SON DAKİKA

Münferit değil politik

Kadına yönelik şiddet, Kıbrıs’ın kuzeyinde münferit vakalarla sınırlı olmayan, giderek derinleşen toplumsal ve politik bir sorun olarak varlığını sürdürüyor.

13 dakika okumaHaber: YENİDÜZEN
Paylaş
Münferit değil politik

Kadına yönelik şiddet, Kıbrıs’ın kuzeyinde münferit vakalarla sınırlı olmayan, giderek derinleşen toplumsal ve politik bir sorun olarak varlığını sürdürüyor.

Taşkınköy’deki Metropol Süpermarket’te yaşanan bıçaklı saldırı, kadınları koruyacak mekanizmaların yetersizliğini, yıllardır bekletilen yasal düzenlemeleri ve şiddeti besleyen erkek egemen anlayışı bir kez daha gündeme taşıdı.

Kıbrıs’ın kuzeyinde 2001’den bu yana 48 kadın ölü olarak bulunurken, bu ölümlerin bir kısmı cinayet, bir kısmı ise “şüpheli ölüm” olarak kayıtlara geçti.

CTP Kadın Örgütü’nün Sosyal Politikalar Raporu’na göre Polis Şiddete Müdahale Birimi’ne Ocak 2019-Aralık 2025 döneminde 7 bin 109, ALO 183’e ise Ocak 2018-Aralık 2025 döneminde 315 başvuru yapıldı. Raporda toplam 7 bin 424 başvurunun yılda ortalama bin 237, ayda 103 ve günde 3 kadına karşılık geldiği belirtildi. Başvuruların ortalama yüzde 41’ini fiziksel, yüzde 22’ye yakınını ise cinsel şiddet oluştururken, Eylül 2024-Eylül 2025 döneminde 53 kadın sığınma evine gitmek için yardım talebinde bulundu.

Kadın örgütleri ve uzmanlar, resmi rakamların yalnızca kurumlara ulaşabilen vakaları yansıttığına, başvuru sayısındaki düşüşün şiddetin azaldığı anlamına gelmediğine dikkat çekti. Lefkoşa dışındaki ilçelerde aktif müdahale birimlerinin bulunmaması, personel sayısındaki düşüş, devlete ait bir kadın sığınma evinin olmaması ve Ev İçi Şiddet Yasası’nın sekiz yıldır Meclis’te bekletilmesi, mücadelenin önündeki temel eksiklikler olarak sıralandı.

LTB’nin 2020’de yaptırdığı araştırma ise her 10 kadından en az 6’sının psikolojik, 4’ünün fiziksel; her 4 kadından 1’inin de ekonomik ve cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya koydu.

CTP Kadın Örgütü Başkanı Doğuş Derya, LTB Kadın Sığınma Evi Koordinatörü Dr. Ömür Yılmaz, KAYAD Proje Koordinatörü Mine Atlı ve TDP TOCEK Başkanı Gülcan Soyluethem, şiddetin bireysel nedenler veya kişilerin kökenleri üzerinden açıklanamayacağını; temelinde güç, kontrol, kadın üzerinde tahakküm, cezasızlık ve kurumsal yetersizliklerin bulunduğunu vurguladı.

Şiddetle mücadelenin bütüncül bir devlet politikasına dönüştürülmesini isteyen isimler; koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi, kurumlar arası sağlıklı bir veri tabanı kurulması, yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin küçük yaşta başlaması gerektiğini belirtti.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki ağır tablonun yanı sıra güneyde Ocak 2020-Haziran 2026 döneminde 17 kadın cinayeti işlenirken, polise 18 bin 409 şiddet vakası bildirildi. Aynı dönemde 3 bin 674 tutuklama yapılırken, 2 bin 858 uzaklaştırma ve 373 koruma emri çıkarıldı.

BİANET’in verilerine göre ise Türkiye’de Ocak 2020-Haziran 2026 döneminde en az 2 bin 102 kadın erkekler tarafından öldürüldü, bin 689 kadının ölümü ise “şüpheli ölüm” olarak basına yansıdı. Öldürülen kadınların yaklaşık yüzde 70’inin failinin kocası veya sevgilisi olduğu belirtildi.

derya.png

CTP Kadın Örgütü Başkanı Doğuş Derya:

“Kadın cinayetleri politiktir, aynı zamanda ekonomiktir”

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Kadın Örgütü Başkanı Doğuş Derya, Taşkınköy’deki Metropol Market’te yaşanan bıçaklı saldırının ardından kadına yönelik şiddet, sosyal devlet politikaları, ekonomik sistem, medya dili ve nüfus politikalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel suçlar üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirten Derya, şiddetin sosyal devlet eksikliği, neoliberal ekonomi politikaları ve ataerkil kültürün ortak sonucu olduğunu vurguladı.

Derya, hükümetlerin kamusal fayda ve sosyal adalet üretmek yerine kamu kaynaklarını belirli şirketlere aktardığını, kadınları koruyucu sosyal politikalara ise yeterli bütçe ayırmadığına dikkat çekerek, bunun şiddet kültürünü beslediğini ifade etti.

"Sosyal devlet ve kurumlarına yatırım yapılmazsa, şiddet kültürünü artıran cezasızlık devam ederse ve hukuk düzenindeki takipsizlik sürerse bunun sonucu kadınların ölümü olur" diyen Derya, otokratik ve faşizan erkek egemen yönetimlerin bulunduğu ülkelerde kadına yönelik şiddetin arttığını söyledi.

Türkiye örneğini veren Derya, "Yakın coğrafyamız olduğu için daha yakından takip edebiliyoruz. Türkiye'de günde 4 kadın öldürülüyor" ifadelerini kullanarak, erkek egemenliğini güçlendiren ve kadınlara yönelik şiddeti meşrulaştıran siyasal anlayışların kadın cinayetlerini artırdığını vurguladı.

"Şiddetin nedeni değil, şiddet kültürü sorgulanmalı"

Medyanın kadına yönelik şiddet haberlerini ele alış biçimini de eleştiren Derya, bazı yayın organlarının yaşanan olayların nedenini tartışmaya odaklanmasının yanlış olduğunu belirtti.

"Sebep önemli değildir. Asıl sorgulanması gereken, bir erkeğin bir kadının yaşam hakkını elinden alma cesaretini kendinde bulmasına neden olan şiddet kültürüdür" diyen Derya, cinayet girişimlerine gerekçe aranmasının şiddeti normalleştirme riski taşıdığını ifade etti.

Şiddet görüntülerinin sosyal medyada kontrolsüz biçimde paylaşılmasını da eleştiren Derya, bunun "şiddet pornografisi" olarak tanımlanabilecek kaygı verici bir noktaya dönüştüğünü söyledi.

"Sorun etnik köken değil, kurumsal yetersizlik"

Derya, şiddet haberlerinde kişilerin etnik ya da ırksal kimliklerinin öne çıkarılmaması gerektiğini belirterek, tartışmanın ülkedeki kurumsal kapasite üzerinden yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Ülkedeki şiddet vakalarındaki artışın kontrolsüz nüfus akışıyla birlikte sosyolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Derya, "Buradaki sıkıntı, ülkenin hizmet verme konusunda yetersiz kalacağı kadar aşırı bir nüfusun ülkeye geliyor olmasıdır" dedi.

Küçük bir ada ülkesi olan KKTC'nin mevcut kurum ve kaynaklarıyla bu hızlı nüfus artışına yetişemediğine dikkat çeken Derya, muhaceret alanında da önlem alınması ve ülkeye suç ithal edilmesinin engellenmesi gerektiğini dile getirdi.

Bu tartışmaların popülist söylemlerle yürütülmemesi gerektiğini vurgulayan Derya, ülkeye gelen insanların da birer insan olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi.

"Kadın cinayetleri aynı zamanda ekonomiktir"

Kadına yönelik şiddetin siyasi olduğu kadar ekonomik boyutu da bulunduğunu belirten Derya, kamu kaynaklarının toplumsal hizmetler yerine büyük şirketlere aktarıldığını kaydetti.

