Lefkoşa 30°USD47,73EUR55,20GBP64,47GRAM ALTIN6.670,80 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

“Hükümetin politikaları, kamu güvenliğini ve huzurunu bozdu”

İçişleri eski Bakanı, Bağımsız Milletvekili Ayşegül Baybars kamu güvenliği açısından en büyük sorunun, denetimsizlik ve devlet otoritesinin zayıflaması olduğunu belirtti.

10 dakika okumaHaber: https://www.yeniduzen.com/odul-asik-ulker-177y.htm
Paylaş
“Hükümetin politikaları, kamu güvenliğini ve huzurunu bozdu”

Mevcut hükümetin, kontrolsüzlük, denetimsizlik, kuralların keyfi ve istisna uygulamalarla aşındırılmasının, toplumun yıllardır sahip olduğu güvenlik kültürüne zarar verdiğinin altını çizen Baybars, bir an evvel seçime gidilerek, iradenin yenilenmesiyle birlikte, devletin denetim ve yaptırım gücünü yeniden ortaya koymak gerektiğini belirtti.

Baybars, “Ülkenin ekonomik faaliyetlerinin niteliği, kontrolsüz büyüyen bazı sektörler, kayıt dışı ekonomi, hızlı nüfus artışının kontrol edilememesi, ülkenin ihtiyaç duyduğu yabancı işgücü, ülkeye giriş-çıkışlar, muhaceret statüleri, ucuz işgücü talebi, adres ve konaklama kayıtları birbirinden ayrılabilir alanlar değildir. Bunların tamamında, plansızlık ve denetimsizlik, aynı zamanda kamu güvenliği politikalarını zayıflatan unsurlardır” diye konuştu.

İlgili tüm bakanlık ve kurumların koordinasyonuyla, kolektif bir devlet politikası oluşturulması gerektiğine dikkat çeken Baybars, “Ülkenin denetimsiz olduğu algısı yerleştiğinde, bundan sadece kayıt dışı çalışmak isteyenler değil, organize suç örgütleri ve suç işlemeyi planlayan kişiler de faydalanmaya çalışabilir” dedi. Baybars, toplumun, devletin süreci yönettiğini hissetmek, kuralların herkese eşit uygulandığını görmek istediğini kaydederek, “Güven duygusu ancak şeffaflık, hesap verilebilirlik ve etkin yönetimle yeniden tesis edilir” ifadesini kullandı.

“En büyük sorun, denetimsizlik ve devlet otoritesinin zayıflaması”

Soru: Toplum bir süredir kendini güvende hissetmiyor. Son dönemde yaşanan ciddi suç olayları toplumda büyük endişe yarattı. Sizce bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde kamu güvenliği açısından en büyük sorun nedir?

Baybars: Bugün kamu güvenliği açısından en büyük sorun, denetimsizlik ve devlet otoritesinin zayıflamasıdır. Bunu sadece polis veya asayiş meselesi üzerinden değerlendirmemek gerekir. Ülkenin ekonomik faaliyetlerinin niteliği, kontrolsüz büyüyen bazı sektörler, kayıt dışı ekonomi, hızlı nüfus artışının kontrol edilememesi, ülkenin ihtiyaç duyduğu yabancı işgücü, ülkeye giriş-çıkışlar, muhaceret statüleri, ucuz işgücü talebi, adres ve konaklama kayıtları birbirinden ayrılabilir alanlar değildir. Bunların tamamında plansızlık ve denetimsizlik aynı zamanda kamu güvenliği politikalarını zayıflatan unsurlardır.  Kamu güvenliği açısından sorun yalnızca denetimsizlik değildir.  Kuralların ihlal edilmesine rağmen etkin ve öngörülebilir yaptırım uygulanmaması, hükümetin sürekli istisnai uygulamalar ve aflarla bu ihlalleri sürekli tolere etmesi hukukun caydırıcılığını zedeler ve suç işleyenlerde veya kuralları ihlal edenlerde  “nasıl olsa yaptırımı yok” algısı yaratır. Bu da kamu güvenliğini doğrudan tehdit eden bir duruma yol açar.

“Kolektif bir devlet politikası oluşturulmalı”

Soru: Cezaevindeki tutukluların ve son dönemde kamuoyunda gündem olan bazı olaylara karışan kişilerin önemli bir bölümünün yabancı uyruklu olması, ülkeye giriş ve sonrasındaki denetim mekanizmalarını yeniden tartışmaya açtı. Siz de zaman zaman kimlikle giriş ve kayıtdışılık konularına dikkat çekiyorsunuz. İçişleri Bakanlığı döneminizde denetimleri güçlendirmek için ne yaptınız? Bugün güvenlik risklerini azaltmak için hangi ilave önlemler alınmalı?

Baybars: Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; bu tek başına İçişleri Bakanlığı’nın çözebileceği bir sorun değildir. Nüfus ve göç yönetimi, çalışma hayatının denetimi, kayıt dışı ekonominin tespiti, sektörlerin gerçek işgücü ihtiyacının belirlenmesi, turizm ve konaklama hareketlerinin takibi, ülkedeki ekonomik faaliyetlerin analizi, suçla mücadele ve benzeri alanlarda, ilgili tüm bakanlık ve kurumların koordinasyonunu gerektiren kolektif bir devlet politikası oluşturulması gereklidir.

Ben göreve geldiğimde çok temel bir yapısal sorunla karşılaştık. Nüfus verileri, doğum ve ölüm kayıtlarının bir bölümü eksikti, belli yaş gruplarındaki yabancıların kayıtları ve özellikle yabancı öğrencilerin muhaceret zorunluluğu yoktu, ülkeye çalışma izni dışında gelen ve ikamet eden kişilerin sisteme dahil edilmediği büyük bir boşluk vardı. Ülkede ikamet eden ile turist arasında ayrım kayıtlarda sağlanmamıştı. Dolayısıyla nüfusu tespit edip, planlama sağlamak ve denetimi etkinleştirmek için önce bu eksiklikleri giderecek dijital altyapıyı kurma, verileri sağlıklı bir şekilde sisteme aktarma ve ülkede bulunan kişileri statülerine göre kaydetmek için mevzuat değişikliği yaptık, kayıtsız kalan alanlarda kayıt zorunluluğu getirdik, diğer bakanlıklarla dijital sistemin kontrolü için altyapı çalışması yaptık. Kamu güvenliği değerlendirmeleri sonucunda bazı ülke vatandaşlarına vize uygulaması getirerek ülkeye girişleri daha kontrollü hale getirmeye çalıştık. TC ile imzaladığımız işbirliği protokolü ile kamu güvenliği açısından risk oluşturabilecek, ülkeye girişi sakıncalı olabilecek, yurtdışında aranan veya suç işlemiş kişilerin, giriş aşamasında tespit edilmesine yönelik bilgi paylaşımının ve işbirliğinin sağlanması için mekanizmalar geliştirdik. Ülkeye giriş-çıkışlarda, risk analizi yapılmasını sağlayacak sistemin yerleşmesi için çalışmalar yaptık. Suç işleyen ve özellikle kamu güvenliğini tehdit eden yabancıların, ülkeden çıkarılma ve kendi ülkesine gönderilmesine ilişkin süreçlerde net bir politika belirledik ve tolerans sağlamadık.

Kısacası, İçişleri Bakanlığı olarak bizim sorumluluğumuzda bulunan kayıt, giriş-çıkış, muhaceret denetimi, ki Polis Genel Müdürlüğü ile birlikte yapılması şarttır, ve kamu güvenliğine yönelik risklerin ortadan kaldırılması konusunda gerekli adımları kararlı ve net bir biçimde attık. Ancak, ülkedeki kayıt dışılığın kalıcı olarak ortadan kaldırılması, kamu güvenliği politikalarının yerleşmesi için, ekonomi, eğitim, turizm ve çalışma hayatının ve dolayısıyla ilgili bakanlıkların da içinde olduğu bütüncül bir devlet politikası ve sağlıklı bir nüfus politikası geliştirilmesi gerekir, bu yük tek başına İçişleri Bakanlığı’nın sorumluluğuna bırakılamaz, zaten bu hususlar, tek başına bakanlığın politika oluşturup çözebileceği bir mesele olmaktan çok uzaktır.

“Muhaceret affı artık istisnai bir düzenleme olmaktan çıktı”

Soru: Hükümetin muhaceret affı düzenlemesini, özellikle turist statüsünde bulunan kişilerin aftan yararlanmasını sert sözlerle eleştirdiniz ve bunun kayıtdışılığı teşvik edeceğini söylediniz. Ayrıca kontrolsüz ve plansız bir yapının ülkenin güvenliğini tehdit ettiğine de dikkat çekmiştiniz. Bugün gelinen noktada, asayişin güçlendirilmesi ve suçla etkin mücadele edilebilmesi için öncelikle hangi yapısal adımların atılması gerekir?

Baybars: Benim muhaceret affına yönelik temel itirazım, tam olarak buydu. 2022 yılından itibaren hükümetin dört kez muhaceret affı uygulaması, artık istisnai bir düzenleme olmaktan çıkıp, neredeyse kalıcı bir düzenleme haline dönüştü. Özellikle ülkeye turist statüsünde girip, ülkedeki kalış amacını sisteme dahil olmadan değiştirerek, kayıt dışı çalışma veya başka ekonomik faaliyetlerde bulunan kişilerin ya da ülkeye suç işleme temayülü ile gelen kişilerin aftan faydalandırılması ve bunun, sürekli bir şekilde yapılması, kayıtlılığın ve yasal statünün önemini ortadan kaldıran bir sonuç doğuruyor. Belli dönemlerde, belli kriterlerde ve sonucunda denetim ve sıfır toleransın sağlanabileceği bir sistem kurgusunda, zaman zaman çalışma barışının düzenlenmesi ve kayıtlılığın sağlanması için istisnalar yaratılması değerlendirilebilir. Fakat bir hükümet, sürekli olarak, kurallara uymayanlara af getiriyorsa, kurallara uymanın caydırıcılığı zayıflar, kayıt dışı kalmayı teşvik eder ve bu sadece muhaceret sistemini değil, kayıt dışı ekonomiyi, çalışma hayatını ve en nihayetinde kamu güvenliğini tehdit eden ciddi bir yönetim zaafiyetine dönüşür. Şu anda, bu hükümetin yıllardır uyguladığı politikalarla, ülkedeki kamu güvenliği ve huzuru bozulmuş, insanlarımızın can ve mal güvenliğinin sürekli tehdit edildiği endişesi taşımasına, suç tiplerinin ve suç işleyenlerin artmasına, suçlu ithal eden bir sistem yaratılmasına sebebiyet verilmiştir.

“Cezasızlık algısı yaratan keyfiliklerin ortadan kaldırılması gerekli”

Asayişin güçlendirilmesi ve suçla etkin mücadele için öncelikle, bu hükümet tarafından zayıflatılan devlet otoritesinin tekrar tesis edilmesi, yaptırım gücünü zayıflatan ve cezasızlık algısı yaratan keyfiliklerin ortadan kaldırılması gereklidir.  Sorun yabancı işgücü değildir. Sorun, kontrolsüz göçün ve yetersiz entegrasyonun doğurduğu sonuçlardır. Kısa sürede nüfus yapısı hızla değişiyor ve buna paralel belli alanlarda suç, kazalar veya kamu düzeni sorunları artıyorsa, devlet bunu veriyle analiz edip, politika geliştirmek ve yönetmekle yükümlüdür. Ülkenin denetimsiz olduğu algısı yerleştiğinde, bundan sadece kayıt dışı çalışmak isteyenler değil, organize suç örgütleri ve suç işlemeyi planlayan kişiler de faydalanmaya çalışabilir. Çok yakın bir geçmişte gördük; tetikçilik gibi organize suç olaylarına karışan kişiler yasal yollarla ülkeye giriş yapabiliyor. Ülkeye girişte, risk analizinin yapılması, istihbarat paylaşımının güçlü olması ve giriş sonrasında kişilerin etkin takibi gereklidir. Polis Genel Müdürlüğü’nün teknolojik kapasitesinin artırılması, suç analiz merkezlerinin ve düzensiz göçle mücadele biriminin güçlendirilmesi, etkin denetim yapılması şarttır. Bunun yanı sıra, ülkedeki eğitim, entegrasyon çalışmaları artırılmalı, kayıtsız kalan ekonomik sektörler denetim altına alınmalı, suçu önleyici politikalar için polis, yerel yönetimler, içişleri, çalışma, eğitim arasında tam bir veri entegrasyonu sağlanmalıdır.

“Esas olan, girişte risk analizi ve girişten sonra etkin takip”

Soru: Bakanlığınız döneminde TC yetkililerinin kimlikle girişler konusunda empoze ettiği bir şeyin söz konusu olmadığını söylemiş, ve “yapmıyorsak kendimiz yapmadığımızdan dolayıdır” demiştiniz. Kimlikle girişler neden kaldırılmıyor, kaldırılması bazı konularda çözüm olur mu?

Baybars: Esas olan hangi belgeyle girdiğinden çok, girişte risk analizinin ve istihbarat bilgilerinin değerlendirilmesi ve girişten sonra etkin bir takip sistemin kurulmasıdır. Güvenlik, belge değiştirerek değil, güçlü kayıt, takip ve denetim sistemi kurarak sağlanmalıdır. “Kimlik herkeste var, pasaport çıkarmaya zorlanarak sistemin açıkları azaltılabilir” diye eleştiriler var. Bu ilk nazarda anlaşılabilir bir eleştiri gibi görülebilir. Öte yandan, kimlikle giriş meselesini de tek başına kamu güvenliğinin bozulmasının nedeni olarak görmek doğru değildir. AB içerisinde de vatandaşların ülkeler arasında kimlikle seyahat edebildiği sistemler mevcuttur. Dolayısıyla, burada esas belirleyici olan, giriş belgesinden çok, kişinin hangi statüde ülkeye kabul edildiği, ne kadar sure kaldığı, nerede kaldığı, ülkeden çıkış yapıp yapmadığı ve girişte risk analiz değerlendirmelerinin yapılıp yapılmadığıdır.  Zaten ülkede ikamet eden, çalışan veya öğrenci muhaceret alan kişilerin pasaportla ülkede ikamet iznine başvurabileceği bir sistem mevcuttur. Bu kişiler, pasaportları olmadan ülkede kalmak için izin alamazlar. Turist olarak gelen kişilerin de, girişte beyan ettiği mali durumu, geliş amacı, konaklama bilgilerinin değerlendirilip kayıt altına alınması, otel ve kalacağı adres üzerinden izlenmesi ve izin verilen sürenin sonunda ülkeden çıkışının doğrulanması gerekir.

“Toplum, devletin süreci yönettiğini hissetmek ister”

Soru: Toplumun güven duygusunu yeniden tesis etmek ve kamu güvenliğini artırmak için ne yapılmalı?

Baybars: Toplum, devletin süreci yönettiğini hissetmek ister, kuralların herkese eşit uygulandığını görmek ister. Güven duygusu ancak şeffaflık, hesap verilebilirlik ve etkin yönetimle yeniden tesis edilir.

Biz yıllarca, bu adanın en önemli özelliklerinden biriyle, güvenli bir ada oluşu ile övündük. İnsanların kapısını kilitlemeden uyuduğu, çocukların ve gençlerin, gecenin her saatinde kendilerini güvende hissederek dolaşabildiği, şiddetin toplumsal hayatın bir parçası olmadığı bir kültürden geldik. Bugün ise, güven duygusunun ciddi biçimde erozyona uğradığını görüyoruz. Özellikle bu hükümetin, kontrolsüzlük, denetimsizlik, bireysel silahlanma konusunda attığı adımlar, kayıt dışılığın denetimsizlikle büyümesine izin vermesi, kuralların keyfi ve istisna uygulamalarla aşındırılması, cezasızlık algısını yayacak uygulamaları peşi sıra dayatması ve her alanda yaratılan başıboş görüntüler, toplumun yıllardır sahip olduğu güvenlik kültürüne zarar verdi. O nedenle, öncelikle bir an evvel seçime gidilerek iradenin yenilenmesiyle birlikte, bu anlayışı değiştirmek ve devletin denetim ve yaptırım gücünü yeniden ortaya koymak gerekiyor.

Suç ortaya çıktıktan sonra müdahale eden değil, riskleri önceden tespit eden bir güvenlik ve denetim sistemi kurulmalı. Polisin personel, teknik ve istihbarat kapasitesi güçlendirilmeli; giriş-çıkış muhaceret, adres kayıtları etkin şekilde takip edilmeli. Kayıt dışı ekonomi ile mücadele edilmeli, insan ticareti ve kaçakçılığı konusunda adım atılmalı, çalışma hayatı ve ucuz işgücü talebi yeniden gözden geçirilerek sistem yenilenmeli ve özellikle kamu güvenliği açısından risk taşıyan alanlarda kurumlar arası denetim ve bilgi paylaşımı artırılmalı.

Bizim yeniden ihtiyacımız olan şey, insanların “devlet bu ülkeyi kontrol ediyor, gerektiğinde müdahale ediyor” duygusunu kazanmasıdır. Güven duygusu da ancak öngürülebilir kurallar, etkin denetim, kararlı yaptırım ve toplumla yeniden doğru iletişimin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ile oluşturulabilir.

Cezasızlık algısı...

Soru: Şu anda yaşanan bu olaylar sırasında, siz İçişleri Bakanı olsaydınız, ilk olarak ne yapardınız önceliğiniz ne olurdu?

Baybars: Benim önceliğim günü kurtarmak olmazdı; sistemi düzeltmek olurdu. Nitekim, İçişleri Bakanı olarak görev yaptığım dönemde, sistemsizliği ortadan kaldırmak, veriyi kayıt altına almak ve planlama yapıp denetlemek gibi birçok konuda somut yapısal değişimler yapmıştık. Bizden sonra gelenler, maalesef, üzerine eklemek yerine, kurulan ve denetimi sağlayacak olan sistemi bozup, keyfiliği açık bir hale getirdiler ve kayıtsızlığın önünü açtılar. İkame ve vize düzeninde, cezaevi disiplin tüzüğünde ve şartlı tahliye sisteminde yapılan değişikliklerle de suçla mücadele, suçu önleme, suç oluştuktan sonra yenilerinin yaratılmasını engellemek için kurulan bütün mekanizmalar keyfi ve istisnai uygulamalarla yerle bir edildi, cezasızlık algısı ve zaafiyet nedeniyle, sistem suç işlemeye ve kamu güvenliğini tehdit etmeye açık hale getirildi.

Kayıt sistemlerini güçlendirmek, kurumlar arası veri paylaşımını artırmak ve kayıtsızlığı azaltarak ülkeye giriş-çıkışları kontrol etmek esas hedefimizdi. Elbette, bu sorunlar kısa sürede çözülebilecek sorunlar değildi ama doğru hedef buydu. Bugün ise sorun çok daha büyümüştür. Kayıt dışı yaşamın artması, denetim eksiklikleri, suç tiplerinin değişmesi, şiddetin artması, kara para aklama riski, uyuşturucu, insan ticareti ve gece kulüpleri gibi alanlarda ortaya çıkanlar birbirinden bağımsız değildir. Güvenlik politikalarının, sadece polis tedbirleriyle değil, etkin muhaceret yönetimi, mali denetim, çalışma hayatının kayıt altına alınması gibi konuları güçlü kurumlarla birlikte ele almak zorundayız.

İçişleri Bakanlığı açısından ilk ve hızlı sonuç alınabilecek önceliğim, ilgili kurumlarla bir koordinasyon toplantısının ardından, sınır kapılarında istibarat ve risk analiz süreçlerinin tam ve aktif uygulanmasını sağlamak ve ülkeye girişlerde kontrolü daha etkin sağlamak ve ülke genelinde güvenlik ve denetim seferberliği başlatmak olurdu. Özellikle, izin süresi dolmuş ve kaydı bulunmayan, turist statüsünde olup fiilen takibi yapılamayanlarla ilgili tespitlerin yapılarak statülerinin hızlıca sonuçlanmasını sağlar, bunu tekrar Polis’in, Muhaceret ve Çalışma Bakanlığı ile yürüteceği koordineli bir çalışma haline getirirdim. Bunun yanında toplumun en yoğun kaygı yaşadığı bölgelerde polisin görünürlüğünü ve gece devriyelerini hemen artırırdım. Bu insanların kısa vadede görebileceği ve hissedebileceği ilk değişiklikler olurdu.

Ancak bütün bu önlemler, bu hükümetin bozduğu sistemin kendisini kalıcı olarak değiştirmeden ve ilgili tüm bakanlıkların sorumluluğunu içeren ortak bir devlet politikası oluşturmadan kalıcı bir sonuç üretmez. Kamu güvenliği, nüfus, göç, çalışma hayatı, turizm, eğitim ve kayıt dışı ekonomi birlikte ele alınmalı, günü kurtaran tedbirler yerine yapısal sorunları ortadan kaldıran sürdürülebilir bir sistem kurulmalıdır.

(Fotoğraflar: ARŞİV)

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler