Tufan Erhürman’ın New York temasları sonrasında iki ayrı tartışma var.
İlki, yüzde 65 oy alarak Cumhurbaşkanlığına seçilmiş bir siyasi gücün, böylesine kritik bir uluslararası platformda daha geniş ve daha yüksek düzeyli temaslar gerçekleştirmesinin beklenmesiydi.
Elbette Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafının temaslarını engellemek için yürüttüğü malum girişimleri görmezden gelmek mümkün değil.
Ancak bu gerçek, daha kapsamlı bir temas programı beklentisini ortadan kaldırmaz.
İkinci ve belki de daha dikkat çekici başlık, Nikos Hristodulidis’in üçlü görüşme talebi.
Burada böyle bir görüşme uzlaşısı yokken, neden ansızın New York’ta görüşme refleksi doğdu Rum liderin…
Anlaşılan odur ki; Hristodulidis bu isteği, eski DİSİ Başkanı Averof Neofitu’nun “New York’ta Kıbrıs konusunda ilerleme olmazsa başkanlık seçiminde aday olacağım” açıklamasından sonra gündeme getirdi.
Bu zamanlama tesadüf mü, yoksa Hristodulidis’in iç siyasette elini güçlendirmek için bir hareketlilik fotoğrafına ihtiyaç duymasının sonucu mu?
Erhürman’ın tavrı burada nettir: Müzakere metodolojisinde uzlaşı sağlanmadan, Rum liderliğinin her görüşmede dönüşümlü başkanlığı güvenlik ve garantiler başlığına bağlayarak “esaslı konulara girildi” görüntüsü yaratmasına izin vermeyeceğini söylüyor.
Bu, yalnızca teknik bir itiraz değildir.






