Lefkoşa 36°USD48,08EUR56,19GBP65,65GRAM ALTIN7.107,39 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Ölen Öldü; Kalan Sağlar Birbirine Girdi…

Bir tartışmadır gider… O Rum Türk bayrağını direkten indiremeye çalışırken Türk tarafından kurşunlanarak öldürüldü; öbür Rum sınırı...

4 dakika okumaHaber: Kutlay Erk
Paylaş
Ölen Öldü; Kalan Sağlar Birbirine Girdi…

Ölen öldü… Kalan sağlar öldürme olayının senaryoları, tarzı, kimin öldürdüğü, kimin emir verdiği, kimin suçlu olduğu üzerinden siyaset yapmakta… Hem de birbirlerine en kabasından söylem tarzları ile…

Ölen öldü… Kalan sağlar onun öldürülmesi üzerinden siyasi üstünlük, siyasi destek peşinde…

Ölen öldü, o gitti; şimdi konu onun öldürülmesi üzerinden siyasi fayda sağlamakta…

Ve o ölen ardında kimleri bıraktı, ailesi, çoluk çocuğu var mıydı; anne-babası, kardeşleri, sevenleri, sevdikleri ve dahi sevdiceği var mıydı? Ölenin ölümü üzerinden neler yaşadılar, ne durumdadırlar, travmalarını nasıl atlattılar? Ölen öldü de, geride kalanlar gunu yaşamayı hak ediyorlar mıydı?!

Ölenin ardından birbiri ile sözlü çatışma ve atışma içinde olanlar için önemli değil bunlar; ölen öldü, gerisinin başı sağ olsun demek onlar göre yeter… Ama başları nasıl sağ olur; sağ olabilir mi ve en önemlisi başlarının sağ olabilmesi için nelere katlanırlar? Olay üzerinden suçlama, karalama, kahramanlık taslama havasına girenler için geride kalanlar yok, çünkü ölen ölmüştür ve şimdi sıra onun ölümü üstünden parsa toplamakta…

Öldüren lanetli, ölen kahraman ve öleni öldüğü yere ve olaya sürükleyenler de suçsuz ve dahi yiğit… Öldüren kahraman, ölen lanetli ve öleni öldüğü yere sürükleyenlerle uğraşmaya da değmez… Ölen öldü; onlar ise öldürme olayından siyasi ve toplumsal puan kazanmanın mutlu gururunda…

Olayı yorumlarken ölenin öldürülme şeklinden utandığını söyleyenler bile var… Bayrak direğine çıkıp da bayrağı indirmeye çalışanın vurularak öldürülmesinden, sınırı zorla geçemeye çalışanın linç edilmesinden utandığını söyleyenler var… Evet, utanılacak durum… Ve örneğin 23 Aralık 1963’te EOKA’cıların hastaneden bir Türk hastayı yatağından alıp hastane kapısında kafasına sıkılan kurşun ile öldürüp cesedini de bir kuyuya atma olayı karşısında utandıklarını söyleyen olmuş muydu?! Aynı günlerde, Lefkoşa Dereboyu’nda EOKA’cıların Türk askeri doktorunun eşini ve çocuklarını banyoda öldürmesi olayından utancını ifade edenler olmuş muydu?! Gene aynı günlerde arabası ile Mağusa sur içine giren silahlı Rum gençlerin saldırılarını yaptıktan sonra kaçarken öldürülmeleri üzerine ölen bir Rum gencinin polis müdürü olan babasının yolda, sokakta, Maraş’tan bulduğu Kıbrıslı Türkleri alıp, götürüp öldürmesi ve bir kısmının halen kayıp olduğu olay üzerinden utandığını söyleyen var mı? Mağusa’nın sur içinde Türklerin, sur dışında Rumların bu olayla ilgili kahramanlıkları ve karşı tarafı lanetle suçlamaları konuşuldu da ölenlerin geri kalanlarına ne oldu diye dert edinen oldu mu? O caniane katliamları yapan baba rahatlamış mıydı?! O bir kahraman mıydı? Utanılacak bir şey yapmamış mıydı? O baba nerede şimdilerde, hayatta ise?! Ona suç duyurusu yapan olmuş muydu, yoksa kahraman ilan edilip terfi mi almıştı?!?! Ve ölenlerin ve halen kayıp olanların aileleri neler yaşadı, yaşıyor?! Temmuz 1974 olaylarına kadar Kıbrıslı Türk kayıp şahıslar olduğunu ret ve inkar edenlerden ve bunu sürdürebilmek için kırk kadar Kıbrıslı Rum kaybı da ret ve inkâr edenlerden utancını ifade edenler olmuş muydu?!

Toplu katliam kurbanı Kıbrıslı Türkler ve Rumlar var… Taraflar birbirini, kendisi hiç yapmamış gibi suçluyor, esip yağıyor, siyasi kazanç elde etmeye çalışıyor. Kendilerinin yaptığını ret ve inkâr ederek karşı tarafın yaptıkları üzerinden siyaset yapanların, geride kalanların neler yaşadığının da ret ve inkarına ne demeli?! Sen hükümetsin, yönetensin, sen komutansın, emir verensin… Ve fakat sen milli değerlerini yüceltmek için birisinin ölmesine neden oluyorsan, sorumluluğu da alıp ölenin ailesinin karşısına gideceksin… Gittiğinde de taziye için değil, özür dilemek için konuşacaksın; onlara bu kaybı ve derin acıyı yaşattığın için özür dilemek için konuşacaksın, “Vatan sağ olsun” dedirtmek için değil… İnsanlığın kahramanı böyle olunur…. Ucuzdur, kolaydır vatan-millet-bayrak edebiyatı ile kahraman olmak; varsa cesaretin o ailenin travmaları ile yüzleşeceksin…

Yıl 1958, dört Kıbrıslı Türk genç öldürüldü, şehit oldu… Cenaze töreninde anneler yanık yüreklerinden ağıtlarını çığlıkla haykırırken bir TMT’ci bir anneye yanaşır ve “Vatan sağ olsun de” der… Kadıncağız “Senin oğlun ölseydi keşke de sen deseydin” der… Adam kaçar… Kadıncağız ölene kadar oğlu için ağladı; yanında sadece ailesi, komşuları vardı… Eşi öldüğünde de “Oğlumuza gitti” dedi, oğluna mesaj gönderdi… Kahramanlık bu kadının yanında durup, acısının derinliğini hissedip, başka anaların da bu acıyı yaşamamaları için barışı vizyon edinen siyaset yapmaktır.

Atışanların bir tarafı milliyetçi, diğeri sosyalist… Hade aşırı milliyetçiler faşisttir, onlar için değer vatan-millet-bayrak sevgisi ile ölçülür; sosyalistler için ise değer emek olarak ifade ediliyor ama asıl değer emeğin sahibidir, insandır ve sosyalizmin temel ilkelerindendir hümanizma, insan sevgisi… Hade aşırı milliyetçileri, “Faşistlerden ne beklerdin?!” diye niteledik, ya sosyalistler?! Ölen öldü de ardında kalanları hiç dikkate almayarak, ilgilenmeyerek, sadece öldürenlerin peşinde olmak sosyalist hümanizma ilkesi ile ne kadar uyumludur? Ölen öldü de öldüren üzerinden tartışma yaratıp siyasi puan toplamaya çalışmak ne kadar hümanisttir?!  Ve bu tartışmalarda yer alan sosyalistler bilmiyor mu ki insanlık tarihindeki savaşlarda bu gibi olaylar hep yaşanmaktadır ve “Savaşlar emeğin düşmanıdır” derken de o emeğin sahibi olan insanlığın düşmanı olduğunu… Sosyalistler bilmelidir ki faşistlerin bu konulardaki tartışmalarda vatan-millet-bayrak söylemleri ile sempati toplamasının önlenmesi sosyalist hümanizma değerlerini öne çıkarmakla olasıdır.

Demem o ki, onlarca yıl önce yaşanmış acı olayların son haftalarda canlanan tartışmaları sadece bencil bir siyasi yarıştır; ölenin geride kalanları ile bir ilgilisi, derdi yoktur. Bu da sadece düşmanlığı körükleyen, barışı ve barışmayı tehdit eden bir olgudur. Bunu yok etmek yeni savaşların zeminini yok etmeye katkı sağlayacaktır. Barış bunların yaşanmaması için gereklidir; barış, insanların bunları yaşamama hakkının garantisidir.

Mustafa Kemal 20 Nisan 1931’de boşuna “Yurtta barış, dünyada barış” dememiş…

Bu yazı toplam 95 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler