Nefret, kitle ruhu psikolojisine dönüşmüşe benziyor. Bunu anlamak için Türkçe ve Yunanca dillerinde sosyal medyada yazılanları taramak, basına göz atmak, televizyon programlarına bakmak ve siyaset erbabının açıklamalarını dinlemek yeter!
Toplumlar neredeyse birbirlerinden nefret eden kabilelere dönüşüyor. İçe kapalı ve “haklı”, dışa karşı öfkeli... Bağnaz ve dar bir haklılık anlayışıyla birbirlerine saldırıyorlar.
Geçmişinde Etnik Nefret Bu Kadar Güçlü Değildi!
Bu ülkenin geçmişinde çok kötü şeyler yaşandı. Fakat, etnik topluluklar bugünkü kadar birbirlerinden nefret etmiyorlardı. İçine sürüklendikleri çatışma ortamı, etnik nefretten değil, gelecek tahayyüllerinin (Enosis-Takism) kendi içinde çatışmayı barındırmasından kaynaklanıyordu.
Karşıt milliyetçiliklerin şekillendirdiği “anlam dünyaları” vardı ama 1940’lı ve 50’li yıllarda yurttaşlar köylerde ve şehirlerde barışçıl ilişkiler içinde yaşamaya devam ediyordu. Birbirlerine karşı nefret beslemiyorlardı. Belki karma olmayan köylerde önyargılar daha güçlüydü ama yukarıdan müdahale edilmedikçe kimse kimseye saldırmıyordu.
Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda (1960), birkaç yıl önce yaşanan etnik çatışmalara rağmen sıradan Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar dünyayı şaşırtan bir uyum sergilemişlerdi. Çünkü, şiddet tabandan gelmemişti. Siyasi elitlerin yukarıdan yönlendirmesinin bir sonucuydu.
1963-1967 döneminin şiddet olayları da kitlelerin etnik nefret duygularının eseri değildi. Bu olaylar, çatışan siyasi emeller besleyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin yaşamasını istemeyen siyasi elitlerin örgütlemesiyle yaşanmıştı.
Bu dönemde Kıbrıslı Türklerin mağdur edildiğini kimse yadsıyamaz. Fakat, 1974 Savaşında Kıbrıslı Rumların ağır bir mağduriyete uğradığı da bir vakıadır.
Önemli olan, bu mağduriyetleri yarıştırmak değil, idrak etmek ve duygudaşlık sergilemektir.
Çatışan Gelecek Tahayyülleri Geçmişte Kaldı Ama...
Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin adanın geleceğine dair kavgaya tutuştuğu zamanlar nesnel olarak sona ermiştir. Artık kimse veya çok az kişi Enosis veya Taksim diye haykırıyor.
Taraflar prensipte ülkenin geleceğini Federal Kıbrıs’ta ve AB üyeliğinde gördüklerini kabul etmiş bulunuyor. Bu konuda mutabakat imzalamış, görüş birliktelikleriyle yakınlaşmalar sağlamışlardır.
Uluslararası toplum, başta BM ve AB olmak üzere, çözümü -gevşek veya merkezi güçlü fark etmez- federal bir devlette görüyor.





