“Hayatta ‘altın bilezik’ sahibi olmak önemli”… Narin Ferdi Şefik, çocukluk yıllarından emeklilik dönemine uzanan yaşam öyküsünü anlattı. Yargının güvenilirliğini korumanın büyük bir sorumluluk olduğunu belirten Şefik, kadınların hem mesleki hem de ailevi sorumluluklar taşıdığına dikkat çekti. “Altın bilezik” sahibi olmanın ve ekonomik bağımsızlığın önemine işaret eden Şefik, kadınların gücünün özgüvenden geldiğini söyledi.
Yusuf Bahadır AYDIN
Bir ömür adaletin ve hukukun içinde geçen meslek hayatının ardından emekliliğe adım atan KKTC’nin ilk kadın Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Ferdi Şefik, bu kez kürsüden değil, hayatın içinden konuştu. Şefik, KIBRIS TV’de Melis Burcu’nun sunduğu “Kadının Gücü” programında çocukluğundan meslek hayatına, kadın olmaktan aile yaşamına, yargıçlık deneyimlerinden gençlere verdiği öğütlere kadar yaşamından izler taşıyan samimi bir söyleşi gerçekleştirdi. Şefik, hukuk ve adaletle geçen yıllarının yanı sıra, kadın kimliğiyle taşıdığı sorumlulukları, aile hayatını ve hayat boyunca edindiği deneyimleri de samimi sözlerle paylaştı.
“Tarafsız olamadığınızı düşünüyorsanız o davada oturamazsınız”
Programda adaletin sembolü olarak gözleri bağlı, bir elinde terazi, diğerinde kılıç bulunan kadın figürü üzerinden adalet kavramını değerlendiren Şefik, terazi ve gözlerin bağlı olmasının tarafsızlığı temsil ettiğini söyledi. Yargıçların baktıkları davalarda tarafsız olmalarının temel bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Şefik, yargıcın tarafsızlığını etkileyebilecek her türlü yakınlığın yargılamanın sağlıklı yürütülmesinin önünde engel oluşturduğunu belirtti. “Yargıladığınız kişilere herhangi bir yakınlık olmamalı, tarafsız olabilmeniz gerekir. Yazılı bir kural olmasa da tarafsız olamayacağınızı düşündüğünüz bir olayda yargıç olarak oturamazsınız” diyen Şefik, kişinin kendisiyle veya yakınlarıyla ilgili bir durumun davaya konu olması halinde yargıcın davadan çekilme talebinde bulunabileceğini ifade etti. Şefik, objektifliğin kaybedildiği noktada adaletin ve hukukun korunmasının da mümkün olmayacağını belirterek, “Objektif olamadığınız noktada doğru düzgün bir yargılama yapmanız olanaksız. O noktada adaleti, hukuku koruyor olmak neredeyse imkansız oluyor” dedi.
“İlk kadın başkan olmanın farklı bir şey olduğunu düşünmedim”
1981 yılında avukat, 1987 yılında ise yargıç olarak mesleki yolculuğuna başlayan Şefik, yıllar içinde mahkeme salonlarının hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldiğini anlattı. 2015 yılında Yüksek Mahkeme Başkanı olduğunda ise bu kez mesleğinin en üst noktasında farklı bir sorumlulukla karşı karşıya kaldığını belirtti.
İlk kez yargıç olarak mahkeme salonuna girdiği günü de anlatan Şefik, 27 yaşında olduğunu ve o gün büyük bir heyecan yaşadığını söyledi. Meslek hayatı boyunca kendisine destek olan iki meslek büyüğünün bulunduğunu ifade eden Şefik, onların desteğiyle bu süreci aştığını kaydetti.
Yüksek Mahkeme Başkanı olduğunda “ilk kadın başkan” olmanın kendisi açısından özel bir anlam taşımadığını dile getiren Şefik, asıl önemli olanın yıllarını verdiği meslekte en üst noktaya ulaşmak ve bunun sorumluluğunu taşımak olduğunu söyledi. “Hiçbir zaman ilk kadın başkan olmanın farklı bir şey olduğunu düşünmedim. Yıllarınızı verdiğiniz bir meslekte en üst mertebeye gelen bir kişisiniz. Cinsiyetin bence bir önemi yoktur” diyen Şefik, mesleki hayatında kadın-erkek ayrımcılığı açısından kendisini şanslı gördüğünü belirtti.
Şefik, yargıçlık yaptığı yıllarda kadın yargıçların sayısının bugüne kıyasla oldukça az olduğunu, bugün ise yargıçların yüzde 70’inden fazlasının kadın olduğunu ifade etti.
“Yargının güvenilirliğini en üst seviyede tutmak büyük sorumluluk”
Yüksek Mahkeme Başkanlığı dönemini anlatırken makamın kişisel bir sorumluluktan öte, tüm yargı kurumunu ilgilendiren bir görev olduğuna dikkat çeken Şefik, önceliğinin yargıya duyulan güveni korumak olduğunu söyledi. Görevi boyunca yalnızca başkan olarak değil; tüm Yüksek Mahkeme ile birlikte hareket ettiğini vurgulayan Şefik, “Yüksek Mahkeme Başkanı olarak aslında sadece başkan değil, tüm Yüksek Mahkeme ile birlikte, çünkü kolektif olarak çalışırız, yargının ülke nezdindeki güvenilirliğini en üst seviyede tutmak hedef” dedi. Büyük bir sorumluluk taşımasına rağmen görevinin mesleki açıdan keyifli bir dönem olduğunu belirten Şefik, çalışma arkadaşlarıyla uyum içinde çalışmasının da bu süreci kolaylaştıran önemli unsurlardan biri olduğunu ifade etti.
“Aile desteği bu dengeyi kurmada çok önemli”
Programda iş ve özel yaşam arasındaki dengeye de değinen Şefik, yargıçlık mesleğinin mahkeme kapısından çıkıldığı anda sona ermediğini anlattı. Karar yazmak ve ertesi gün görülecek davalara hazırlanmak için evde de çalışılması gerektiğini belirten Şefik, bu yoğun temponun aile desteğini önemli hale getirdiğini söyledi.
Meslek hayatının farklı dönemlerinde ailesinin desteğini yanında hissettiğini anlatan Şefik, evlenmeden önce annesinin, evlendikten sonra ise aynı meslekten olan eşinin kendisine büyük destek verdiğini ifade etti.
“Yoğun çalıştığınız için uzun saatler çalışmanız gerekiyor. Bizim meslekte evde de çalışmanız lazım. Mahkeme binasından ayrıldığınızda kalemi bırakıp eve gidemiyorsunuz” diyen Şefik, aile desteği sayesinde mesleği ile özel yaşamını birlikte yürütebildiğini kaydetti.
Kadınların ise hem mesleki hem de ailevi sorumlulukları aynı anda taşımak durumunda kaldığına dikkat çeken Şefik, iş ve aile yaşamı arasındaki dengenin kadınlar açısından önemli bir konu olduğunu vurguladı.
“Kadınların üzerindeki sorumluluklar hâlâ fazla”
Kadınların iş hayatındaki başarılarının çoğu zaman yalnızca mesleki başarıları üzerinden değerlendirilmediğine dikkat çeken Şefik, toplumun kadınlardan aynı zamanda iyi bir anne, iyi bir eş ve iyi bir ev yöneticisi olmalarını beklediğini söyledi.
Bu beklentilerin kadınların üzerinde hâlâ önemli bir yük oluşturduğunu belirten Şefik, genç kuşaklarda görev paylaşımının arttığını gözlemlediğini ancak bunun henüz tam anlamıyla eşit bir noktaya ulaşmadığını ifade etti.
Bu noktada erkek çocuklarının yetiştirilmesinde annelere de önemli sorumluluk düştüğünü vurgulayan Şefik, çocuklara küçük yaşlardan itibaren sorumluluk bilinci, empati ve karşılıklı saygının kazandırılması gerektiğini söyledi.
“Okullarda hayat dersi de verilmeli”
Eğitimin yalnızca akademik bilgilerle sınırlı kalmaması gerektiğini savunan Şefik, çocukların hayata hazırlanmasının da eğitim sürecinin önemli bir parçası olması gerektiğini söyledi. Vicdan, merhamet, empati ve insan ilişkileri gibi değerlerin küçük yaşlardan itibaren kazandırılmasının önemine dikkat çekti.






