Lefkoşa 23°USD49,96 ₺▲EUR55,81 ₺▼GBP67,01 ₺▲GRAM ALTIN6.222,90 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

İbrahim Erkan Manavoğlu ve “Tacın İncisi” kitabı

1946 yılında Leymosun’da doğan İbrahim Erkan Manavoğlu’nunn bu beşinci kitap çalışması. Bundan önce; “Sekiz...

3 dakika okumaHaber: Eralp Adanır
Paylaş
İbrahim Erkan Manavoğlu ve “Tacın İncisi” kitabı

   Bundan önce; “Sekiz Mevsim Erenköy (Cephe Şiirleri)”, “Ağabeyim Kara Mehmet (biyografik roman)”, “Kıbrıs’tan Çağatay Geçti/Kurucu Başbakan Mustafa Çağatay (anılar, tanıklıklar)” ve “Korona Günleri (Öyküler)” isimli kitaplarını okuyucuyla buluşturdu.

   Kalan yayınları arasından okura sunulan kitap sekiz ana başlık altında yer alan öykülerden oluşmaktadır. Tıpkı İbrahim bey gibi bir Leymosunlu olduğumdan, kitabın her satırı beni anılarıma götürürken, doğup 9.5 yaşıma kadar yaşadığım Leymosun’umun insanlarını, mahallelerini, öykülerini çokça bu kitapta buldum. Geçmiş yıllarda Doğan Türk Birliği’nin futbolcusu da olan rahmetli babamdan da satırarasında bahsedilmesi apayrı bir duygu kattı bana. Kitabın arka kapak yazısını öncelikle sizlerle paylaşmak istiyorum...  

   “İbrahim Erkan Manavoğlu belleğinden süzülen, bir coğrafyanın dilini, insanını ve kırılmalarını taşıyan çok katmanlı bir anlatı dünyasına davet ediyor okuru.

   Leymosun’dan köy düğünlerine, çocukluk sokaklarından göçün ve çatışmanın eşiğine uzanan bu metinlerde Manavoğlu, yalnızca hatırlayan değil: gördüğünü, yaşadığını ve duyduğunu yazıya dönüştürme kudretiyle yeniden kuran bir tanık olarak karşımıza çıkıyor.

   Bu tanıklığın en belirgin gücü, metinlerin damarında dolaşan yöresel dil zenginliği. Kıbrıs Türkçesinin canlılığı, gündelik konuşmanın doğallığı, deyimler, sesler, ritimler... Bütün bunlar bir toplamın ayrıntılı parçaları olmakla birlikte aynı zamanda bir hafıza mekânına dönüşüyor.

   Manavoğlu’nun yazdıklarında çocukluk; masumiyetle birlikte utancı, merakı ve korkuyu da taşır. Aile vazgeçilmez anılar yumağıdır. Sokak öğretir ama iz bırakır. Ve bütün bu bireysel deneyimler, yazarın güçlü gözlem yeteneğiyle sosyolojik bir gerçekliğe dönüşür.

   Bu kitapta yer alan öyküler, anılar, kısa anlatılar ve meseller; yalnızca kişisel hikâyeler değildir. Her biri, bir dönemin ruhunu, bir toplumun çelişkilerini ve bir coğrafyanın dönüşümünü görünür kılar.

   İbrahim Erkan Manavoğlu, anlatırken yalnızca gemişi kaydetmez; onu çözer, yeniden kurar ve okurun önüne bir yaşanmışlık atlası olarak serer.

   Çünkü bazı hayatlar anlatıldıkça anlam kazanır.”

   Kitaptan iki alıntı yapmak istiyorum sizler için. Çocukluğumda hatırımda kalan deniz panayırından bahsedildiğinde, o günler canlandı gözümde. Hele ki teknelerle ailece çıklan gezintiler... şöyle dile getiriyor İbrahim bey o günleri kitabında...

   “... 1940 yılından itibaren Alman ve İtalyan uçakları Kıbrıs’ı bombalamayı çoktan bırakmışlardı. Rumların Nuh Tufanı’nın hatırası olarak kutladıkları Kataklizmo deniz panayırı Leymosun’da yeniden yapılmaya başlamıştı. Bu panayıra Türkler de katılıp ürünlerini satıyorlar ve sportif etkinliklerde yer alıyorlardı. Bir efsane olan Mustafa “Mis” yüzmenin her dalında Rumlar’a nal toplatıyordu; Türk gençleri yağlı direk ve sandal yarışlarında da başarılı oluyorlardı. Haziran’ın 13’ünde başlayan panayır bir hafta sürüyordu...”

   Mustafa Mis amcamıza da yeri gelmişten Tanrıdan rahmet diliyorum... kitapta beni en çok etkileyen ise, “Bilge ile Spiro’nun Dramı” başlıklı öyküsü oldu. O kadar derin bir hikâyeye sahip ki, öyküden romana dönüşebilecek güçte bir yaşanmışlık barındırıyor içinde. Klasik bir Türk erkeğiyle bir Rum kızın aşkı’ndan öte, sosyal yaşamımızdaki Türk-Rum bölünmüşlüğü, dostlukların, yaşanmışlıkların, paylaşımların an gelir iki toplum bireyleri arasında nasıl iki cepheye bölündürdüğünü de görmekteyiz. Kitapla ilgili son alıntıyı da bu konudan yaparak yazımı tamamlamak istiyorum.    

   “... 1941’den 1955’e, bombaların patladığı bu 1 Nisan gününe kadar ne mutlu 14 yıl geçirmişlerdi.

   Evliliklerinin 2. Yılında bir erkek çocukları oldu. Onu Türk ve Müslüman olarak yetiştireceklerdi. O akşam kendini biraz daha naza çeken Niyazi Efendi oğlunun evine ilk defa geldi ve torununun kulağına besmeleyi okuduktan sonra üç defa Bilge, Bilge, Bilge diye fısıldadı. Torununu kucağına aldı ve altını taktı. Sonra da oğluna ve gelinine elini öptürdü. Aralarındaki buzlar çözüşlmüştü.

   İki yıl sonra bir erkek çocukları daha oldu. Onu da Rum ve Hristiyan olarak yetiştireceklerdi. Kiriye Aleksi karısı Marulla’nın teşvikiyle Aya Napa kilisesinde yapılan vaftiz törenine katıldı. Vaftiz edildikten sonra bebeğe Spiro adı konuldu. Aleksi bebeği kucağına alıp öptü. Sonra Mariya’nın kucağındaki Bilge’ye gözü ilişti. Türk de olsa nihayet o da torunuydu. Kızına yaklaştı bebeği kucağına alıp sevdi. Mariya’yı kucaklarıp öptü. Osman’a elini uzattı. İki erkek nazikçe tokalaştılar. Böylece Mariya’nın ailesiyle de buzlar çözülmüş oldu...”

01-kasim-2026-eralp-ibrahim-erkan-manavoglu-ve-tacin-incisi-kitabi.jpg

Bu yazı toplam 223 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler