kişiden biri) kendi partnerleri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığı görülüyor. Engelli kadınlar ise hem partnerleri hem de bakım veren kişiler tarafından istismara karşı daha savunmasız olabiliyor.
Peki bunun sebebi nedir?
Bunca “Kadına şiddete hayır” sloganına rağmen milyonlarca kadın ve kız çocuğu neden hâlâ fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalıyor? Cinsel tacize uğrayan bir kişinin kendisini suçlaması, mağdurun giyiminin veya davranışlarının sorgulanması ve bazen çevrenin taciz edeni değil mağduru yargılaması bize önemli bir soru sorduruyor:
Gerçek suçlu kim?
Kadına yönelik şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği önemli bir yer tutuyor. Bunun yanında çocuklukta şiddet veya istismar yaşamak, aile içinde şiddete tanık olarak büyümek, şiddeti normalleştiren tutumlar, aşırı kontrolcü davranışlar ve ilişkilerdeki güç eşitsizlikleri gibi birçok faktör de şiddet riskini artırabiliyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Şiddet çoğu zaman bir anda ortaya çıkmıyor. Yıllar boyunca öğrenilen davranışlar, travmalar, güç eşitsizlikleri ve ataerkil toplumsal yapılar birbirini besleyerek bir döngü oluşturabiliyor.
Peki kadınlar sadece fiziksel ve cinsel şiddete mi maruz kalıyor?






