MAAŞ ÖDENDİĞİ SÜRECE; İSTERSE DÜNYA YANSIN…. BORCUN BU KADAR BÜYÜMESİNDEN, YÜKSEK FAİZDEN, YARATILAN KAYNAKLARIN MAAŞA GİTMESİNDEN ÖRNEĞİN SENDİKA BAŞKANLARI, SENDİKACILAR RAHATSIZ OLMUYOR MU?
SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR KAMU YAPISI, GELECEKTE ÖDENECEK MAAŞLARI RİSKE ATMAYAN BİR KAMU MALİYESİ YÖNETİMİ, SENDİKAL YAŞAMDA DERT EDİLMESİ GEREKEN BİR KONU… BU RAHATLIK GERÇEKTEN BİRAZ FAZLA
Son günlerde kamu maliyesine biraz fazla takıldım. Ama rakamlar insanın yakasını bırakmıyor. 2025 sonunda 16,3 milyar TL olan iç borç, dokuz ay geçmeden 33 milyar TL’ oldu. Dün, 2 milyar TL daha borç onaylandı. Koşa vade, yüksek faiz… ve yine sadece maaş içim
28 Ağustos’ta 4 milyar 715 milyon TL borçlanıldı. Vade 91 gün, ortalama faiz yüzde 38,60. 4 Eylül’de 4 milyar 86 milyon TL daha… Vade 98 gün, ortalama faiz yüzde 38,92. Yani yıllardan bile söz etmiyoruz. Üç ay… Borcu alıyorsunuz, daha nefes almadan vadesi kapıya dayanıyor.
Şimdi bir başka noktaya bakmak istiyorum. Örgütlü kamu; sendikalar; sendika yönetimleri. Burada sendikaları “neden ses çıkarmıyorsunuz?” diye suçlamıyorum. Başka bir şey söylüyorum. Sendika başkanlarının da bu tablodan ciddi biçimde rahatsız olması, hatta gelecek kaygısı yaşaması gerekiyor.
Çünkü onların temsil ettiği insanların maaşlarından, hayat pahalılığı ödeneğinden, 13’üncü maaşından söz ediyoruz. Bunların korunması elbette sendikaların görevi. Ama mesele sadece maaşın miktarı olabilir mi? O maaşın nasıl ödendiğinin önemi yok mu?
Bugün maaş ödeniyor. 13’üncü maaş ödeniyor. Hayat pahalılığı veriliyor. Güzel. Peki bu sistem ne kadar sürdürülebilir? Devlet sürekli borçlanıyorsa… Borcu çevirmek için yeniden borçlanıyorsa… Cari ihtiyaçları karşılamak için yeni kaynak arıyorsa…
Üstelik Merkez Bankası bünyesinde oluşan büyük kaynakları da yıl sonunda yine maaş yükünün karşılanması için kullanıyorsa… Burada yalnız Maliye’nin değil, sendikaların da sorması gereken sorular var. Çünkü sendikanın görevi sadece bu ayki maaşı korumak olmamalı.