Ödenen vergilerin Emrullah Turanlı, AKSA ve benzeri şirketlere yönlendirildiğine vurgu yapan Derya, kontrolsüz inşaat sektörü ile bu sektörün getirdiği yabancı iş gücünün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Ülkenin absorbe etmekte zorlandığı birçok sosyal problemin temelinde bu ekonomik tercihlerin bulunduğunu söyleyen Derya, sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

"Her gün en az üç kadın polisi arıyor"

Kadına yönelik şiddetin boyutuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Derya, her gün ortalama üç kadının şiddete maruz kaldığı gerekçesiyle polisi aradığını söyledi.

Ancak bunun yalnızca görünen tablo olduğunu ifade eden Derya, şiddete uğradığı halde haklarından haberdar olmayan veya çeşitli nedenlerle polise başvurmayan çok sayıda kadın bulunduğunu belirterek, gerçek vaka sayısının resmi verilenden daha yüksek olduğunu düşündüğünü vurguladı.

CTP Kadın Örgütü’nün Sosyal Politikalar Raporu’nda yer alan verilerine göre:

6 yılda 7 bin 424 kadın şiddet nedeniyle başvurdu

CTP Kadın Örgütü’nün Sosyal Politikalar Raporu’nda yer alan verilere göre, Polis Şiddete Müdahale Birimi’ne Ocak 2019-Aralık 2025 döneminde 7 bin 109 kadın başvurdu. ALO 183’e Ocak 2018-Aralık 2025 döneminde yapılan 315 başvuruyla birlikte toplam sayı 7 bin 424’e ulaştı.

Raporda, bu verilerin yılda ortalama bin 237, ayda 103 ve günde 3 kadının şiddete uğradığını bildirmek amacıyla başvurduğu anlamına geldiği belirtildi.

Fiziksel şiddet ilk sırada

Kadınların maruz kaldığı şiddet türleri arasında “darp”, “yaralama”, “kasti hasar” ve “vahim zarar” gibi eylemleri kapsayan fiziksel şiddetin ilk sırada yer aldığı kaydedildi. Fiziksel şiddeti; “tecavüz”, “tecavüze teşebbüs”, “cinsel taciz”, “cinsel saldırı”, “ısrarlı takip” ve “özel hayatın gizliliğinin ihlal”i gibi eylemleri içeren cinsel şiddetin izlediği aktarıldı.

Verilere göre 2019 yılında yapılan bin 47 başvurunun 406’sı fiziksel, 164’ü cinsel şiddetle ilgiliydi. 2020’de kaydedilen bin 58 başvurunun 362’sini fiziksel şiddet, 224’ünü cinsel şiddet, 162’sini ise şiddet kullanma tehdidi oluşturdu.

2021 yılında yapılan bin 64 başvurunun 430’u fiziksel şiddet, 165’i cinsel şiddet, 108’i şiddet kullanma tehdidi olarak kayıtlara geçti. 2022’de ise toplam 957 şikâyetin 413’ü fiziksel şiddet, 74’ü cinsel şiddet, 55’i şiddet kullanma tehdidiyle ilgiliydi.

Raporda, kadınlara yönelik şiddet başvurularının ortalama yüzde 41’ini fiziksel, yüzde 22’ye yakınını ise cinsel şiddetin oluşturduğu belirtildi.

“Başvurulardaki düşüş, şiddetin azaldığı anlamına gelmiyor”

2022 yılında polise yapılan başvuruların azalmasının, şiddet vakalarındaki düşüşten değil, Lefkoşa dışındaki ilçelerde aktif çalışan şiddete müdahale birimlerinin bulunmaması ve görevli personel sayısının azalmasından kaynaklandığı vurgulandı.

Bu durumun en belirgin sonuçlarından birinin, polis tarafından LTB Kadın Sığınma Evi’ne yönlendirilen vaka sayısındaki azalma olduğu ifade edildi. Ev içi şiddetin kadınların ve çocukların can güvenliğinin yanı sıra barınma sorununu da beraberinde getirdiğine dikkat çekildi.

Ayda ortalama dört kadın sığınma talebinde bulundu

Rapora göre Eylül 2024-Eylül 2025 döneminde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi’ne başvuran 53 kadın, sığınma evine gitmek istediğini bildirdi. Bunun, ayda ortalama dört kadının maruz kaldığı şiddetten uzaklaşabilmek için yardım talep ettiği anlamına geldiğine dikkat çekildi.

Raporda, devlete ait bir kadın sığınma evinin bulunmamasının, kadınların şiddetten korunması konusunda ciddi eksiklikler yarattığı vurgulandı.

omur-yilmaz.jpg

LTB Kadın Sığınma Evi Koordinatörü Dr. Ömür Yılmaz:

“Kadına yönelik erkek şiddeti münferit değil, politik bir sorundur”

LTB Kadın Sığınma Evi Koordinatörü Dr. Ömür Yılmaz, kadına yönelik şiddetin Kıbrıs'ın kuzeyinde ciddi boyutta bir toplumsal sorun olduğunu belirterek, şiddetin yalnızca bireysel olaylar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Yılmaz, Lefkoşa Türk Belediyesi'nin (LTB) 2020 yılında ülke genelinde yaptırdığı bilimsel araştırmanın sonuçlarına göre her 10 kadından en az 6'sının psikolojik şiddete, 4'ünün fiziksel şiddete, her 4 kadından 1'inin ise ekonomik ve cinsel şiddete maruz kaldığını ifade etti.

Fiziksel şiddetin boyutlarına da değinen Yılmaz, araştırmaya göre her 5 kadından 1'inin boğma girişimiyle karşı karşıya kaldığını, yine her 5 kadından 1'inin kesici alet veya ateşli silahla tehdit edildiğini ya da saldırıya uğradığını kaydetti.

“Vaka sayıları tek başına şiddetin arttığını ya da azaldığını göstermez”

Geçmiş yıllara ilişkin bilimsel araştırmalar bulunmadığı için şiddetin artıp azaldığı yönünde sağlıklı bir değerlendirme yapılamayacağını belirten Yılmaz, güncel verilerde yalnızca Kadın Sığınma Evi, polis veya Sosyal Hizmetler gibi kurumlara ulaşan vakaların görülebildiğini söyledi.

Bu sayıların tek başına şiddetin arttığı ya da azaldığı şeklinde yorumlanmasının doğru olmayacağını ifade eden Yılmaz, kurumlara başvuru sayısındaki düşüşün, destek ve koruma mekanizmalarına erişimin azalması anlamına da gelebileceğini dile getirdi.

Sığınma Evinde 367 kadın kaldı

Yılmaz, LTB Kadın Sığınma Evi'nin hizmet vermeye başladığı 2016 yılından bu yana toplam 367 kadının sığınma evinde kaldığını açıkladı.

2019-2022 yılları arasında başvuru sayılarındaki artışın, 2018 yılında kurulan Polis Kadına Şiddete Müdahale Birimi ile Koordinasyon Mekanizması'nın etkin çalışması ve LTB'nin yürüttüğü farkındalık faaliyetlerinden kaynaklandığını belirten Yılmaz, 2022 sonrasında görülen göreceli düşüşün ise söz konusu birimlerin etkinliğinin azalmasıyla ilişkili olduğunu belirtti.

“Şiddetle mücadele devlet politikası olmalı”

Kadına yönelik erkek şiddetinin politik bir mesele olduğunu vurgulayan Yılmaz, sorunun çözümünün eğitimden sosyal hizmetlere, sağlık sisteminden ekonomik politikalara kadar birçok alanı kapsayan bütüncül kamu politikalarından geçtiğini söyledi.

İstanbul Sözleşmesi'nin bu konuda önemli bir rehber olduğunu ifade eden Yılmaz, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi'nin (TOCED) yıllardır tam anlamıyla hayata geçirilmemesini de eleştirdi.

“Marketteki saldırı münferit olarak değerlendirilmemeli”

Taşkınköy'de bir markette yaşanan bıçaklı saldırıya da değinen Yılmaz, olayın münferit olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Fiziksel şiddetin çoğu zaman bir anda ortaya çıkmadığını belirten Yılmaz, erkeklerin kadın üzerinde tahakküm kurmasını meşrulaştıran anlayışın şiddetin temelini oluşturduğunu ifade etti.

Şiddetin farklı biçimlerde zaman içinde ağırlaştığını ve müdahale edilmediği takdirde cinayet girişimine ya da kadın cinayetine dönüşebildiğini dile getiren Yılmaz, "Olay bu boyuta gelene kadar kadın bir koruma mekanizmasına ulaşıp gereken yapılmamışsa da hiçbir destek mekanizmasına ulaşamamışsa da bu noktada toplum olarak hepimizin sorumluluğu vardır" dedi.

Kuruluşundan itibaren Kadın Sığınma Evi’nde kalan kadın sayısı:

SIĞINMADA KALAN KADIN SAYISI

2016 (sadece Aralık ayı)

2026 (Temmuz sonuna kadar)

TOPLAM

mine-atli-003.jpg

KAYAD Proje Koordinatörü Mine Atlı:

“Sağlıklı bir veri tabanı oluşturulmalı”

Kadından Yaşama Destek Derneği (KAYAD) Proje Koordinatörü Mine Atlı, ev içi şiddetle mücadelede en büyük eksikliklerden birinin sağlıklı bir veri tabanının bulunmaması olduğunu söyledi. Ülkede yalnızca polis verilerinin bulunduğunu ifade eden Atlı, Ev İçi Şiddet Yasası'nın en önemli unsurlarından birinin de tüm kurumları kapsayan bir veri tabanı oluşturulması olduğunu belirtti.

Vakaların artmasının her zaman olumsuz yorumlanmaması gerektiğini kaydeden Atlı, "Vaka sayısının artması, kadınların yaşadıkları şiddeti görünür kılmaya başladığını gösterir. Bizde asıl sorun kadınların şiddeti bildirmemesidir" dedi.

“Mağduru suçlama kültürü yükselişte”

2015-2020 yılları arasında ev içi şiddetle mücadelede önemli adımlar atıldığını, ancak 2020'den sonra bu alanda ilerleme sağlanamadığını söyleyen Atlı, toplumda mağduru suçlama anlayışının giderek güçlendiğini ifade etti.

Ev içi şiddetin göçle ilişkilendirilmesini de eleştiren Atlı, "Bu bir göç sorunu değil. Şiddetin temelinde güç, kontrol ve kadın üzerinde tahakküm kurma anlayışı vardır" diye konuştu.

Avrupa'da bir kadının ortalama 27 kez fiziksel şiddete maruz kaldıktan sonra polise başvurduğunu hatırlatan Atlı, "Bir ev içi şiddet vakası cinayetle sonuçlandıysa, devlet daha önce birçok müdahale fırsatını kaçırmış demektir" ifadelerini kullandı.

“Ev içi şiddet yasasını sekiz yıldır bekliyoruz”

Ev İçi Şiddet Yasası'nın sekiz yıldır Meclis'te beklediğini anımsatan Atlı, yasanın ivediliği tüm milletvekillerinin oyuyla kabul edilmesine rağmen ilerleme sağlanmamasını eleştirdi.

Hem iktidarın hem de muhalefetin sorumluluğu bulunduğunu söyleyen Atlı, bu anlayış değişmediği sürece kadınlara yönelik şiddet haberlerinin daha da artacağı uyarısında bulundu.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve ev içi şiddet konusunda çocuk yaşlardan itibaren eğitim verilmesi gerektiğini vurgulayan Atlı, Kıbrıs’ın kuzeyinde hem yasal düzenlemeler hem de kültürel dönüşüm konusunda Türkiye'nin gerisinde kaldığını vurguladı.

Kadına yönelik şiddetin politik bir mesele olduğunu belirten Atlı, şiddetin temelinde güç ve tahakküm anlayışının bulunduğunu, kadınları metalaştıran politikaların da bu zihniyeti beslediğini söyledi.

gulcan-soyluethem.jpgTDP TOCEK Başkanı Gülcan Soyluethem:

“Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için gerekli siyasi irade gösterilmiyor”

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi (TOCEK) Başkanı Gülcan Soyluethem, kadına yönelik şiddet vakalarının geçmişten bugüne arttığını belirterek, sosyal medyanın etkisiyle bu olayların daha görünür hale geldiğini söyledi.

YENİDÜZEN’e değerlendirmelerde bulunan Soyluethem, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için siyasi irade ve yasal düzenlemelerin şart olduğunu vurguladı.

Kadına yönelik şiddetin geçmişte de yaşandığını ancak toplum baskısı ve geleneksel aile yapısı nedeniyle birçok olayın kamuoyuna yansımadığını ifade eden Soyluethem, "Sosyal medyanın hayatımızda yaygınlaşmasıyla birlikte bu olaylar daha görünür hale geldi. Ancak her şeye rağmen bugün kadına yönelik şiddetin daha fazla yaşandığını net şekilde söyleyebiliriz" dedi.

Kadına yönelik şiddetin siyasi bir mesele olduğunu dile getiren Soyluethem, kadınlar ve kız çocuklarının koruyucu yasal düzenlemeler yapılmadığı sürece tehlike altında bulunduğunu belirtti. Bu konuda sorumluluğun parlamenterlere ait olduğunu kaydeden Soyluethem, gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi için siyasi irade gerektiğini ifade ederek, "Maalesef bu yönde bir irade yok. Yıllardır Meclis'in tozlu raflarında bekletilen bir Ev İçi Şiddet Yasası var. Kurumlar yasayla çalıştırılırsa, kadına yönelik şiddet vakalarının çok ciddi düzeyde azalacağını düşünüyorum" diye konuştu.

Soyluethem, cinayet ve şiddet olaylarına ilişkin fotoğrafların sosyal medyada sansürsüz şekilde paylaşılmasını da eleştirdi. Bu tür paylaşımların etik olmadığını belirten Soyluethem, "Cinayete veya şiddete ilişkin fotoğrafların sosyal medyada paylaşılması hiçbir şekilde etik değil. Hele ki sansürsüz ve blurlama yapılmadan paylaşılması korkunç bir durumdur. Bildiğim kadarıyla gazetecilik etik kurallarına da aykırıdır" ifadelerini kullandı.

Sosyal medyada yayılan bu görüntülerin özellikle çocuklar ve daha önce benzer travmalar yaşamış kişiler üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğine dikkat çeken Soyluethem, "Bahse konu görselleri görebilecek hassas gruplar vardır. Bunun başında da çocuklar geliyor. Unutulmamalı ki bu ve benzer olayları daha önce yaşamış insanlar sözünü ettiğimiz fotoğrafları görebilir. İnsanlara travmalarını tekrar yaşatmak kimsenin hakkı değil. Bu hassasiyeti gözeterek hareket edilmeli" dedi.

Toplumun ruh sağlığının korunmasının önemine işaret eden Soyluethem, hem toplumun hem de siyasilerin kadına yönelik şiddetin önlenmesi için somut adımlar atması gerektiğini belirterek, "Hem toplumun hem de siyasilerin ciddi adımlar atması gerekiyor. Belli düzenlemeler şart. Toplumun ruh sağlığını korumamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.

48 kadın, 48 yarım kalan hayat...

Kıbrıs’ın kuzeyinde 2001'den bu yana 48 kadın öldürüldü. Kimisi cinayete kurban gitti, kimisinin ölümü ise kayıtlara "şüpheli ölüm" olarak geçti. Kiminin cansız bedeni deniz kenarında, kimininki bir inşaat alanında bulundu; kimisi ise battaniyeye sarılı halde yıllar sonra ortaya çıkarıldı.

  1. Rasiha Mehtap (2001)
  2. Ayşen Hacı (2002)
  3. Seniha İpek (2002)
  4. Emete Güvercin (2002)
  5. Hatice Şakalak (2003)
  6. Şule Gürel (2003)
  7. Rabia Gören (2003)
  8. Servet Halil Akifoğlu (2004)
  9. Jale Zabitgil (2004)
  10. Ayfer Akkaya (2004)
  11. Fatma Kaytazoğulları (2004)
  12. Ayşe Tat (2004)
  13. Zerrin Güzelyurtlu (2005)
  14. Ann Mahoney (2005)
  15. Ayşe İşler (2006)
  16. Dilek Kahramanoğlu (2006)
  17. İlkay Hikmetoğlu (2007)
  18. Ayşe Kanat (2008)
  19. Günlera Bekiyeva (2010)
  20. Şükran Sadrazam (2011)
  21. Sibel Dedecan (2011)
  22. İmrane Sapmaz (2012)
  23. Aşkın Şevketoğlu (2013)
  24. Filiz Sayar (2014)
  25. Siham Benchargul (2014)
  26. Necla Çağdaşoğulları (2014)
  27. Oleysa Kupriyanova (2015)
  28. Nilgün Urhan (2015)
  29. Necla Mağracı (2016)
  30. Akile Nacisoy Akdoğan (2016)
  31. Ayşe Yalçın (2017)
  32. Halime Çetin (2017)
  33. Burcu Okumuş (2017)
  34. Gamze Pehlivan (2017)
  35. Zehra Server (2018)
  36. Gülbahar Ulutan (2018)
  37. Sevinç Karasalih (2018)
  38. Dam Thi Hop (2019)
  39. Hacer Ulaş (2019)
  40. Elif Lort (2020)
  41. Kübra Aydın (2023)
  42. Zehie Helin Reessur (2023)
  43. Ayça Alav (2024)
  44. Güldeniz Özel (2024)
  45. Ala Sholeh (2025)
  46. Anastasia Melega (2025)
  47. Ahsen Nur Kilitçioğlu (2025)
  48. İlayda Yıldırım (2025)

Türkiye’de altı yılda 2 bin 102 kadın cinayeti

2008 yılından bu yana erkek şiddeti çetelesi tutan Bağımsız İletişim Ağı BİANET’in verilerine göre, Ocak 2020 – Haziran 2026 arasında Türkiye’de en az 2 bin 102 kadın bir erkek tarafından öldürüldü.

BİANET verilerine göre aynı dönemde bin 689 kadının ölümü ise basına ‘şüpheli ölüm’ olarak yansıdı. Erkekler tarafından öldürülen çocukların sayısı ise 234.

Medyaya yansıyan haberler üzerinden derlenen ve aylık ve yıllık raporlar halinde kamuoyuyla paylaşılan verilere göre, erkekler tarafından öldürülen bu kadınların yaklaşık yüzde 70’inin faili, koca ya da sevgili. Geriye kalanların büyük çoğunluğuysa bir aile üyesi veya bir akraba.

Ölümlerin yanı sıra yaralanma, şiddet görme, tecavüz, taciz, seks işçiliğine zorlanma ve çocuk istismarı gibi verileri de yayınlayan BİANET çetelesine göre son 6 buçuk yılda kadın cinayetlerinin en yoğun olarak yaşandığı yıl, 378 ölümle 2024.

Adanın güneyinde 2020’den bu yana 17 kadın cinayeti

Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Ocak 2020 - Haziran 2026 döneminde 17 kadın cinayeti işlendi. Polis tarafından açıklanan resmi verilere göre, 2026 yılının ilk yarısında yaşanan iki girişim ise ölümle sonuçlanmadı.

Resmi rakamlara göre Ocak 2020 - Haziran 2026 arasında polise toplam 18 bin 409 kadına yönelik şiddet vakası bildirilirken, polis bu kapsamda 3 bin 674 tutuklama yaptı.

Yargı makamları ise failleri ortak yaşam alanlarından uzaklaştırmak amacıyla 2 bin 858 uzaklaştırma kararı alırken, mağdurları korumak için de 373 koruma emri çıkardı.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nde şiddet mağduru toplam 300 kadın ve 347 çocuk ülke genelindeki sığınma evlerinde yaşıyor.

Paylaş

İlgili Haberler