Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’in yapısına yönelik eleştirileri, uluslararası sistemin yıllardır tartışılan en temel sorunlarından birini yeniden gündeme taşıdı: Adalet, eşitlik ve temsil…
Erdoğan’ın BM Güvenlik Konseyi’nin daha adil, kapsayıcı ve uluslararası toplumun beklentilerine yanıt verebilecek bir yapıya kavuşturulması gerektiği yönündeki çağrısı, yalnızca kurumsal bir reform talebi olarak görülmemeli…
Bu çağrı, uluslararası hukuk ve eşitlik ilkelerinin tüm halklara aynı ölçüde uygulanması gerektiğini de hatırlatıyor…
…
Peki, Birleşmiş Milletler bu ilkeleri Kıbrıs konusunda ne kadar hayata geçirebildi?
Kıbrıs Türk halkının yaşadıkları, bu soruya verilecek yanıt açısından son derece önemli…
1963 yılında ortaklık Cumhuriyeti'nin fiilen çökmesinin ardından Kıbrıs Türkleri devletin yönetiminden dışlandı…
Buna rağmen uluslararası toplum, Rum yönetimini adanın tek meşru hükümeti olarak kabul etmeyi sürdürdü…
1964 tarihli BM Güvenlik Konseyi'nin 186 sayılı kararı ise bu statükonun uluslararası düzeyde pekişmesinde belirleyici bir rol oynadı…
Aradan geçen 63 yıla rağmen Kıbrıs Türk halkının “uluslararası statü” sorunu çözülemedi…
Üstelik 2004 yılında Annan Planı'na Kıbrıs Türk tarafı “evet”, Rum tarafı ise “hayır” demesine rağmen uluslararası izolasyonların devam etmesi, adalet ve eşitlik tartışmalarını daha da derinleştirdi…






