Tam 67 ay. Beş yıl yedi ay. KKTC’de fiyatların genel seviyesi tek bir ay bile gerilemedi. Enflasyon bazen hızlandı, bazen yavaşladı. Yıllık oran düştü, yeniden yükseldi. Ama vatandaş açısından değişmeyen tek bir gerçek var:
Fiyatlar hep yukarı gitti. Eylül ayında aylık enflasyon yüzde 3,34. Yılın ilk dokuz ayında yüzde 28,15. Yıllık enflasyon yüzde 35,02.Şimdi bu rakamları bir kenara yazın. Bir de 67 ay boyunca bu ülkede yaşamaya çalışan insanları düşünün.
Devlet bile dayanamadı bu enflasyona. Hayat pahalılığı maaşlara yansıdıkça kamunun maaş yükü katlanarak büyüdü. Gelir aynı hızda büyümeyince açık oluştu. Borçlanıldı. Borç çevrildi. Yeniden borçlanıldı. Bugün kamu borcu 40 milyar TL sınırına dayanmış durumda.
Şimdi Maliye yeniden piyasaya çıkıyor. 5 milyar TL, 7 milyon dolar ve 14 milyon sterlinlik dört ayrı borçlanma ihalesi daha var. Dövizle alınacak para SWAP yöntemiyle TL’ye çevrilip kullanılacak. Üstelik vadeler 91, 119 ve 133 gün.
Dikkat edin, yeni ihalelerin tamamını mevcut borcun üzerine koyup “borç 48 milyar oldu” diyemeyiz. Bir bölümü vadesi gelen borçların çevrilmesinde kullanılabilir. Ama değişmeyen gerçek şu: Devletin bile bu enflasyon karşısında ayakta kalabilmek için sürekli kaynağa ihtiyacı var.
Peki vatandaş ne yapıyor? Bir küçük esnaf düşünün. Kirası arttı. Elektriği arttı. Çalışanının maliyeti arttı. Nakliye arttı. Bankadan kullandığı paranın maliyeti arttı. Rafındaki malı sattıktan sonra aynı malı yerine koyabilmek için daha fazla sermayeye ihtiyacı var.
Fiyatını artırsa müşteri kaybediyor. Artırmasa sermayesinden yiyor. Bir çiftçiyi düşünün. Mazot, gübre, ilaç, makine, yedek parça… Bir hayvancıyı düşünün. Yem, elektrik, veteriner, ilaç, finansman…
Üretmekten vazgeçse memleket kaybedecek. Üretmeye devam etse bazen kendisi kaybedecek. Buna can mı dayanır, yürek mi? Burada çok önemli bir ayrım yapıyorum. Memurun hayat pahalılığı karşısında korunmasına itiraz etmiyorum.
Korunsun. Maaşı da korunsun. Kazanılmış hakkı da. Ben başka bir şey soruyorum: Memur dışında kim korunuyor? Çünkü enflasyon herkesin kapısını çalıyor ama herkesin elinde aynı kalkan yok. Kamuda hayat pahalılığı mekanizması var.
Özel sektör çalışanının kalkanı ne? Küçük esnafın ne? Çiftçinin? Hayvancının? Kendi hesabına çalışan binlerce insanın? Onların çocukları başka marketten mi alışveriş yapıyor? Elektrikleri başka tarifeden mi geliyor? Benzini başka fiyattan mı alıyorlar? Hayır.
Aynı enflasyonu yaşıyorlar. Ama aynı korumaya sahip değiller. Bizim esas adaletsizliklerimizden biri tam da burada. Bir başka sorunumuz daha var. Kullandığımız para biriminin değerini biz belirlemiyoruz. Faiz politikasını biz belirlemiyoruz.






