Ölen öldü… Kalan sağlar öldürme olayının senaryoları, tarzı, kimin öldürdüğü, kimin emir verdiği, kimin suçlu olduğu üzerinden siyaset yapmakta… Hem de birbirlerine en kabasından söylem tarzları ile…
Ölen öldü… Kalan sağlar onun öldürülmesi üzerinden siyasi üstünlük, siyasi destek peşinde…
Ölen öldü, o gitti; şimdi konu onun öldürülmesi üzerinden siyasi fayda sağlamakta…
Ve o ölen ardında kimleri bıraktı, ailesi, çoluk çocuğu var mıydı; anne-babası, kardeşleri, sevenleri, sevdikleri ve dahi sevdiceği var mıydı? Ölenin ölümü üzerinden neler yaşadılar, ne durumdadırlar, travmalarını nasıl atlattılar? Ölen öldü de, geride kalanlar gunu yaşamayı hak ediyorlar mıydı?!
Ölenin ardından birbiri ile sözlü çatışma ve atışma içinde olanlar için önemli değil bunlar; ölen öldü, gerisinin başı sağ olsun demek onlar göre yeter… Ama başları nasıl sağ olur; sağ olabilir mi ve en önemlisi başlarının sağ olabilmesi için nelere katlanırlar? Olay üzerinden suçlama, karalama, kahramanlık taslama havasına girenler için geride kalanlar yok, çünkü ölen ölmüştür ve şimdi sıra onun ölümü üstünden parsa toplamakta…
Öldüren lanetli, ölen kahraman ve öleni öldüğü yere ve olaya sürükleyenler de suçsuz ve dahi yiğit… Öldüren kahraman, ölen lanetli ve öleni öldüğü yere sürükleyenlerle uğraşmaya da değmez… Ölen öldü; onlar ise öldürme olayından siyasi ve toplumsal puan kazanmanın mutlu gururunda…
Olayı yorumlarken ölenin öldürülme şeklinden utandığını söyleyenler bile var… Bayrak direğine çıkıp da bayrağı indirmeye çalışanın vurularak öldürülmesinden, sınırı zorla geçemeye çalışanın linç edilmesinden utandığını söyleyenler var… Evet, utanılacak durum… Ve örneğin 23 Aralık 1963’te EOKA’cıların hastaneden bir Türk hastayı yatağından alıp hastane kapısında kafasına sıkılan kurşun ile öldürüp cesedini de bir kuyuya atma olayı karşısında utandıklarını söyleyen olmuş muydu?! Aynı günlerde, Lefkoşa Dereboyu’nda EOKA’cıların Türk askeri doktorunun eşini ve çocuklarını banyoda öldürmesi olayından utancını ifade edenler olmuş muydu?! Gene aynı günlerde arabası ile Mağusa sur içine giren silahlı Rum gençlerin saldırılarını yaptıktan sonra kaçarken öldürülmeleri üzerine ölen bir Rum gencinin polis müdürü olan babasının yolda, sokakta, Maraş’tan bulduğu Kıbrıslı Türkleri alıp, götürüp öldürmesi ve bir kısmının halen kayıp olduğu olay üzerinden utandığını söyleyen var mı? Mağusa’nın sur içinde Türklerin, sur dışında Rumların bu olayla ilgili kahramanlıkları ve karşı tarafı lanetle suçlamaları konuşuldu da ölenlerin geri kalanlarına ne oldu diye dert edinen oldu mu? O caniane katliamları yapan baba rahatlamış mıydı?! O bir kahraman mıydı? Utanılacak bir şey yapmamış mıydı? O baba nerede şimdilerde, hayatta ise?! Ona suç duyurusu yapan olmuş muydu, yoksa kahraman ilan edilip terfi mi almıştı?!?! Ve ölenlerin ve halen kayıp olanların aileleri neler yaşadı, yaşıyor?! Temmuz 1974 olaylarına kadar Kıbrıslı Türk kayıp şahıslar olduğunu ret ve inkar edenlerden ve bunu sürdürebilmek için kırk kadar Kıbrıslı Rum kaybı da ret ve inkâr edenlerden utancını ifade edenler olmuş muydu?!






