8 Ekim’de Meclis’te bir bakan, kürsüde konuşan bir milletvekiline oturduğu yerden seslendi:
“Gerizekalıca konuşuyorsun.”
İki kelime. Ama üzerinde düşünmemiz gereken çok şey var.
Sevgili Bakan, bunun öfkeyle söylenmiş olabileceğini anlıyoruz. Tartışmanın harareti içinde kendinizi tutamamış olabilirsiniz. Lakin o söz ağızdan çıktı bir kere. Artık özür dilemeniz gerekir.
Çünkü mesele yalnızca bir milletvekiline söylenen söz değil. O sözün Meclis duvarlarını aşıp kimleri incitebileceğini de düşünmek gerekiyor.
Bu ülkede özel gereksinimli, farklı gelişim özelliklerine sahip bireyler yaşıyor. Çocuklarının dışlanmaması, toplumda kabul görmesi ve eşit haklara sahip olması için yıllardır mücadele eden aileler var.
Bir insanı aşağılamak için zihinsel yetersizliği çağrıştıran bir sözcük kullandığınızda, yalnızca karşınızdaki kişiyi hedef almıyorsunuz. O ailelerin yıllardır yıkmaya çalıştığı önyargıları da besliyorsunuz. Çünkü bu tür ifadeler, zihinsel yeterliliği insanları küçümsemek için kullanılabilecek bir ölçüt hâline getiriyor.
Oysa bir insanın değeri zekâsıyla, öğrenme hızıyla ya da gelişim özellikleriyle ölçülmez.
Hiç kimsenin farklılığı, bir başkasını aşağılamanın aracı olamaz.
İşin bir başka garabeti de bu sözün, halkın iradesini temsil eden bir milletvekiline, üstelik Meclis çatısı altında söylenmiş olması. Bir milletvekilinin düşüncelerine katılmayabilirsiniz. Söylediklerini eleştirebilir, iddialarını çürütebilir, siyasi tutumuna karşı çıkabilirsiniz. Demokratik siyasetin doğasında bunlar var.
Ama düşünceye düşünceyle karşılık vermek yerine hakarete başvurmak, siyasetin dilini yoksullaştırır.
Meclis, bir bakanın öfkesini boşaltacağı, eleştirilere yanıt veremediğinde hakarete sığınacağı yer değildir. Orası halk adına konuşulan, soru sorulan ve hesap verilen bir yerdir.
Şimdi kendimizi özel gereksinimli bir çocuğun annesinin yerine koyalım. Yıllardır çocuğunun kendine güvenmesi, farklılıklarından utanmaması ve toplumda kabul görmesi için çabalayan bir annenin...
O anne çocuğuna, “Sen değerlisin, sen de herkes gibi bu toplumun bir parçasısın” derken, Meclis’ten yükselen bu sözü nasıl açıklayacak?
Ya o sözü duyan, farklı gelişim özelliklerine sahip bir genç? Kendisiyle ilişkilendirilen bir ifadenin hakaret olarak kullanılmasını nasıl karşılayacak?
Bir ailenin yıllarca emek vererek güçlendirmeye çalıştığı özsaygıyı, düşünmeden söylenmiş iki kelimeyle incitmeye kimin hakkı var?







