Yorulmak bilmeyen bu savaşçı neferler fizik olarak aynı adada bulunuyorlar ama ruh ve akıl olarak farklı dünyalarda yaşıyorlar. Kendi değerlerini, algılarını, ideolojilerini, kimliklerini güdümleyen milliyetçilikten hareketle, kendi mitolojilerini yaratıp kendi travmalarını kutsuyorlar. Kendi kahramanlarını yüceltiyorlar, kendi mağduriyetlerini abartarak vurguluyorlar.
“Biz” ve Onlar” arasında devam eden bu toptancı savaşta Ötekinin mağduriyeti görülmediği gibi, Öteki bir nefret nesnesine dönüştürülüyor.
Tam da bu yüzden argümanları ahlak açısından meşru değildir. Çünkü, Ötekini görmemek, ahlak ve etik normlarının dışında hareket etmek demektir.
Hafıza Savaşı Geleceğin Önünü Kesiyor!
Geçmişin tek yanlı anlatısına dayalı “Hafıza Savaşı” gelecekte olması gerekenin yapılmasını da engelliyor. Çünkü, var olan durumu nasıl algıladığımız, gelecek tahayyülümüze yansıyor. “Korkunç” bir geçmiş algısına sahipsek, geleceği de “korkulu bir rüya” olarak görebiliriz.
Nitekim, Kıbrıs’ta toplumlar geleceğe sırtını dönmüş durumdadırlar. Sahip olduklarından daha iyi bir gelecek tahayyül edemiyorlar. Bu da onları şimdiki zamana ve geçmişe sabitliyor.
Siyaset sahnesinde geleceğe dönük çabalar terk edilince, sahne bütünüyle Hafıza Savaşçılarına kalıyor. Onlar da toplumları geçmişin çarmıhına geriyor.
Hafıza Değiş Tokuşu ve Kısır Döngüyü Kırmak!
Bu kısır döngüyü kırmak zor olsa da mümkündür. Örneğin, Ötekinin acısını hatırlatmak önemli bir çıkış yolu olabilir.
Bu, elbette Ötekini her haliyle kabul etmek anlamına gelmiyor. Söz konusu “Biz” de olsak, “Onlar” da olsa haklıyla haksızı ayırmak, adalet ile adaletsizlik arasında ayırım yapmak çok önemlidir.
Yürünmesi gereken başka yollar da vardır: “Biz” ile “Onlar” gruplarının mağdur bireylerine ses vermek. Kendi hikayelerini kendi dilinden anlatmalarına olanak tanımak.
Yani, Hafıza Değiş-Tokuşu yapmak.






