Aslında bizim memleket biraz su alan bir gemiye benziyor. Güvertede herkes telaşlı, herkes bağırıyor, herkes geminin kurtulması için mücadele ettiğini söylüyor. Fakat kimse ambarlara inmiyor. Kimse suyun nereden geldiğine bakmıyor. Herkes kaptanın kim olacağını tartışıyor.
Üstelik bu geminin dümeni de bütünüyle bizim elimizde değil. Adanın kuzeyinin Türkiye’ye bağımlı siyasi ve ekonomik yapısı, burada kurulacak hükümetlerin ve seçilecek siyasetçilerin hareket alanını baştan sınırlayan bir gerçeklik. Sandıkta kaptanı değiştiriyoruz ama geminin rotasını belirleyen daha büyük güç ilişkileri yerinde duruyor.
Buna rağmen her seçim döneminde bize yeniden aynı hikaye anlatılıyor…Yeni kaptan, yeni dönem, yeni mücadele… Sanki kaptan değişince deniz değişecek. Oysa geminin rotasını belirleyen koşullar değişmedikçe, kaptanın elindeki dümen ne kadar parlak olursa olsun gideceğimiz yerin sınırları belli.
Fakat mesele yalnızca kaptan da değil. Bu gemide her yolcunun da kendine göre bir hesabı var. Siyasetçiden şikayet eden, şikayetinin giderilmesi için seçim zamanı adaylardan telefon bekliyor. Aslında haklılar. Çünkü ülkede olacak iş de olmayacak iş de bu dönemde çözüme kavuşuyor.
Torpile kızan, kendi işi için bir tanıdık arıyor. Liyakatsizlikten yakınan, fırsatını bulduğunda yakınının önünü açmaya çalışıyor. Yani birileri geminin dümenini tutmak istiyor, diğerleri de dümenin yanından kendine bir sandalye kapmaya çalışıyor. Sonra hep birlikte geminin neden bu hale geldiğini soruyoruz.
Herkes memleket için mücadele ediyor ama herkesin mücadeleden anladığı başka. Kimi iktidar için, kimi makam için, kimi kendi işi için, kimi gerçekten memleket için.






