"13 yaşında ilk talebesini aldı"
Annem 1926 yılında Abohor’da, bugünkü ismiyle Cihangir'de doğmuş. 7-8 yaşlarında ailesiyle Lefkoşa'ya taşınmışlar. Nüfus kâğıdında ismi Şerife olarak kayıtlı olmasına rağmen hep Mukaddes ismiyle bilindi ve anıldı. İlkokula giderken aynı zamanda terzi yanına da giderek mesleği öğrenmiş ve usta çıkmış. Annem gibi erkek kardeşi Aysın da çok iyi bir erkek terzisiydi. Dayım da önce Lefkoşa'da Terzi İrfan Bey’in yanında, daha sonra kendi atölyesinde Larnaka ve Yeni İskele'de terzilik yaptı. O zamanlar "kurs" kelimesi pek kullanılmazdı; terzi, ayakkabıcı ve diğer zanaatkârlara usta, yanlarında çalışarak meslek öğrenenlere çırak ya da talebe deniliyordu.
Annem 13 yaşında terzilik yapmaya başladığında ilk talebesi 11 yaşındaymış. Çocuk yaşlarda başladığı meslek hayatını hiç durmaksızın 70’li yaşlarına kadar sürdürdü. Sadece babam Fikri Irız'la evlendiği ilk yıllarda bir buçuk yıl kadar İstanbul'da yaşamışlar. Bundan dolayı olmalı, çok düzgün bir Türkçesi vardı. Bir tek o zaman terzilik yapmamış.

"Evimiz bir okul gibiydi"
Ağabeyim ve ben dikiş odalarında, dikiş makinelerinin ve büyük dikiş masalarının etrafında annemin talebeleriyle büyüdük. Evimiz bir okul gibiydi. On üç, on beş talebesi olduğu zamanları hatırlarım; Selma, Hatice, Esmahan, Gülfidan, Sevilay… Talebelerinden sadece bazılarıydı.
Abdi Çavuş Sokağı’ndaki doğduğum ev, annemin ilk atölyesi sayılırdı. Daha önceki evleri Küçük Medrese Sokağı’ndaymış. Sonra yine Abdi Çavuş'ta iki terzi dükkânı açtı. O zamanlar bir kadın olarak bu girişimi çok takdir edilmişti. 1974 yılından sonra açtığı iş yerini kapatmak zorunda kaldı ve tekrar evde dikiş dikmeye başladı. En son Muharrem Apartmanı’nda dikiyordu; hem ev hem atölyeydi.
Talebeleri daha çok Lefkoşa'ya yakın köylerdendi, sabah erken otobüslerle gelirlerdi. Anneme çırak olarak gelen genç kızların terzi çıkması yaklaşık iki yıl sürerdi ve sonunda terzi olduklarını gösteren bir belge alırlardı. Bu genç terziler dikişin dışında ustalarından çok şey öğrenirlerdi. Annem güçlü bir hafızaya sahip, ileri görüşlü ve kültürlü bir kadındı. Mutlaka her gün gazete alır, hemen hemen tüm sayfalarını okurdu. Bir de son sayısına kadar Hayat dergisini hiç aksatmadan alırdı.
"Burada dergisi ve Avrupa kumaşlarıyla yüksek moda"
Evimize Lefkoşa’nın her kesiminden, en çok da Köşklüçiftlik ve Çağlayan semtlerinden müşteriler gelirdi. Herkes annemin dikişine ve zevkine çok güvenir, gelen müşteriyle birlikte moda dergileri en az bir saat karıştırılıp en uygun modeller seçilirdi. Kimin vücuduna, yaşına ve kişiliğine ne yakışacağını çok iyi bilirdi. Her ay Saray Otel’in altındaki Hazım Remzi'den Burda dergisini ve yine bu derginin altı ayda bir çıkan, içinde Haute Couture tasarımların yer aldığı özel sayısını alırdı. Bu dergi diğerlerine göre çok pahalıydı; gece kıyafetleri, şık elbiseler, tayyör ve paltolar çoğu zaman bu sayılardan seçilirdi.
Bazı müşteriler kumaş seçimini de anneme bırakırdı. Kumaş seçerken genelde beni de yanına alırdı; Adem Kader, Songurlar, Bağzıbağlı, Kale ve Ercantan gibi mağazalardan alınırdı. Hemen hemen hepsi Avrupa kumaşlarıydı; satenler, kaşmirler, kürkler, ipekliler, şifonlar, güpürler, danteller... Çoğunun renkleri ve desenleri resim gibiydi. Özellikle 80’li yıllara kadar bu güzel, gösterişli kumaşlarla dikilen kıyafetlerle herkes çok özel ve güzel görünürdü. Şimdilerde neredeyse unutulan tayyör en çok dikilen kıyafetlerdendi.
Lefkoşa’da pek çok kişinin nişan elbisesini ve gelinliğini annem dikmiştir, pek çoğu hafızamdan hâlâ silinmedi. Günümüzde herkes neredeyse aynı modelleri giyiyor, birbirine benziyor. Annem bazı modelleri kendisi yaratır, bazen ayakkabı modeline göre kıyafet tasarlar, bazen de Kılıç Ayakkabı Dükkânı’ndan elbisenin renk ve modeline uygun ayakkabı yaptırırdı. Bana çocukluğumdan mesleği bırakana kadar diktiği kıyafetleri ev taşınmaları nedeniyle birkaç parça dışında saklayamadım, çoğunu hediye verdim; saklayamadığım için bugün büyük üzüntü duyuyorum.








