Hasan Hastürer, iki liderin görüşmesini “tarihî” olarak nitelendirdiği yazısında “Erhürman, çözümden söz ederken Kıbrıs Türk halkının hayatını zorlaştıran Hristodulidis’in çelişkilerini yüzüne vurdu; maskesini indirdi.” ifadelerini kullandı.
Hastürer yazısında, “Erhürman, Rum Lidere “Çocukların spor yapmasını bile siyasi mücadele alanına çevirerek nasıl ortak gelecek kurulacak?” diye sorarak, Hristodulidis’in çözüm söyleminin ardındaki samimiyetsiz tutumu görünür kıldığının altını çizdi. Hastürer, Erhürman’ın görüşmede Kıbrıs Türk halkına yönelik son engellemeleri tek tek sıraladığına işaret etti.
Hasan Hastürer’in yazısının tamamı:
“Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis arasındaki dünkü görüşmeyi, gerçek anlamda tarihi bir görüşme olarak nitelemek istiyorum.
Neden?
Bir anlaşmaya varıldığı için değil. Çözüm söylemiyle, çözüme zarar veren davranışlar arasındaki çelişki, doğrudan muhatabının önüne konulduğu için.
En yalın tanımlamayla Erhürman, dün Hristodulidis’e haddini bildirdi.
***
Hristodulidis, Kıbrıs sorununda geçmişi, sicili tertemiz bir siyasetçi değildir. Crans-Montana’da kaçırılan tarihi fırsatın siyasi sorumluluğunu Anastasiadis’le birlikte taşıdığını herkes biliyor.
Yıllardır söylüyorum, yazıyorum… Müzakere istemekle çözüm istemek aynı şey değildir.
Masanın kurulmasını isteyebilirsiniz. Fotoğraf verebilirsiniz. Dünyaya çözümden yana olduğunuzu anlatabilirsiniz. Ancak, iki bölgeli, iki toplumla siyasi eşitliğin gereğini, içi dolu kabul etmiyorsanız, yaptığınız, çözümü aramak değil, çözümsüzlüğün sorumluluğundan kaçmaktır. Hristodulidis’e yönelik temel eleştirim budur.
Hristodulidis’in özüyle sözü örtüşmüyor. İki yüzlü değil, çok yüzlüdür.
Kimseye hakaret etmek istemem. İnsani ve mesleki terbiyem buna izin vermez. Ama nezaket, gerçeği söylemenin önünde engel de değildir.
Birilerinin, Hrsitodulidis’in “çözüm” söyleminin arkasındaki, çelişkili, samimiyetten uzak tutumu görünür kılması gerekiyordu.
Erhürman dün bunu yaptı. Yüzündeki maskeyi indirmek için ilk hamleyi çok iyi bir şekilde yaptı.
Erhürman, siyasetçi kimliğinin yanında bir akademisyendir. Hukukçudur. Sözcüklerini tartar. İnsani hassasiyetlerini korur. Kavga etmeyi sevmez. Ancak bu, söylenmesi gerekeni söylemeyeceği anlamına gelmez.
Dünkü tavrını, nezaket sınırlarını koruyan ciddi bir uyarı olarak okuyorum.
Çünkü aynı masada oturan iki liderin, uzlaşı noktasına birlikte varması gerektiğini biliyor. Birinin yürüdüğü yolda öteki sürekli çukur açarsa, ilerlemek mümkün değildir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin beklediği yapıcı iklim de tam burada anlam kazanıyor.
Erhürman bahar havası yaratmaya çalışırken, Hristodulidis’in tutumu fırtınayı besliyorsa, bunun adı karşılıklı güveni geliştirmek olamaz.
Dünkü bir saatlik bölümün büyük bölümünde Erhürman konuştu.
Hristodulidis’in patronluğunda Kıbrıs Türk Halkına yönelik saldırıların son yedi örneğini tek tek söyledi:
Avrupa Parlamentosu’nda kayıplar ve savaş suçları ele alınırken Kıbrıslı Türklerin yaşadıklarının dışarıda bırakılması…
Müzik etkinliklerinin baskılarla iptal ettirilmesi…
Barcelona’nın çocuklara yönelik Kuzey’deki futbol çalışmasının engellenmesi…






