Hayat devam ediyor…
“Kaza”yı tartışıyoruz!
“Gemi iki saat denizde yan yatır bir şekilde kaldı, o 28 kişi de kurtarılamaz mıydı?”
Bunu konuşuyoruz mesela!
-*-*-
Ve bir yığın insan sosyal medya üzerinden resmen “şov” yapıyor!
Siyasetle birlikte!
Siyaset de devam ediyor tabii ki…
Acıyı siyasi avantaja çevirme çabaları da…
-*-*-
Ve hepsinden daha da kötüsü, “corruption”u savunanlar!
Bu geminin esas batış sebebi, KKTC’nin “corrupt” olmasıdır!
Ve bu “corruption”un parçası olan herkes, utanmadan onu savunmaya bile çalışıyor!
-*-*-
Neyse; elbette arama / kurtarma çalışmaları da sürüyor…
Hala haberlerde “şu kadar kayıp, bu kadar ölü” diye açıklanan “rakamlar” görüyoruz…
-*-*-
Bu arada arama / kurtarma çalışmalarında “ilk rakamlar”ı Türkiye medyasının, KKTC medyasından çok daha önce öğrenmesi ve duyurması ayrı bir “tartışma” konusu…
-*-*-
Ve evet, günlük yaşam sürüyor…
-*-*-
Yas üç gündü!
Hafta sonuna uzatıldı!
Beş gün, yedi gün derken, bir ay sonraki etkinlikler de ertelendi!
-*-*-
Ekmeğini sadece günlük – haftalık müzik işlerinden kazananlar da elbette üzülmüştür ama “hayat devam ediyor” ve eminim kayıp yakınları da kimsenin ekmeğiyle oynanmasını ve ekmeğinden olmasını istemiyordur!
-*-*-
Evet, günlük yaşam, gündem pek değişmese de normal seyrine girdi…
-*-*-
Geçtiğimiz Perşembe günü, annemin teyzesinin kızı, Raziye ablamız da aramızdan ayrıldı…
Raziye ablamız, uzun yıllar Lefkoşa’daki Mısırlızade Sineması’nda hizmet veren merhum Halil İnönü’nün eşiydi…
Dün Lefkoşa’da İsmail Safa Camisi’nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazı sonrasında Lefkoşa Kabristanlığına defnedildi…
-*-*-
Üç evladına, torunlarına, kardeşlerine, ailemize, sevenlerine başsağlığı dilerim…
Allah rahmet eylesin…
-*-*-
Cenazede etrafı inceledim…
Raziye ablanın adı, rahmetlik nenemin, yani teyzesinin adıydı…
-*-*-
Raziye ablanın cenazede göz yaşı döken kız kardeşinin adı Nermin…
Nermin de merhum annemin 18 yaşında ev yıkılıp altında can veren kız kardeşi, yani hiç görmediğim teyzemin adı…
Ayrıca rahmetlik dayım Erol Teralı’nın kızının adı da Nermin…
O de cenazedeymiş ama kalabalıktan görüşemedik!
-*-*-
Bunları neden mi anlatıyorum?
-*-*-
Annem, Raziye abla ve onların jenerasyon yavaş yavaş ölüyor…
Bundan daha doğal bir şey de yok!
-*-*-
Annem, Raziye abladan büyüktü ama her ikisi de annelerinin – babalarının köyü Tera’yı çok iyi hatırlıyordu; 1974’te 20’li 30’lu yaşlardaydılar…
-*-*-
Annem de Raziye abla da Tera’da yaşamıyordu hatta Raziye ablanın merhum annesi de çoktan Tera’dan ayrılmıştı ama mezarlıkta şunu özellikle düşündüm; “… bizler ikinci kuşaksak, üç ve dördüncü kuşakların hafızasında artık Tera olmayacak!”
-*-*-
Ülke içinde 1974 sonrası hatta ondan öncesi de savaş – çatışma sebebiyle göçler oldu…
Özellikle 1974’teki karşılıklı göç, istesek de istemesek de; Ada’yı ortasından ikiye böldü…
Ve geçen zaman, Rumların yeni nesilleri ve Türklerin yeni nesilleri için, “geçmişin hafızasını” sildi…
-*-*-
Tera’yı hatırlayan, bilen hafızayı taşıyanlar tek tek gidiyor…
-*-*-
Tera’yı elbette hatırlıyorum…
Kızımla oğluma da hatırlatıyorum…
Hatta bir arkadaş grubumuz var “Tera kökenli”, iki – üç ayda bir gidip köyü görüyoruz!
-*-*-







