Lefkoşa 21°USD50,16 ₺▲EUR56,09 ₺▼GBP67,21 ₺▼GRAM ALTIN6.575,93 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Kıbrıs Sorunu BM Genel Sekreterliği’nin Anahtarı Mı?

Kıbrıs sorunu Crans Montana’dan sonra rafa kalktı. 2003 Annan referandumundan sonraki en ciddi çözüm eşiği, ancak 14 yıl sonra yakalanmışken,...

4 dakika okumaHaber: Aysu Basri Akter
Paylaş
Kıbrıs Sorunu BM Genel Sekreterliği’nin Anahtarı Mı?

Aradan geçen 9 yılda da çözüm süreciyle ilgili kayda değer bir gelişme olmadı. Aksine, ayrılığın kemikleştiği, çözümsüzlüğün normalleştiği bir sürece girildi.

Yeni kapı açılmasını bir tarafa bırakın, mevcut kapıların çalışması ya da kapanmamasını kar saydığımız bir dönem yaşadık.

Şimdi de bir çözümü değil, çözüm için çaba harcanacak müzakere masasının kurulması için yapılan görüşmeleri konuşuyoruz.

Ancak Kıbrıs sorununun belki de en umutsuz zamanlarından birinde, konjenktür yeniden bazı gelişmelere sahne olabilir gibi görünüyor.

Geçtiğimiz gün, BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi Holguin’in Türkiye Büyükelçiliği’nde Büyükelçi Başçeri ile görüşmesi ciddi bir yankı yarattı.

BM Temsilcileri en kritik dönemlerde bile böyle bir görüşme yapmazken, Holguin, Türkiye’nin KKTC’yi tanıdığının nişanesi olan elçilik binasında basına poz vermeyi tercih etti.

Elçilikteki bu görüşme, tarafların 4 geçiş noktası konusunda uzlaşı sağlaması çabalarının bir parçası olarak gösteriliyor.

Bugün adaya gelecek Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da bu yönde çalışmalar yapacağı, Rum basınına göre, hafta sonu bu konuda varılacak bir uzlaşının kamuoyuyla paylaşılabileceği konuşuluyor.

Ancak diplomasi arenasında, Kıbrıs sorunuyla ilgili çabaların perde gerisinde farklı motivasyonlar olduğuna da şahitlik ediyoruz.

Ve böylelikle, Kıbrıs sorunu en umutsuz zamanlarından birinde, BM Genel Sekreterliği üzerinden önemli bir geçiş kartı konumuna geliyor.

BM Genel Sekreteri Guterres’in görev süresi yıl sonu doluyor.

Teamül gereği BM’nin ilk kadın Genel Sekreteri de olacak Kostarikalı Rebeca Grynspan Mayufis’in seçilmesi bekleniyordu. Ancak Ekim sonu yapılan Güvenlik Konseyi gayrı resmi oylamasında, 15 üyeden 11’inin desteğini alması, Genel Sekreterlik konusunda bir uzlaşı yakalanamadığını ortaya koydu.

Üstelik bu adaya karşı çıkan 4 ülkenin içinde, 5 daimi üyeden birinin olup olmadığı henüz bilinmiyor. Daimi üyelerden birinin bile karşı çıkması, resmi seçimde veto engeli yaratabilir.

Türkiye, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “yaşanan tıkanıklığı aşacak diplomatik bir jest” olarak tanımladığı AGİT Genel Sekreteri Feridun Sinirlioğlu’nun adaylığını açıkladı.

Bu satırlar yazılırken, Sinirlioğlu diğer 7 adayla birlikte, BM Güvenlik Konseyi’nin gayri resmi oylama sonuçlarını bekliyordu.

Açıklanan takvime göre, bu akşam da Kıbrıs saatiyle 23.00’de BM Genel Kurulu’nda kamuya açık interaktif bir ortamda vizyonunu sunup, ülkelerin sorularını yanıtlayacak.

İlgilenenler BM’nin resmi sayfasından gelişmeleri takip edebilir, bu görüşmeyi canlı olarak izleyebilir.

Sinirlioğlu, 9 Kasım Pazartesi günü de BM Güvenlik Konseyi üyeleriyle görüşme gerçekleştirecek.

Üstelik Sinirlioğlu’nun BM Genel Sekreteri olması Türkiye’nin BM zemininden kopuk Kıbrıs politikasını da evriltmesi anlamına gelecek.

Her ne kadar Sinirlioğlu Türkiye resmi politikasından farklı bir söylem kullanmasa da AGİT Genel Sekreterliği için Türkiye ve Yunanistan’ın uzlaşısıyla, 57 ülke desteğiyle seçilen bir kariyer diplomatı olarak bu makamda oturması anlamlı olacak.

Sinirlioğlu’nun seçilememesi durumunda da mevcut Genel Sekreter’in Özel Temsilcisi Holguin’in aday olabileceği konuşuluyor. Rum basınına göre Holguin, bu konudaki istekliliğini diplomatik çevrelere iletti.

Üstelik Latin Amerika kökenli kadın bir diplomat olması da beklenen teamülleri karşılaması açısından anlam yaratıyor.

Ancak konuşulan her iki adaylık da Kıbrıs sorununda yaşanan tıkanıklığın önünü açacak bir hamleyle güçlenecek.

O açıdan geçiş kapıları sadece toplumlararası bir kazanç değil, diplomasi pazarlığının da önemli bir köprüsü haline geldi.

Bu alanda atılacak bir adım ve müzakere masasının kurulması için oluşturulabilecek bir zemin, şüphesiz ki, hem Sinirlioğlu hem de tabii ki Holguin için önemli bir referans olacak.

Şu anda geçişe açılması beklenen 4 güzergahdan bahsediliyor.

Bunlardan biri Haspolat.

Geçişe açılması en gözle görülür etki yaratacak yerlerin başında geliyor, Haspolat. Sanayi, üretim, depolama ve ticari faaliyetlerin konuşlandığı, büyük şirketlerin son dönemde önemli yatırımlar yaptığı bir bölge. Buradan açılacak araçlı bir geçiş, hem Metehan trafiğini önemli ölçüde rahatlatacak hem de ticaret ve iş bağlantılarını kolaylaştıracak.

Diğer bir geçiş noktası Akıncılar-Limya.

Ulaşım bağlantıları sınırlı, kırsal bir bölge. Burada açılacak bir kapı hem Akıncılar’ın çevre ile ilişkisini hem de ekonomik hareketliliğini artırabilir.

Yine çok konuşulan Kiracıköy-Eğlence geçiş noktasının açılması da bu paket içinde yer alıyor.

Bu güzergah, özellikle Kıbrıslı Rumların ulaşımını kolaylaştıracak bir nokta olarak tarif ediliyor. Ancak buraya açılacak bir geçiş kapısı, Kuzey ile Güney arasında karşılıklı giriş çıkışın ve yerel ekonomik faaliyetlerin de hayat bulması anlamına gelecek.

Lefke bölgesinde Kampos yakınlarında yeni bir geçiş bölgesinin de tartışmalı Erenköy kapısına alternatif olarak, Hristodulidis’in 19 maddelik önerileri arasında yer aldığı ve diğer geçiş noktaları gibi bu konuda da bir uzlaşı yakalandığı belirtiliyor.

Hatta Rum Lider basına yaptığı açıklamada, gelişmelerin olumlu olduğunu ve hafta sonu kamuoyuna bir açıklama yapılabileceğini söyledi.

Yeni kapılar şüphesiz hem ekonomik faaliyetler ve toplumlararası ilişki ve temasın gelişmesi için önemli hem de 9 yıldır tek arpa boyu yol alınamayan bu ortama bir nefes yaratabilecek bir özelliğe sahip.

Şüphesiz sadece kapı açmak çözüm için yeterli değil. Ancak çözüm için şartların oluşmasına, güven tesisinin gelişmesine katkısı da yadsınmamalı.

Dileyelim ki, bu kadar uzun süren olumsuz ortam, bu unsurlar üzerinden de olsa canlanır ve tarafların masada buluşabilmesinin önünü açar.

Kaçırılan her fırsatta nasıl bir bedelle karşı karşıya kaldığımızın ve bu bedelin sadece Kıbrıslı Türkler için değil hem bölge hem de Kıbrıslı Rumlar için ağır olduğunu yaşayarak öğrendik.

Bundan sonrası, toplumların da dahil olacağı, bugüne kadar çok sessiz izleyen siyasi partilerin de katkı sağlayacağı bir süreçle olgunlaşabilir.

Aksi, zaten kemikleşmiş çözümsüzlük ortamında daha da ağır bedeller.

Bu yazı toplam 0 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler