İki ismin ölümünün 30’uncu yılı dolayısıyla Paralimni’de düzenlenen etkinlikte konuşan Hristodulidis, cinayetlerle ilgili soruşturmanın ardından 13 ulusal ve beş uluslararası tutuklama emri çıkarıldığını söyledi.
Emirlerin bugüne kadar uygulanamadığını belirten Hristodulidis, bunun nedenini kendi ifadesiyle “işgal rejimi ile Türkiye’nin ret tutumuna” bağladı.
İsaak ve Solomou dosyasının kapanmadığını vurgulayan Hristodulidis, faillerin cezalandırılmasının “halkın ortak talebi” olduğunu söyledi. Bunun aynı zamanda Avrupa Birliği’nin yükümlülüğü ve uluslararası toplumun görevi olduğunu savundu.
İki gencin ölümünün yalnızca 1996’daki olayların kayda geçirilmesiyle sınırlı olmadığını söyleyen Hristodulidis, olayların Kıbrıs Helenizminin özgürlük mücadelesiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.
Hristodulidis, İsaak ve Solomou’nun aileleri ile İsaak-Solomou Hafıza Girişimi’ne, motosikletlilere ve anma etkinliklerine katılanlara desteğini belirtti.
Etkinlikler, Paralimni’deki Ayios Dimitrios Kilisesi’nde düzenlenecek 30’uncu yıl anma töreniyle tamamlanacak.
1996’DA NE OLDU?
Tasos İsaak ve Solomos Solomou, Ağustos 1996’da Derinya’daki Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede, üç gün arayla yaşanan iki ayrı olayda hayatını kaybetti.
24 yaşındaki Kıbrıslı Rum Tasos İsaak, 11 Ağustos 1996’da Ada’nın bölünmesini protesto eden motosikletlilerin düzenlediği gösteriye katıldı. Kıbrıslı Rum göstericiler ile Kıbrıslı Türk karşı göstericiler arasında çıkan çatışmalar sırasında ara bölgede kalan İsaak, bir grubun saldırısına uğradı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına yansıyan BM raporları ve tanık ifadelerine göre İsaak, sivil karşı göstericiler ile üniformalı Kıbrıslı Türk polislerin de bulunduğu grup tarafından sopalar ve demir çubuklarla dövüldü. Olaylarda İsaak’ın yanı sıra 54 Kıbrıslı Rum, 17 Kıbrıslı Türk ve 12 BM Barış Gücü personeli yaralandı.
İsaak’ın kuzeni olan 26 yaşındaki Solomos Solomou ise üç gün sonra, 14 Ağustos 1996’da öldürüldü. İsaak’ın cenazesinin ardından bir grup gösterici yeniden Derinya’daki ara bölgeye gitti. Solomou, diğer göstericilerden ayrılarak Türk bayrağının bulunduğu direğe tırmandı ve bayrağı indirmeye çalıştığı sırada açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.
Türkiye, AİHM sürecinde İsaak’ın gruplar arasındaki çatışma sırasında öldüğünü, Solomou’nun ise karşılıklı ateş arasında kaldığını savundu. Mahkeme bu savunmaları kabul etmedi. AİHM, 24 Haziran 2008’de verdiği iki ayrı kararda İsaak ve Solomou’nun Türkiye’nin sorumluluğu altındaki görevliler tarafından öldürüldüğü ve kullanılan gücün haklı gösterilemediği sonucuna vardı.
Mahkeme ayrıca olaylarla ilgili etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2’nci maddesini hem esas hem de usul yönünden ihlal ettiğine hükmetti. İki olayla bağlantılı tutuklama emirlerine rağmen bugüne kadar herhangi bir şüpheli yargı önüne çıkarılmadı.
Hristodulidis: “İsaak ve Solomou’nun faillerini yakalama çabaları yoğunlaştırılacak; 13 ulusal ve 5 uluslararası tutuklama emri çıkarıldı”